Etiket: Adaleti

  • Bahçıvan: “İş Davalarında Amaç Adaleti Sağlamak Olmalı”

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Erdal Bahçıvan, meclis Ocak ayı toplantısında “İş davalarında amaç adaleti sağlamak olmalı” dedi.

    İstanbul Sanayi Odası (İSO), meclisi Ocak ayı olağan toplantısı, “Ekonomimiz ve Sanayimiz Açısından Yargı Sisteminin İyileştirilmesi ile Hızlı ve Etkin Bir Hukuk Sisteminin Önemi” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın konuk olarak katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan Türkiye’nin kapsamlı bir reform dönemini başlattığı bu dönemde, aynı zamanda yargı sisteminin iyileştirilmesiyle hızlı ve etkin bir hukuk sisteminin kurulmasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

    Çinli filozof Konfüçyüs’ün, “Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner” sözünü hatırlatan Bahçıvan, “Ülkemizin son yıllarda yaşadığı büyük toplumsal ve ekonomik değişim, yargı alanına yönelik bir reformu öncelikli ihtiyaç haline getirmiştir. Hükümetimiz tarafından açıklanan “Yargı Reformu Stratejisi” umut verici bir gelişme. Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki beş temel hedef olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesi, hesap verilebilirlik ve şeffaflığın artırılması, yargının daha hızlı ve verimli çalışmasının temini, insan odaklı sistemin geliştirilmesi ve özgürlükleri koruyan yaklaşımın hakim kılınması çok önemli” dedi.

    “İŞVEREN DAVALARDA HAKSIZ BULUNARAK ZARARA UĞRATILIYOR”

    İşçi-işveren ilişkileri ve çalışma hayatı ile ilgili hukuki sorunlarına değinen Bahçıvan, iş davalarının çoğunlukla işveren aleyhine sonuçlandığını, yargıçların, ’güçlü karşısında güçsüzün korunması’ ilkesinden yola çıkarak çalışanı koruma eğiliminde olduğunu dile getirdi. Gelinen noktada işverenlerin davalarda yüzde 99 haksız kabul edilerek zarara uğratıldığını, kanuni düzenlemelerin sadece işçi lehine esnetildiğini ve kamu vicdanının rahatsız edildiğini vurgulayan Bahçıvan, şunları söyledi: “Ülkemiz sanayinin dünya rekabeti içinde yerini alması için, işçinin de işverenin de eşit şartlar ve eşit haklar altında, amaç birliği içinde çalışması büyük bir önem taşımaktadır. Davalarda amaç popülist yaklaşımla tek tarafı korumak değil adaleti sağlamak olmalıdır. Çalışanların ücret alacakları ile kıdem ve ihbar tazminatlarına dair kanunda öngörülen zamanaşımı süreleri de çok uzun, bunun iki yıl ile kısıtlanması gerekmektedir. Yine son yıllarda iş davalarının sayısındaki artış, çalışma huzur ve barışını zedelerken işletmelerin verimliliğini olumsuz etkilemektedir. İş kanunu tasarısında, iş uyuşmazlıklarında dava açmadan önce ’arabulucuya’ başvurmanın zorunlu kılınması son derece olumlu bir gelişmedir. Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki esnek çalışma modellerinin ülkemizde uygulanamaması önemli bir sorun. Mahkemeler, ‘alt işverenlik uygulamasına işverenin muvazaalı işlemidir’ anlayışıyla bakıyor. Tarafların iradesine uygun olarak kurulan belirli süreli iş sözleşmelerinin dahi geçersiz kabul edilmesi, yeni istihdam şekilleri yaratılmasını engellemektedir”.

    “HUKUKİ İNOVASYON OLAN ALTERNATİF YÖNTEMLER YAYGINLAŞMALI”

    Bahçıvan, tahkim, arabuluculuk, hakem-bilirkişilik gibi hukuki inovasyon olarak tanımlanabilecek alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyerek, “Hakem, Bilirkişi, Eksper Listeleri Yönetmeliği gereği Sanayi ve Ticaret Odaları kendi bilirkişi listelerini oluşturmaktadır. Bu sebeple Sanayi ve Ticaret Odaları, kurulması planlanan Bilirkişilik Kurulları’nda yer almalıdır” dedi.

    Bahçıvan’ın diğer konulara ilişkin önerilerini şu şekilde sıraladı:

    Belli bir meblağın altındaki ticari uyuşmazlıklarda tahkimin zorunlu tutulması sağlanmalıdır.

    Davaların uzun sürmesi sorunu karşısında, yasal altyapısı 2004 yılında oluşturulan İstinaf Mahkemeleri’nin, Temmuz 2016 itibariyle hayata geçirilecek olması umut vericidir.

    İhtisas Mahkemeleri, uzman hakimlerin davaları daha doğru ve bilirkişiye gitmeden en kısa sürede çözebileceği sistem olarak görülmeli ve uygulaması geliştirilerek yaygınlaştırılmalıdır.

