Etiket: Acıları

  • Boşandığı eşi tarafından ölümle tehdit edildiğini iddia eden Sibel Aslan yaşadığı acıları anlattı

    Boşandığı eşi tarafından ölümle tehdit edildiğini iddia eden Sibel Aslan yaşadığı acıları anlattı

    Kayseri’de Sibel Aslan, boşandığı eşi tarafından ölümle tehdit edildiğini belirterek yetkililerden yardım istedi. Aslan, 5 yıllık evliliği sürecinde sürekli şiddet gördüğünü, çocuğu için dayanmaya çalıştığını ama en sonunda dayanılmaz bir hal aldığında boşanmış olmasına rağmen kurtulamadığını ifade ederek “Oğlumla güzel bir hayat yaşamam için bu adamın bana ayak bağı olmamasını istiyorum” dedi. Aslan’ı ölümle tehdit ettiği iddia edilen eksi eşi Onur D. ise suçlamaları kabul etmedi.

    Kayseri’de Sibel Aslan, boşandığı eşi Onur D.’nin kendisine şiddet uygulayarak, ölümle tehdit ettiğini belirterek, sosyal medya aracılığıyla yardım istedi. Onur D. ile 6 yıl önce evlenen, 5 yıl evli kalan ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle geçen yıl boşanan Aslan, “Arkamda gözü yaşlı bir evlat bırakmak istemiyorum. Bir kadın cinayetinin haberi olmak istemiyorum. Ben ölmeden sesim olun” ifadelerini kullanarak sesini duyurdu. Hiçbir kadının hak etmediği şekilde şiddet gördüğünü söyleyen Sibel Aslan, İHA’ya yaptığı açıklamada, “Sosyal medyaya yansıdıktan sonra neler yaşandığını anlatayım. Dün gece bir gözaltı oldu ve şahıs adliyeden elini kolunu sallayarak geziyor. Biz evleneli 6 yıl oldu, 2014 yılında evlendik ve 5 yılın sonunda kendisinden boşandım. Son 1 yıldır da ayrı yaşıyoruz ama kendisi hala bu durumu kabullenememekte. İlk şiddeti evlendikten 2 ay sonra görmeye başladım. Hem fiziki, hem de sözlü her türlü şiddeti kendisi bana yaşattı. Hepsi de oğlumun gözünün önünde yaşandı ve zaten hamileyken de her türlü şiddete maruz kaldım kendisi tarafından. Çocuğun aklı yetiyor şu an 5 yaşında ve bu yaşına kadar benim yaşamış olduğum tüm şiddete kendisi şahit olmuştur. Bu yüzden de babasından korkan bir çocuk. Şöyle örnek vereyim mesela, eve gelirken neden ekmek almadın ben mi alacağım der ve beni dövmeye başlardı. Ya da hiç unutmadığım dayak sebeplerinden bir tanesi de ilk hamile olduğum zamanlarda annesini aradım ve canım kıymalı çekiyor, fırın da yanınızda, siz fırına 2 tane sipariş verin, ben de Onur’a söylerim o da gelirken alır dedim. Annesi de arıyor ‘ben senin eşinin hizmetçisi miyim?’ diyerek ve eve gelip annem senin kölen mi, diyerek beni dövmeye başladı. Ben o zamanlar 2-2,5 aylık hamileydim. Çok saçma ve gereksiz, hiçbir kadının hak etmediği konulardan ben defalarca kez dayak yedim” dedi.

    Aslan, şiddet yüzünden ameliyat olduğunu ve sonrasında boşandığını söyleyerek, “Her defasında bir yerimi kırıyordu ya da benim bir yerlerim sürekli mor ya da incinmiş oluyordu. Hamileyken düşük tehlikem vardı. Bu şekilde sürekli zarar gördüm ve en son verdiği zarar da zaten elmacık kemiğimi kırdı. Ondan dolayı ben bir ameliyat geçirdim. 60 kiloydum, 40 kiloya kadar düştüm. Bu süreçte ben evladım için ayakta durdum bir şekilde ve boşanmaya şu şekilde karar verdim. Dedim ki, Sibel sen evladın babasız büyümesin diye bu acıyı çekiyorsun ama sana bir şey olursa zaten bir tarafı eksik büyüyecek. O zaman bir tercih yapman gerekiyor, ya babasız büyüyecek ya da annesiz büyüyecek. Annesiz büyümesin de babasız büyüsün, diye karar verdim. Ameliyattan 1 hafta sonra da kendisine boşanma davası açtım ve aynı gün de boşandım kendisinden” ifadelerini kullandı.

