Etiket: Afrika

  • Türk Afrika Düşünce Kuruluşları Buluşması Toplantısı Başladı

    Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Afrikalı entelektüeller kendi hikayelerini ve dünya görüşlerini kendi ağzından, kendi yüreklerinden, kendi perspektiflerinden anlatmalı, bunu tüm dünyaya duyurmalıdır. Artık hep beraber yaşadığımız tarihi yazacağız” dedi.

    T.C Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından düzenlenen Türk Afrika Düşünce Kuruluşları Buluşması Eresin Otel’de düzenlendi. İki gün sürecek olan toplantıya ORDAF Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, ORDAF Afrika Direktörü Prof. Dr. Ahmet Kavas ve YTB Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül başta olmak üzere 33 ülkeden 48 düşünce kuruluşu temsilcileri katıldı.

    Burada kürsüye davet edilen Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, “Afrika ile ilişkilerimiz büyük bir ivme kazandı. 2008 yılında İstanbul’da 1. Türkiye Afrika İş Birliği Zirvesi gerçekleştirildi. 2010’da Afrika strateji belgesi uygulanmaya başladı ve ilişkilerimiz daha da derinleşti. Bu sayede Türkiye Afrika ortaklığı tanımlanabilecek bir döneme geçildi. Yine 2. Türkiye Afrika Ortaklık Zirvesi Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da 2014 yılında yapıldı. 2009 yılında Türkiye’nin Afrika kıtasında 12 büyükelçiliği vardı. Buna karşılık Afrika ülkelerinin Ankara’da 10 büyükelçiliği vardı. Bugün durum nedir; Afrika’da 39 büyükelçiliğimiz, 4 başkonsolosluğumuz var. Afrika ülkelerinin Ankara’daki diplomatik temsilcilik sayısı da 32’ye yükseldi. Ve bugün daha fazla Türk işadamı Afrika’da yatırım yapıyor. Daha fazla Türk STK’lar Afrika’da faaliyet gösteriyor. Beklide Türkiye’de yaptıklarının daha fazlasını Afrika’nın şehirlerinde yapıyorlar. Oradaki insanlara sahip çıkıyorlar” dedi.

    “SAHRAALTI AFRİKA ÜLKELERİ İLE TİCARET HACMİMİZ 10 KAT ARTIŞ KAYDETTİ”

    Akdoğan, “Sahraaltı Afrika ülkeleri ile ticaret hacmimiz 10 kat artış kaydetti. 6 milyar dolar yatırımımız var. THY 40 farklı şehre tarifeli uçuş gerçekleştiriyor. TİKA olarak Afrika’nın birçok şehrinde su kuyuları açıyoruz, hastaneler yapıyoruz, aşevleri yapıyoruz, meslek edindirme kursları veriyoruz. Hep insani yardımlar oradaki insanların yaşam standartlarını yükseltmek hem oradaki kapasiteyi geliştirebilmek ve katkıda bulunmak için faaliyetler yürütüyoruz”şeklinde konuştu.

    “ARTIK HEP BERABER YAŞADIĞIMIZ TARİHİ YAZACAĞIZ”

    Akdoğan, “Türkiye bursları kapsamında 6 bine yakın öğrenci Türkiye’de üniversitelere yerleştirildi. 4 bine yakın Afrikalı öğrenci şuanda ülkemizde bulunuyor. Birçok alanda STK’larımızın projelerine destek oluyoruz. Bundan sonra da bu çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Dünya Afrika’nın hikayesini asırlardan beri başka kıtaların sözcülerinden, entelektüellerinden, yazarlarından dinledi. Afrikalı entelektüeller kendi hikayelerini ve dünya görüşlerini kendi ağzından, kendi yüreklerinden, kendi perspektiflerinden anlatmalı, bunu tüm dünyaya duyurmalıdır. Artık hep beraber yaşadığımız tarihi yazacağız” ifadesini kullandı.

  • Çalık, Afrika Ülkesi Benin’de Türkiye’yi Anlattı

    AK Parti Malatya Milletvekili ve TBMM Nüfus ve Kalkınma Grubu Başkanı Öznur Çalık, Avrupa Parlamenter Formu’nun(EPF) davetlisi olarak ‘Ougadougou Ortaklığı 4. Yıllık Toplantısı’na katılmak üzere gittiği Benin’de incelemelerini sürdürdü.