    Türkiye’de iflas ertelemedeki süre kısıtının ortadan kaldırılması, AB uyum sürecinde uygulanan düzenlemeler dikkate alınarak kanunlaştırılması, şirket mağduriyetlerini ortadan kaldıracak önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede konunun uzmanı kayyum atamalarının yapılması, kötü niyetli eylemlerin önlenebilmesi amacıyla Odalar tarafından belirlenecek konunun uzmanı bilirkişilerin de yetkilendirilmesi gerekmektedir.

    Odalar tarafından seçilecek “Fahri Hakimlerin” atanması için gerekli düzenlemelerin yapılması elzemdir.

    Devlet, şirket gibi hareket ederek işlemlerde bulunmakta, borçlanmaktadır. Devlet mallarının haczedilememesi gibi kanundan doğan kısıtlar nedeniyle alacağını tahsil edemeyen işyerleri zor duruma düşmekte ve iflasa kadar gidebilmektedir. Devlet kurumlarının herhangi bir satın alma yapması halinde, ayrım yapılmaksızın devletin de özel sektöre benzer bir yaptırıma tabi tutulması gerekmektedir.

    İdari yargıda kararların geç alınması, yürütmenin durdurulması kararlarının geç verilmesi veya hiç verilmemesi nedeni ile telafi edilemez zararlar oluşmaktadır. Bu zararların önlenmesi amacıyla yürütmeyi durdurma talebinde bulunulduğu tarih itibariyle, hakimin kararını vereceği süre sonuna kadar yürütmeyi durdurma hükmü verilmiş gibi işlem yapılmasının sağlanması gerekmektedir.

    İcra takibine itiraz maddeleri yeniden düzenlenerek belgesiz ve mesnetsiz itirazın geçersiz olacağı eklenmelidir.

    İcra sisteminin özelleştirilmesi veya sistemin hızlı şekilde işlemesi için farklı çalışmalar ve çözüm önerileri üretilmelidir.

  • Hisarcıklıoğlu: “İslam Ülkeleri, Gelir Adaleti Ve Zenginlik İçin Ticareti Artırmak Zorunda”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla gerçekleştirilen 31’inci İSEDAK Toplantısı’nda konuşan TOBB Başkanı ve İslam Ticaret Sanayi Tarım Odası Başkan Yardımcısı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, zenginliği artırmanın ve aradaki bu gelir farkını azaltmanın yolunun İslam ülkelerinde ticareti arttırmak olduğunu vurguladı.

    İslam ülkelerindeki kalkınma konusunu ele alan İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) Toplantılarının 31’incisi geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı ve İslam Ticaret Sanayi Tarım Odası Başkan Yardımcısı M. Rifat Hisarcıklıoğlu yaptığı konuşmada 31’inci İSEDAK toplantısında özel sektöre verilen fırsattan dolayı teşekkür etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam ülkelerinin sorunlarına her zaman büyük bir önem verdiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu Erdoğan’ın başta Filistin olmak üzere, Somali’de, Suriye’de sıkıntı çekenlere, ortak değerlere her zaman sahip çıktığını anlattı.

    Hisarcıklıoğlu, küresel ekonomik krizden bu yana dünyanın, hızlı bir değişim yaşadığına değinirken, “Ekonomik ve siyasi dengeler değişiyor, yeni bir küresel dönemin sancıları yaşanıyor. Bu değişimi okuyabilen, ve bu değişime hazırlık yapanların kazanacağı bir süreci yaşıyoruz. İslam dünyası olarak bizler, dünyayı iyi okumalıyız. Dönüşümü görmeliyiz. Bu yeni küresel döneme hazırlanırken, kendi özeleştirimizi de iyi yapmalıyız” diye konuştu

    TOBB Başkanı ve İslam Ticaret Sanayi Tarım Odası Başkan Yardımcısı M. Rifat Hisarcıklıoğlu İslam ülkeleri olarak çok büyük hazinenin üzerinde oturduklarına işaret ederek şöyle konuştu:

    “SESRIC verilerine göre İslam Coğrafyasının nüfusu, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 23’ü. Dünya petrol rezervlerinin yüzde 69’u, dünya doğalgaz rezervlerinin yüzde 57’si İslam ülkelerinde. Coğrafi olarak da büyük bir avantajımız var. Dünyanın ticaret ve enerji koridorları üzerindeyiz. Hint okyanusunu Akdeniz’e bağlayan Kızıl Deniz ve Süveyş Kanalı; kuzeyi güneye bağlayan İstanbul Boğazı bizim topraklarımızda. Dünya zenginliğinden aldığımız pay sadece yüzde 11. Tek başına ABD dünya zenginliğinin yüzde 19’una, Çin ise yüzde 13’üne sahip. 57 İslam ülkesinin toplamı bu rakama ulaşamıyor. Daha vahimi dünyanın en az gelişmiş 48 ülkesinin 21’i maalesef İslam ülkeleri. Daha vahimi, İslam ülkeleri arasındaki gelir farklılığı çok büyük. En zengin İslam İşbirliği Örgütü üyesiyle en fakirinin kişi başı milli geliri arasında tam 630 kat fark var. Bu durum hepimizi rahatsız ediyor olmalı. Çünkü biz “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir” diyen bir inancın mensuplarıyız. Zenginliğimizi artırmanın ve aramızdaki bu gelir farkını azaltmanın tek yolu İslam ülkelerinde ticareti arttırmaktır. Özellikle de birbirimizle yaptığımız ticareti arttırmak.