    Boşanmadan sonra bu durumu eski eşinin kabul etmediğini söyleyen Sibel Aslan, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Boşanmadan sonraki tehditler de kendisi kabullenemediğinden dolayı oldu. Ben artık kendisine şans vermek istemiyorum çünkü aynı şeyleri, aynı senaryoları yaşayacağız farklı şeyler değil. Kendisi kafasında madde bağımlılığından dolayı farklı şekilde yorumluyor. Benim hayatımda birinin olduğunu, bundan dolayı kendisine şans vermek istemediğimi ve o kişiyi de bulmak için benim sosyal hesabımdaki tüm erkek arkadaşlarıma tek tek yazıyor. Sizin onunla bir birlikteliğiniz var mı? Nesi oluyorsunuz? Nasıl tanıştınız? gibi bel altı olan her şeyi arkadaşlarıma sormuş ve ben artık bundan dolayı utanıyorum. Arkadaşlarım ‘Sibel eski eşin yazdı bizi tehdit ediyor’ diyor, hatta birkaç arkadaşımın dükkanını basmış ve tehdit etmişler. Bunlar dışında da bana sardı, ‘sen benim hala namusumsun’ düşüncesinde. Halbuki ben öyle değilim, biz ayrılalı 1 sene oldu. ‘Sen bana ihanet ettin’, ‘sen namussuzsun’ gibi şeylerden dolayı dedi ki ‘seni öldüreceğim, sen bunu hak ediyorsun’. Yetkililerden bu adamın gerekli cezayı alması için tutuklanmasını ve cezaevine girmesini, benim de oğlumla güzel bir hayat yaşamam için bu adamın bana ayak bağı olmamasını istiyorum. Bunu da yapacak tek kişinin yetkililer olduğunu düşünüyorum. Bir an önce gerekli işlemler yapılsın ve bu adam hak ettiği yere gitsin.”

    “Kimsenin olayın iç yüzünü bilmeden yargılamasını istemiyorum”

    Cep telefonu ile çektiği video ile İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Onur D. ise attığı mesajları o anlık sinirle attığını ve aile içi sorunlara dair evrakların resmi mercilerin elinde bulunduğunu savundu. Onur D., “Cani olarak algı oluşturulan insan maalesef benim. Şu anda yoldayım. Devletimizin koymuş olduğu bir şart var. Hem kendi iyiliğim için, hem de herkesin iyiliği için gerekli olan neyse adli mercilerde sonuçlanmıştır. Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığım için çok üzgünüm. Olayın aslı göründüğü gibi değildir. Herkes sosyal medyada istediği gibi yargılar gibi bir durum var bizim ülkemizde. Ben bu açıdan çok üzgünüm. Evet bizim eksikliklerimiz de var. Attığımız mesajlar kötü mesajlar. Bana yakışmayan mesajlar. O mesajların sebebi eski eşimin 3-4 kişiyle farklı şekilde yazışmalarından, tanışma faslından kaynaklandığı için. Kısa süreliğine kızgınlık sebebi ile oluşan bir durumdu. Sosyal medyada attığı fotoğraftaki kan resmi de bir buçuk ay kadar önce benim aracımın dikiz aynasına vurmamdan kaynaklı elim yara aldı. Bu resmi olarak emniyette de var, benim hastane raporlarım da mevcut. Şu an hala kan örnekleri mevcut. Bunları yapacak karakterde olmadığımı büyüklerimiz tespit ettiler. Doğru her zaman ortaya çıkacak. Ben hatasızım demiyorum. Hatasız kimse olamaz ama tek taraflı yargıda kimsenin bulunmasını istemiyorum. Şunu da belirtmek isterim ki, sadece konu bu değil. Konu içinde özel sebepler de var. Kayıtlarımız da mevcut, şahitlerimiz mevcut. Yaşayan insanlar şu an da hala hayattalar. Onlar da araştırılsın. Bana söylenilenler bunlar. Bunları ben sabah adliyede görüştüm ve ifademde belirttim. Ayrıca bunlar açıklanacak durumlar değil, bunu da ayrıca özellikle belirtmek isterim ki, aile yapısında olmayacak durumlar, yazışmalar vesaire şeyler var ve bunlar şu anda elimde. İfademi de verdim ve resmi makamlar da gördü. Bunlardan utandığım için medyaya yansıtmak istemiyorum. Bunu da söylemiş olayım” dedi.