    Benin’de düzenlenen Parlamenter Toplantısına da katılan Milletvekili Çalık, burada Avrupa Parlamenterler Formu ve Afrika Parlamenter Formunun üyeleri ile bir araya geldi. Toplantıda bir konuşma yapan Çalık, “Bu toplantı geçtiğimiz Eylül ayında New York’ta 193 ülkenin imzası ile kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin(SDG) küresel anlamda önemine değinmek için önemli bir fırsattır. Bildiğiniz üzere Ouagadougou (Ogadagu) Ortaklığı da Frankafon Batı Afrika ülkelerinin birlikte karar alarak kollektif hareket ettiği önemli bir ortaklıktır. Bu ortaklık Frankafon Batı Afrika ülkelerinin; Nüfus, Kalkınma ve Aile Planlaması konusunda 2011 yılından bugüne kadar almış olduğu ilerleme de önemli bir itici güçtür. 2011 yılında bu güne yapılan taahhütlerde ciddi ilerlemeler gözlemlenmiştir. Tabi bu ilerlemeler, gelişmeler yeterli midir? Kesinlikle hayır! Ancak Frankafon Batı Afrika ülkelerinin parlamenterleri olarak kabul edilen taahhütlerin arkasında kararlılıkla durmanızı takdir edilmesi gereken bir husustur. Özellikle ülkelerinizin geleceği için hayati öneme sahip olan aile planlaması, anne-bebek ölümleri ile mücadele konusunda önümüzdeki yıllarda da yapılacak çalışmalar sürdürülebilir kalkınmaya ciddi katkı sağlayacağından şüphem yoktur” diye konuştu.