    Asırlarca birbirine düşman olan batı dünyası, birbirleri yaptıkları ticareti arttırarak birlikte zenginleştiler. Bunun en somut örneği yanı başımızda. AB ülkeleri, dış ticaretinin yüzde 70’ini birbirleri ile yapıyor. Batılı ülkeler şimdi, daha fazla işbirliği kuruyor. ABD, Avrupa Birliği ve Asya-Pasifik ülkeleri ile tek bir ekonomik blok haline gelmek için çalışıyor. Yani zaten zengin olan bu ülkeler, daha fazla zenginleşmek için bir araya geliyor. İslam ülkeleri olarak bizlerse dış ticaretimizin sadece yüzde 20’sini birbirimizle yapabiliyoruz. Elbette bu rakamda her yıl kademeli bir artış yaşanıyor. Ama hala potansiyelimizin çok çok altındayız. Bu konuda hızlı davranmak zorundayız”

    “EN ÖNCELİKLİ KONU TERCİHLİ TİCARET ANLAŞMASI”

    En öncelikli konunun İslam ülkeleri arasında ticareti artıracak olan Tercihli Ticaret Anlaşmasının hayata geçirilmesi olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu, tercihli ticaret anlaşmasının ekonomik işbirliğinin ilk basamağı olarak görüldüğüne dikkat çekti. Bunun sadece belirli ürünlerde gümrük indiriminin sağlanması anlamına da geldiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, “Ama biz bu adımı bile atmakta zorlanıyoruz. 57 ülkenin 12’si TPS-OIC’i imzaladı, TPS-OIC bu on iki ülke tarafından onaylandı. Ancak taviz listeleri güncellenmediği için TPS-OIC halen uygulamaya geçmedi. İslam ülkelerinin siyasi iradelerinden beklentimiz, anlaşmanın uygulamaya geçmesi için gerekli adımları atmaları, bizlerin önünü açmalarıdır” ifadesini kullandı.

    Diğer önemli konunun da vize uygulamaları olduğunu açıklayan Hisarcıklıoğlu şunları söyledi: “Bizim kültürümüzde kardeşler birbirinin evine vize alıp değil, selam verip girer. Ama biz burada birbirimize engel koymaya devam ediyoruz. Unutmayalım ki insanlar girip çıkarken zorlandıkları ülkeyle değil, rahat ulaşabildikleri ülkeyle ticaret yapar. Sayın Cumhurbaşkanımız önderliğinde Türkiye bu alanda çok önemli adımlar attı. Pek çok ülke ile vizesiz geçiş imkanına kavuştuk. Bunun somut faydalarını da kısa sürede gördük. Bu ülkelerle karşılıklı ticaretimiz ve turizm faaliyetimiz ciddi oranda arttı. Türk iş dünyası olarak beklentimiz, İslam ülkelerinin bu konuda topyekün ve kapsayıcı bir politika geliştirmesidir.

    Üçüncü önemli konu da ticari sorunların hızlı çözümüdür. Bizler gecikmiş adaletin bile adaletsizlik olduğunu söyleyen bir dinin mensuplarıyız. Aramızdaki ticareti arttırmak istiyorsak sorunlara hızlı ve adil çözüm üretmeliyiz. Bu kapsamda ticari sorunların karara bağlanacağı ortak bir tahkime sahip olmalı, bu konuda ortak iradeyi ortaya koymalıyız.

    Türkiye olarak biz bu coğrafyada petrol ve doğalgazı olmadan, özel sektöre dayalı olarak zenginleşebilmiş tek ülkeyiz. Türk özel sektörü ve TOBB olarak, girişimcilik tecrübemizi kardeşlerimizle paylaşmaya hazırız. Hali hazırda; hizmet üreten, girişimciliğe destek veren Ticaret ve Sanayi Odası sistemi için, İslam ülkelerine kapasite geliştirme programları uyguluyoruz. Aynı şekilde, yatırım ortamının iyileştirilmesi, organize sanayi bölgeleri, ulaştırma ve modern ticaret borsaları gibi alanlarda tecrübemizi aktardığımız programları gerçekleştiriyoruz. İslam Coğrafyasının birer parçası olan bizler, bildiklerimizi birbirimizle paylaştıkça zenginliğimiz katlanarak artacaktır. Çünkü bizim inancımızda vermek; malı, bilgiyi, tecrübeyi eksiltmez, çoğaltır. Unutmayalım ki, ancak bu şekilde ümmetin refah ve huzurunu artırabiliriz”.