  • Çankaya anıtlarıyla acıları da, tarihi de unutturmuyor

    Çankaya Belediyesi, toplumsal olayları, hafızalardan silinmemesi gereken acıları ve bilim, sanat, düşün tarihine iz bırakan isimleri Çankaya’da yaşatıyor.

    Çankaya Belediyesi, ilçenin dört bir yanına yerleştirdiği heykel ve anıtlarla uzak ve yakın tarihe ışık tutmak adına kişi ve olayları kent belleğine kazandırıyor. Gerek temalı parklarını, gerekse kültür ve sanat merkezlerini daha da anlamlı kılmak için mekanlara sanat ile dokunan Çankaya Belediyesi, toplumsal olayları, hafızalardan silinmemesi gereken acıları ve bilim, sanat, düşün tarihine iz bırakan isimleri Çankaya’da yaşatıyor. Tüm farklılıkların bir arada olabileceği bir iletişim ve etkinlik alanına karşılık gelen kamusal alanlarda sanat ile var olmanın önemini vurgulayan Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, “Heykel sanatı kuşaklar arası bellek aktarımıdır. Yerel yönetimler olarak sadece asfalt, kaldırım yapmanın ötesinde yaşadığımız dünü, bugünü unutturmamak, gelecek nesillere aktarmak ve kentimizin bu anlamda belleğini canlı tutmak da en önemli görevlerimiz arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günlerine dair savaş ve bağımsızlık mücadelesi yıllarının anlatıldığı heykel ve rölyefler İsmet İnönü, 9 Eylül Kuruluş ve Kurtuluş Savaşı Parklarında yer alıyor. İsmet İnönü Parkı’nda yer alan “Lozan Anıtı” Heykeltıraş Metin Yurdanur’un imzasını taşıyor. Lozan Antlaşması’nı betimleyen anıtta ay yıldızın içine yerleştirilen Atatürk ve İsmet İnönü’ye gelecek kuşakları simgeleyen gençler eşlik ediyor. Yurdanur’a ait bir diğer eser ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kuruluş yıl dönümü olan 9 Eylül’de açılan “9 Eylül Kuruluş Parkı”nda yer alıyor. Anıt, Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında çekildiği bilinen Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’nün heyecan içinde sohbet ettikleri fotoğraftan esinlenilerek yapıldı. Kurtuluş Savaşı Parkı içinde yer alan anıt ve rölyef çalışması ise Kurtuluş Savaşı’nı yeni nesillere anlatacak açık hava müzesi niteliği taşıyor.

    Usta şair, yazar ve sanatçıları da gelecek kuşaklara aktarma amacında olan Çankaya Belediyesi, yaptığı kültür merkezlerine, parklara isimlerini vermenin yanı sıra onları ya eserleriyle ya da büstleriyle gelecek nesillere tanıtıyor. “Karlı kayın ormanında yürüyorum geceleyin” dizeleriyle Nazım Hikmet ve Zülfü Livaneli’nin bir arada oluşunu simgeleyen Murat Daşkın imzalı anıt Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nin bahçesinde yer alırken; Türk edebiyatının unutulmaz ismi Yaşar Kemal Parkı ise sanatçının “O iyi insanlar, o güzel atlara binip, çekip gittiler” dizelerinden esinlenen Metin Yurdanur imzalı heykele ev sahipliği yapıyor. Heykeltıraş Filinta Önal’ın eseri olan, Türk şiirinin usta ismi Can Yücel büstü, adına Çiğdem Mahallesi’nde yapılan parkta yer alıyor. Büstün kaidesinde şairin “Başka türlü bir şey benim istediğim” dizelerini içeren “Değişik” isimli şiiri bulunuyor.