    Kalkınmanın temelinin sağlık olduğunu belirten Çalık, “2015 SDG hedeflerinin üçünün doğrudan sağlık koşullarını ele alması ve 2030 MDG çerçevesinde de sağlığa ilişkin konuların öneminin devam etmesi Cinsel Sağlık, Üreme Sağlığı ve Aile Planlamasının rolü ve önemini arttırmaktadır. Son on yılda sağlık alanında birçok az gelirli veya orta gelirli ülkede yaşanan ilerlemeler oldukça etkileyicidir. Birçok ülkede, çocuk ve anne ölümü oranlarında şimdiye kadar yaşanan en büyük düşüş kaydedilmiştir. BM kuruluşları ve Dünya Bankası Grubu tarafından yapılan açıklamaya göre, anne ölümlerinde 1990 yılından bu yana %44 lük bir azalma kaydedilmiştir. Ancak Sahraaltı Afrika ve Güney Asya’da bulunan en düşük gelire sahip ülkeler ve çatışmalardan etkilenenler başta olmak üzere birçok ülkenin 2015 yılına kadar SDG’nin gerçekleştiremediği görülmektedir. Ülkeler arasındaki politik farklılıklar, ekonomik sosyal, eşitsizlikler ve bunların sağlık ve dolayısı ile Aile Planlaması ve Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı üzerindeki etkileri kalkınma hedeflerinin gerçekleştirme oranlarında da farklılıklar yaratmaktadır. Eldeki veriler, Aile Planlaması, Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı da dahil olmak üzere, sağlığa bir çok ülkede yapılan mevcut yatırımların ne yeterli ,ne etkili ne de eşit bir dağılımda olduğunu göstermektedir. Bu da son on yılda alınan kaynaklar miktarı bağlamında, sağlıktan eşit oranda yararlanılamadığı düşüncesini tartışmaya açmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında değinilmesi gereken önemli bir diğer konu ise Cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesidir. Ekonomik, Sosyal ve Çevresel düzeyde kalkınmanın merkezinde olan ve geleceğin toplumuna, ekonomisine ve ulusal politikalarına şekil vereceklerden biri de kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesidir” İfadelerini kullandı. Konuşmasında Türkiye’deki gelişmeleri de anlatan Çalık, “Geleceğin nesillerine yön verecek olan kız çocuklarına yatırım yapılması küresel düzeyde önemsenmekte ve öne çıkmaktadır. Kız çocuklarının temel ve mesleki eğitimlerine devam ederek eğitimlerini tamamlamaları, ekonomiye erkeklerle eşit fırsatlarla katılımı, onlara daha refah bir yaşam ortamı sağlayacak ve sürdürebilir kalkınmanın başarısında yer alacaklardır. Kız çocuklarının eğitimlerine devam etmeleri, erken ve çocuk evlilikleri yapmalarını, erken yaşlarda gebe kalmalarını engelleyecektir. Ana çocuk sağlığının iyileşmesine katkıda bulunacak bu durum, sürdürebilir kalkınmayı da, anne ölümlerinin ve sakatlıklarının azalmasını da pozitif etkileyecektir. Türkiye Sağlıkta Dönüşüm programı ile 11 yılda bebek ölüm hızını binde 6’ya düşürerek bebek ölümlerini son 20 yılda en hızlı düşüren 4. ülke konumuna gelmiştir. Ülkemde Anne ölümleri izleme programı ile anne ölüm oranı yüz binde 14’e düşmüş, doğum öncesi bakım hizmetleri ve Hastanede doğum oranı yüzde 99’a yükselmiştir. Aile planlaması programı ile Kadınların herhangi bir kontraseptif yöntem kullanım oranları dünyada yüzde 63, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) Avrupa ülkelerinde yüzde 71 iken Türkiye’de yüzde 73,5’dir. Kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesinde eğitimin çok önemli olduğunun bilincinde olan ülkemizde 12 yıllık zorunlu eğitimi getirilmiş olup, okullaşma oranı son 10 yılda yüzde 9 artarak ilkokulda yüzde 100’e yükselmiştir. Türkiye, Kız çocuklarımızın eğitimini desteklemeye yönelik olarak birçok ulusal, uluslararası kuruluşlarla işbirliği projeler yürütülmektedir. Kadın ve kız çocuklarına yönelik olarak her türlü şiddetin ortadan kaldırılması için başta uluslararası antlaşmalar(CEDAW) olmak üzere anayasamızda, Türk Medeni Kanununda, Türk Ceza Kanununda, İş Kanununda birçok yeni düzenlemeye gidilmiştir. Ayrıca, Türkiye Avrupa Konseyi’nin “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi(İstanbul Sözleşmesi)” onaylayan ilk ülke olmuş ve bu sözleşmeyi ülkemiz adına dönemin Dışişleri Bakanı şimdiki Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu imzalamıştır. Türkiye olarak, G-20 dönem Başkanlığı’nda ilk kez Woman 20 Zirvesini gerçekleştirerek; G-20 Liderlerine, Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların Ekonomik olarak güçlendirilmesi yönünde çağrıda bulunulmuştur. Ülkemiz 23-24 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul’da ilk defa gerçekleştirilecek Dünya En Az Gelişmiş Ülkeler İnsani Zirvesi’ne ev sahipliği yapacaktır. Temennim, bu etkinliğin başarılı bir şekilde gerçekleştirilerek, yaşadığımız sıkıntıların çözümüne vesile olmasıdır” dedi.

    Çalık konuşmasına, “Her insanın sağlıklı bir yaşam sürmesi doğal bir haktır. Bugün dünyada Sadece hayatta kalma, yaşama tutunma yani var olma mücadelesi veren milyonlarca insan vardır. En iyi örneği ülkemizin yanı başında Suriye ve Orta Doğu’da görmekteyiz. Bugün Orta Doğu’daki insanlar için, Afrika’daki insanlar için mücadele etmezsek verilen taahhütler sözde kalır ve bu durumun hiçbir şekilde insani bir yanı yoktur. Savaşların en çok mağduru kadınlar, çocuklar ve bebeklerdir. Bunun için tüm insanlığın ayağa kalkması gerekmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle tüm insanlığın barış ve kardeşlik içinde sağlıklı bir yaşam sürmesini, kadınlara ve kız çocuklarına karşı her türlü ayrımcılığın ve şiddetin son bulmasını diliyorum” dedi.

  • TİKA’dan Boşnak Ve Türk Öğrencilere Afrika Tecrübesi

    Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) desteği ve Genç Boşnaklar Derneği’nin organizasyonunda 34 Boşnak ve Türk üniversite öğrencisi, 5 farklı Afrika ülkesinde hem Afrika’yı tecrübe ettiler hem de yardım yapmanın mutluluğunu yaşadılar.

    TİKA, dünya gençlerinin bilinçlenmesine katkıda bulunmaya devam ediyor. TİKA, Genç Boşnaklar Derneği tarafından organize edilen “Sınırları Aşmak, Dostlar Edinmek” başlıklı proje kapsamında Bosna Hersek’ten ve Türkiye’den 34 Boşnak ve Türk üniversite öğrencisini 5 farklı Afrika ülkesine göndererek öğrencilerin hem Afrika tecrübesi edinmesine hem de dünyanın farklı coğrafyalarının yaşadığı güçlükler konusunda bilinçlenmesine katkıda bulundu. Etiyopya, Fildişi Sahili, Kenya, Sudan ve Tanzanya’ya ilk kez giden öğrenciler, TİKA’nın ve bölgede faaliyet gösteren yerel STK’ların çalışmalarını yakından görme fırsatı elde ederken, okul malzemesi, gıda dağıtımı, okul ve sağlık ocağı tadilatı gibi proje çalışmalarına da gönüllü olarak iştirak ettiler. Yaklaşık bir hafta süren Afrika yolculuğunun sonunda düzenlenen sertifika dağıtım törenine İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Başkanı Şekip Avdagiç, Bosna Hersek İstanbul Başkonsolosu Adi Durmiç, İstanbul Siyasal Vakfı Başkan Yardımcısı Turhan Konak ve TİKA temsilcileri katıldı.

    Öğrencilerin yaşadıklarını sunumlar eşliğinde anlattığı törende konuşan İTO Meclis Başkanı Şekip Avdagiç, dünyadaki benzeri kuruluşların arasında yardımları ulaştırma konusunda TİKA’nın gurur kaynağı olduğunu ve faaliyet gösterdiği tüm coğrafyalarda TİKA’nın adının Türkiye ile birlikte anıldığına şahit olduklarını ifade etti. Aydagiç, öğrencilerin söz konusu proje kapsamında edindikleri tecrübelerin gelecekte önlerini aydınlatan bir ışık olacağını kaydetti.

    Bosna Hersek’in İstanbul Başkonsolosu Adi Durmiç ise, öğrencilere proje kapsamında verilen desteğin önemli olduğunu ifade ederek TİKA’ya teşekkür etti.

    Siyasal Vakfı adına konuşan Başkan Yardımcısı Turhan Konak da, okumakla görmek arasındaki farka dikkat çekerek, TİKA’nın ve proje organizasyonunda yer alan diğer kuruluşların öğrencilere çok büyük katkıda bulunduklarını söyledi.

    Afrika seyahatleri sırasında yaşadıklarını dile getiren öğrenciler, Afrika ile ilgili gelecekte de gönüllü faaliyetlerde yer almak istediklerini belirterek, dünyanın bu zor coğrafyasını tanımalarına katkıda bulunduğu için TİKA’ya teşekkür ettiler.

  • Mobiliyum, Amerika Ve Afrika Pazarına Açılıyor

    BURSA (İHA) – İhracat hacmini 300 milyon dolardan 1 milyar dolara çıkarmayı hedeflenen Mobiliyum AVM; Amerika, Afrika ve Orta Asya pazarına açılıyor.

    Bursa’nın İnegöl ilçesinde bulunan Türkiye’nin en büyük mobilya AVM’si Mobiliyum, ihracat rakamlarını arttırmak hedefiyle başladığı yurt dışı tanıtım faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Mayıs 2015’ten bu yana Bursa İnegöl’de faaliyet gösteren Mobiliyum, yurt dışı mobilya ticaret heyetleri ile görüşmelerini sıklaştırdı. Bu doğrultuda yaz aylarında Kazakistan, Katar ve İran gibi Orta Asya ülkeleriyle ticari faaliyetlerin geliştirilmesi maksadıyla yapılan görüşmelerin ardından ekim ve kasım aylarında da Amerika ve Afrikalı mobilya alıcılarıyla görüşmeler başlatıldı. Türkiye’nin mobilya üretiminin yüzde 50’sini gerçekleştiren İnegöl’de 225 bin metrekare kapalı alanda 200 yerli mobilya üreticisinin bir araya gelmesiyle kurulan Mobiliyum AVM, 300 milyon dolar olan ihracat hacmini 1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

    Mobiliyum AVM’nin ve İnegöl mobilyasının tanıtıldığı görüşmelerde, ekim ayında High Point Market Mobilya Fuarı’nın Genel Müdürü Alfred L. Bolton’un Mobiliyum’da ağırlandığını ifade eden Mobiliyum Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kavaz, “Bolton, İnegöllü mobilya üreticilerinin sahip olduğu teknolojiden, üretim potansiyelinden ve ürün kalitesinden oldukça etkilendi. Bizim ürünlerimizin Amerika’da da pazarı olabileceğini söyledi. Bizler de High Point Market Mobilya Fuarı’nda yani 365 gün mobilya stantlarının olduğu ve ürünlerin sergilendiği uluslararası pazarda yer almak istediğimizi ilettik. Bunun haricinde kasım ayında ise 24 Afrika ülkesinin büyükelçilerin burada ağırladık. Afrika heyeti oldukça iyi intibalarla İnegöl’den ayrıldı. 100 yılı aşkındır tüm dünyaya mobilya satan İnegöl, 3 binin üzerindeki mobilya üreticisiyle Türkiye’nin de mobilya ihtiyacının 50’sini karşılıyor. Mobilya sanatı deyince ilk akla gelen merkez İnegöl. Sektör 60 bin kişiyi istihdam ediyor” diye konuştu.

    Mobilya konusunda pek çok ilke İnegöl’ün imza attığını ifade Kavaz, “Türkiye’nin ilk Mobilya Organize Sanayi Bölgesi İnegöl’de kuruldu. Türkiye’nin en kapsamlı ve en büyük mobilya meslek lisesine ev sahipliğini İnegöl yaptı. Mobilya konusunda her zaman ilklere imza atmaya devam ediyoruz. 365 gün mobilya fuarı konseptiyle düm dünya ile buluşmayı hedefliyoruz. Şu anda Mobiliyum’da oturma gruplarından yatak odalarına, yemek odalarından bebek ve genç odalarına, ofis mobilyalarından aksesuarlara kadar binlerce ürünün yer almaktadır. Yerli ve yabancı mobilya tüccarları, dekorasyon şirketlerini ağırlayacağımız otelimizle bütün dünyaya hizmet veriyoruz” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Türkiye’deki Suriyeli Çocukların Eğitimi İçin Orta Afrika Modeli

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un danışmanı Doç. Dr. Ali Osman Öztürk, Türkiye’deki 650 Bin Suriyeli çocuğun eğitimine yönelik daha önce Orta Afrika’da denenen birtakım projelerin yeniden dizayn edilerek uygulamaya konulacağını bildirdi. Öztürk, proje kapsamında bedava internete ulaşma, çok hızlı bir şekilde Arapça müfredatı içeren yazılımlar olduğunu belirtti.

    Amerikalı ve Türk yetkililer, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen programda Suriye’deki iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan çocukların eğitimiyle ilgili sorunlara çözüm bulunmasını ele aldı. ABD’de düzenlenen “Bridging Education Gap for Refugee Children in Turkey” konulu panele Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un danışmanı Doç. Dr. Ali Osman Öztürk ile Dışişleri Bakanlığı heyetinin yanı sıra Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Denis McDonough, İdari İşler ve Kaynaklardan Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Heather Higginbottom, UNICEF yöneticisi Anthony Lake ve Malala Fonu Başkanı Meighan Stone katıldı.

    Panelde Türkiye’de eğitim gören Suriyeli çocuklar hakkında bilgi veren Öztürk, Washington’daki temaslarının detaylarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. Öztürk, Türkiye’deki Suriyeli öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ortak olarak neler yapılabileceğini tartışmak üzere ABD Dışişleri Bakanlığı’nın davetine icabet ettiklerini dile getirdi.

    “650 BİN SURİYELİ ÖĞRENCİNİN 250 BİN KADARI OKULA GİDEBİLİYOR”

    Şu anda Türkiye’de okul çağında 650 bin Suriyeli öğrenci bulunduğunu bildiren Öztürk, bunlardan 250 bin kadarının okula gidebildiğini vurguladı. Öztürk, geri kalan 400 bin civarındaki Suriyeli öğrencinin okulla buluşturulması noktasında ilgili taraflarla görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.

    129 kişinin öldüğü 352 kişinin de yaralandığı Paris saldırılarının ardından Amerikan halkında ciddi kafa karışıklığı yaşandığını ifade eden Öztürk, 31 eyalet valisinin Suriyeli mültecileri kabul etmeyeceğini deklare etmesinin bu durumun en önemli göstergesi olduğuna dikkat çekti. Öztürk, Türkiye’nin 650 bin öğrenciyi ülkesine kabul ettiğini ancak Amerika’nın 2017’de 10 bin mültecinin girişine kaygıyla baktığınu söyledi.

    “BİZDEKİ SIĞINMACILARIN EN BÜYÜK SORUNU DİL”

    Türkiye’deki Suriyeli öğrencilere dönük yürütülen çalışmalar konusunda bilgi verdiğini anlatan Öztürk, “Bizdeki sığınmacıların en büyük sorunu dil. Halen Türkçe’yi tam olarak konuşamıyor ya da öğrenim kalitesinde kullanamayan bir öğrenci potansiyeli var. İlk önce bu sorunu aşmak için dil eğitimleri hızlandırıldı. Bunun için sınır boylarındaki merkezlerde 200’ü aşkın geçici öğrenim merkezleri kuruldu. Buralarda ilk adım olarak yetişkinlerle beraber bütün Suriyeli misafirlerimize dil eğitimi veriliyor. Öğrencilere ilkokuldan başlamak üzere Türkçe eğitimi verilerek hemen hemen her seviyede Türk eğitim sistemine entegre olmaları sağlanıyor. Dil öğretimi zaman alacak bir süreç” ifadelerini kullandı.

    Okula giden Suriyeli çocukların ailelerinin de yardıma ihtiyaç duyduğunu dile getiren Öztürk, “Çocukların eğitime, ailelerin de gündelik yaşamlarını devam ettirmeleri için yardıma ihtiyacı var. Sayın Başbakanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ifade ettiği gibi biz öyle ya da böyle tüm imkanlarımızı seferber ederek şu anda ulaştığımız öğrenci sayısını ikiye katlamayı planlıyoruz. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığımız ile uluslararası kuruluşlar nezdinde gerekli çalışmalar başladı” dedi.

    “DAHA ÖNCE ORTA AFRİKA’DA DENENEN PROJELER VAR”

    Öztürk, eğitim konusunda Orta Afrika ve diğer bölgelerde yaşanan sıkıntıların ardından denenen bir takım projeler olduğunu hatırlattı. Söz konusu projelerin daha önce sonuç getirdiğini belirten Öztürk, ABD’nin teknoloji devi Google’ın birtakım bilgi teknolojilerini kullanarak imkan sağladığını vurguladı.

    Özellikle mülteci sorunu yaşanan bölgelerde daha önce uygulanan projenin Türkiye’ye uygulanmasına ilişkin detayların paylaşıldığını dile getiren Öztürk, “Biz bunları dizayn etme konusunda daha etken olmak istiyoruz. Suriyeli çocukları uygun olan şartlarda Türk eğitim sistemine entegre etmek istiyoruz. Bu projelerin Türkiye’de uygulamaya konulması açısından yeniden dizayn edilmesi lazım. Altyapı yapı olarak güzel, çalışmış ve başarılı olmuş sistemler ama uyum gerekiyor. Bu konuda görüş alışverişine başlamış durumdayız. İlgili birimler iletişime geçmiş durumda. Sınır boylarında yer alan 10 büyükşehrimizde bu tür desteklere her halükarda açık olduğumuzu, olumlu katkıların her zaman Türkiye tarafından hoşlukla karşılandığını ve beklendiğini dile getirdik” şeklinde konuştu.

    “YOL HARİTASI BERABER ÇİZİLECEK”

    Mülteci çocukların eğitimi konusunda yol haritasının uluslararası toplumla beraber çizileceğini söyleyen Öztürk, şöyle devam etti:

    “Projenin kapsamında örneğin bedava internete ulaşma, çok hızlı şekilde Arapça müfredat öğreten yazılımları var. Bize bazı prototipler gösterdiler. Onun dışında kapasite geliştirme, okul inşaatı yapma, okulları akıllı okul haline dönüştürme, mobil üniteler oluşturma… Bunların çok farklı yöntemleri var. Bizim mobile çok ihtiyacımız yok çünkü Birleşmiş Milletler tarafından ödül almış geçici koruma kamplarımız var. AFAD bünyesinde çok ciddi hizmetler veriliyor. Eğitimle ilgili geçici barınma merkezlerinde hiç sorunumuz yok. Orada kısmen uluslararası destek alınmış durumda. Şu anda bizim esas meselemiz kamp dışındaki öğrenciler. Onlara da ulaşılması ve bu farkındalığın oluşturulması hem süreç hem de eğitim kapasitemizin altyapı olarak geliştirilmesi çok önemli bir noktaydı.”

    Öztürk, ziyaretinde en çok Türkiye’nin 2.2 milyon Suriyeli, 300 bin Iraklı sığınmacıyı nasıl ağırladığı konusu olduğunu belirtti.

    MÜLTECİLER KONUSUNDA EN ÇOK TARTIŞILAN BAŞLIKLAR, “TERÖR” VE “SUÇ ORANLARI”

    Temaslarının detaylarını paylaşan Öztürk, Paris saldırısının ardından mültecilere yönelik en çok hangi konuların tartışılmaya başlandığını aktardı.

    ABD’deki görüşmelerinde kendisine en çok yöneltilen soruların, “Onlar gelip bizim sosyal dengemizi ne kadar bozacak? Bana çok sorulan soru, suç oranlarında ciddi bir değişiklik oldu mu, Türk insanı nasıl karşıladı?” olduğunu söyleyen Öztürk, bunun üzerine suç oranlarında ciddi bir artış olmadığını aktardığını ifade etti. Öztürk, “Yer yer tansiyonların, yığılmalardan ve ani gelişmelerden dolayı yaşandığını, bunların da terör ve kargaşa ortamına mahal vermeyecek seviyede olduğunu söyledik. İnsan onuruna yakışır şekilde açık kapı politikamızın insana verilen değerin karşılığı olarak her zaman devam edeceğini belirttik” dedi.

    ABD’de başkanlık yarışının başladığına işaret eden Öztürk, “Cumhuriyetçi” kesimin Suriyeli mültecilerin hiçbir şekilde kabul edilmemesi yönünde görüş belirttiklerini vurguladı. Cumhuriyetçilere göre Suriyeli mültecilerin kabul edilme şartlarını aktaran Öztürk, “Kabul edilseler bile ancak Hristiyan olanların kabul edilmesi hatta 12 aşamalı bir prosedürden geçirilerek, Kongre’nin kuracağı bir heyetle tek tek görüşerek alınmaları yönünde. Bu da ipe un sermek anlamına geliyor. Fakat bunu Amerikan kamuoyu okuyor” diye konuştu.

    “2.5 MİLYON İNSANIN ZARAR VERMEDİĞİ ORTAMDA BİZ NEDEN 10 BİN KİŞİYİ ALMIYORUZ? DEMEYE BAŞLADILAR”

    Suriyeli sığınmacılar konusunda Batılı ülkelerin kararını etkileyen en önemli meselenin terör olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Mültecilerin kabul edilmesi durumunda toplumun barışçıl ortamını, düzenini bozacak herhangi bir şey olur mu?” sorusuna yanıt arandığını belirtti. Öztürk, “Buradaki korkuları ise Beyrut ve Paris olaylarından sonra gerçekten ortaya çıkan çirkin bir ortam. Hiçbir dini, ırkı, cinsiyeti itham altında tutmamakla beraber bu tamamen İslamofobia denilerek sergilenen bir tavır. Yalnız Türkiye’nin tavrı onlar için bir turnusol kağıdı ya da bir ayna oluyor. ’2.5 milyon insanın zarar vermediği bir ortamda biz neden 10 bin kişiyi almıyoruz?’ demeye başladılar” ifadelerini kullandı.

    “AMERİKAN KAMUOYUNU THİNK TANK KURULUŞLARI YÖNLENDİRİYOR”

    Öztürk, Amerikan kamuoyunu ve kurumlarını özellikle dış politika konusunda think tank kuruluşlarının yönlendirdiğine işaret ederek, şunları söyledi:

    “Bizim de içinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesini ilgilendiren ciddi çalışmalar yapan think tank kuruluşları var. Biz oralardan da davet aldık. Oralarda da Türkiye’nin 2.5 milyon misafirimizi nasıl ağırladığını, ne gibi kolaylıklar tanıdığını, yaşadıklarımızı, öğrendiklerimizi neler yapmayı planladığımız, hükümet olarak politikamızı nasıl uzun vadeli ve kalıcı stratejilere dönüştürdüğümüzü paylaştık. Suriye topraklarında güvenli bölge ve uçuşa yasak bölge talebimizi anlattık. Ortaya çıkan sorunun ötesinde sorumluluk paylaşımına geçilmesini talep ettik. Bunun Esed’in olmadığı bir siyasi çözümden geçtiğini dile getirdik.”

    “TERÖRÜN DE SIĞINMACILIĞIN DA DİNİ, IRKI, MEZHEBİ YOKTUR”

    Mülteci sorununda ABD ile Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin elini taşın altına koyması gerektiğini vurgulayan Öztürk, yaptığı görüşmelerde ilgili tarafların gecikmiş bir ziyaret olduğunu, Türkiye’den bu tür ziyaretleri sık sık beklendiklerini aktardı.

    “Elde ettiğimiz en önemli netice, uluslararası toplumun iki yüzlü tavrına karşı biz mülteci krizinin propagandasını ya da PR’ını yapmadık” diyen Öztürk, “Bahane üretiyorlar ama maalesef bazı sıcak gelişmeler de onlara kolaylık sağlıyor. Paris saldırıları gibi. Temelde şunu söylememiz lazım: Terörün de dini, ırkı, mezhebi yoktur, sığınmacılığında da. Her an herkes bir gün sığınmacı olabilir. Dolayısıyla biz terörü lanetlerken sığınmacıları kucaklamalıyız ki terörün şiddeti ve tahribatı azalsın” şeklinde konuştu.

    Öztürk, kendisine yöneltilen “Batı’nın bu tavrı Ortadoğu halkı üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor?” sorusuna verdiği yanıtı şöyle aktardı:

    “İnanın bu tavrınız halkı çok mutlu etmemekle beraber teröristlerin ya da terör gruplarının ekmeğine yağ sürüyor, radikalleştiriyor. Çünkü ’Batı size zaten sırtını döndü. Gelin, beraber onlara karşı savaşalım’ diyorlar. Biz bölgenin ortasında bunlarla mücadele ederken sizin gibi müttefiklerimizden beklediğimiz destektir. Kalkıp da bunu siz kendi halkınıza farklı noktalarda izah etmek yerine Ortadoğu’nun halklarını da düşünerek tavır takınsanız bizim işimiz de kolaylaşacak teröristlere de bu kadar alan kalmayacak. Bu söylemimiz çok etkili oldu. Hicap duymalarının sebebi buydu.”

    “DÜNYANIN SON YÜZYILDA İNSANİ BOYUTTA YAŞADIĞI EN CİDDİ BUHRANLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Mülteci meselesiyle ilgili insanı odak noktasına alan bir yaklaşımla Türkiye’nin neler yaptığının anlattıklarında çok daha iyi geri dönüşler aldıklarını vurgulayan Öztürk, “Dolayısıyla bundan sonra yapılacak olan şey, yaptıklarımızı uluslararası platforma taşımak. Dünyanın son yüzyılda insani boyutta yaşadığı en ciddi buhranla karşı karşıyayız. Bunu dile getirmekten geri kalmamalıyız. Biz eğer düşünüyorsak onlar kendileri anlıyorlar durumu. Gördük ki anlaşılmıyor. Bu da demek ki bizim sahada taşıdığımız yükü onlara da taşıyarak, bilgi olarak aktararak neyle karşı karşıya olduğumuzun farkında olmalarını sağlamamız gerekiyor” dedi.