    Türk basınının unutulmaz kalemlerinden Uğur Mumcu “Uğurlar Olsun” yazılı anıtta bir erkek ve bir kız çocuğu ile tasvir edilirken, Çağdaş Sanatlar Merkezi önündeki Don Kişot heykeli ise ziyaretçileri “Yolu yok Don Kişot’um benim yolu yok, yel değirmenleri ile dövüşülecek” sözleriyle karşılıyor.

    Acılar unutturulmuyor

    Başta 10 Ekim Ankara Garı önündeki saldırı olmak üzere Başkent’te yaşanan patlamalarda hayatını kaybedenler ise heykeltıraş Eşber Karayalçın’ın “Demokrasi Şehitleri Anıtı” ile simgeleşti. Yaşanılan acıları unutmamak adına yapılan anıt, Yıldız bölgesinde yer alıyor. Henüz 16 yaşındayken 13 Mart 2016’da Ankara Güvenpark’ta gerçekleşen terör saldırısında hayatını kaybeden Destina Peri Parlak’ın adının verildiği park, Destina’yı simgeleyen “Peri” anıtına da sahip. Ata Mahallesi’nde Parlak’ın evinin tam karşısında yer alan parkta bulunan heykel Eşber Yalçınkaya’nın imzasını taşıyor. Üniversite öğrencisiyken uğradığı vahşi saldırı sonucu hayatını kaybeden Özgecan Aslan da Çankaya’da bir diğer parkta adı yaşatılan bir isim. Parkta yer alan kadına yönelik şiddeti ve yaşam hakkını simgeleyen heykel, Aslan’ın babasının “Yavrum cennete kanatlandı” sözlerinden esinlenilerek Aykut Öz tarafından yapıldı. Eser Park’ta yer alan 4 metre yüksekliğe sahip ve kaidesinde “Özgürlük kadınların ellerinden yükselecek” yazan kadın anıtı, heykeltıraş Doç. Dr. Aysun Altınöz Yonuk ile Mert Kılınç’ın imzasını taşıyor.

    Oran semtindeki Barış Parkı’nda yer alan “Beyaz Güvercin” heykeli, Özgür Ballı ve Umut Reyhanlı tarafından yapıldı. Nuh’un Gemisi efsanesinde ağzında zeytin dalıyla görünen ve dünyaya barışın geldiğinin sembolü sayılan beyaz güvercin, barış ortamını yıllardır arayan topraklara huzurun gelmesi dileği taşıyor. Türk siyasetinin önemli isimlerinden Bülent Ecevit adına yapılan anıt da, Oran’da yapılan Bülent Ecevit Parkı’nda yer alıyor. Aslı Aslan ve Mustafa Sevinç imzalı eser, Ecevit’in çok boyutlu yönleriyle bağ kurmak amacı taşıyor. Çalışmada Ecevit ile özdeşleşen özgürlüğün, demokrasinin sembolik betimlemesi olarak kuş kanadı kullanılıyor.

    Çankaya Belediyesinin bu dönem yıkıp yeniden inşa ettiği Yılmaz Güney Sahnesi’nde yer alan Yılmaz Güney rölyefi, seramik sanatçıları Funda Özkan ve Tuğba Ülker tarafından yapıldı. Türk sinemasının sembol ismi olan Güney’in portresinden oluşan rölyefte sanatçının çektiği filmler, katıldığı festivaller, aldığı ödüller tarihleriyle birlikte yer alıyor. Mürsel Uluç Mahallesi’nde Ankara’nın en yüksek bölgesinde inşa edilen Çayda Çıra Parkı ise Metin Yurdanur imzalı “Çayda Çıra” heykeline ev sahipliği yapıyor. 360 derecelik Ankara manzarasıyla Elazığ’daki antik yerleşim alanı Harput’u andıran parktaki heykel, Elazığ yöresine ait halk oyunu Çayda Çıra’yı simgeliyor.

  • TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop’tan tren kazası değerlendirmesi -TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop: “Milletimiz müsterih olsun” – “Yapılmak istenen tren kazasındaki acıları istismar etmektir”

    Çorlu’da düzenlenen bir programa katılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Tekirdağ Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop gazetecilerin Çorlu’da yaşanan ve 25 kişinin ölümü ile sonlanan tren kazasına ilişkin olarak sorularını yanıtladı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından tren kazası ile ilgili olarak verilen meclis araştırma önergesinin AK Parti ve MHP oyları ile reddedildiğinin kamuoyuna yansıması sonucu oluşan tepkiler konusundaki değerlendirmesi sorulan Prof. Dr. Mustafa Şentop gazetecilere açıklamalarda bulundu.

    Sadece CHP değil İYİ Parti’de bu şekilde bir iddiada bulunuyor diyen Prof. Dr. Şentop, “Tabii bazı milletvekillerimiz daha yeni. Araştırma önergesi nedir? Grup önerisi nedir? Bunu bilmeyebilirler. Bazı vekillerimiz de eski olduğu halde bilmeyebilir, olabilir. Şimdi İYİ Parti bir gün önce, bir gün sonra da CHP konuyla ilgili tren kazası ile ilgili vermiş oldukları araştırma önergelerinin sırası var bu önergelerin. Bu önergelerin öne çekilmesi ile ilgili grup önerisi, parti grubu önerisi verdiler. Mecliste yapılan görüşme tren kazası ile ilgili bir araştırma önergesi görüşmesi değil, bu araştırma önergesinin sırasının ne olacağına dair bir görüşmeydi. İYİ Parti’nin önergesi de bu CHP’nin de buydu” dedi.

    Bu anlamdaki istismarı ifade etmek için ben size süreci söyleyeyim diyen Şentop, “Diyelim ki bu kabul edilmiş olsaydı önerge öne çekilecekti. Önerge ne zaman verildi. CHP’nin ki Çarşamba günü. Meclis ise bir gündem belirlemiş o gündem mevcut tahminim çünkü meclis 1 Temmuz’da tatile giriyor anayasa gereği. Bunu görüşüp biraz uzatılmış görüştükten sonra tatile gidilecek başka gündem yok. Dolayısıyla araştırma önergesi ile ilgili öne alınması önerisi kabul edilseydi bile arkasından bir araştırma önergesi yapılması görüşmesi yapılacaktı o kabul edilirse araştırma komisyonu kurulacaktı. Bütün bunların, meclis tatile girdikten sonra bu süreçlerin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bu grup önerisini veren İYİ Partili arkadaşlardan bilenler var. CHP’den de bilenler var. Burada yapılmak istenen tren kazasındaki acıları ki milletimizin ortak acısıdır bu acıları istismar etmektir” diye konuştu.

    TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Şu anda konu ile ilgili adli soruşturma devam ediyor. 6 savcımız görevlendirildi bu konuyla ilgili. İdari soruşturma da sürdürülüyor. Bazı bulgular var, bazı konular daha derinleştirilmesi gerekiyor. Bunlarla ilgili tabii bizim açıklama yapmamız mümkün değil. Bir şeyi daha ifade etmek isterim. Anayasamızda çok açık bir hüküm var. Yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki konularla ilgili mecliste araştırma önergesini bir kenara bırakalım. Söz talep edilip konuşma bile yapılamaz diyor. Anayasada böyle bir hüküm de var. Dolayısıyla bu sadece tribünlere yönelik bir hareketti. Biz bunu bildiğimiz için, bunlar da bunu bildiği için aslında yapılan şey bir yanlışın bir suiistimalin önlenmesiydi. Bu konuda milletimiz müsterih olsun tren kazası ile ilgili gelişmeleri hem adli bakımdan hem idari bakımdan yapılan soruşturma ve incelemeleri yakından takip ediyoruz. Bu konuda bir kusur, bir yanlış ortaya çıkarsa bununla ilgili gerekenin yapılacağından da kimsenin şüphesi olmasın. Biraz sabırla beklemek gerekiyor.”

  • Siirt’te şehit olan korucuların acıları dinmiyor

    Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Genel Başkanı Ziya Sözen, Siirt’in Eruh ilçesi Ormanardı köyünde hain saldırı sonucunda şehit olan 6 güvenlik korucusunun arkalarında bıraktığı acıdan dolayı vicdan azabı çektiğini söyledi.

    Dün sabah saatlerinde Siirt’in Eruh ilçesi Ormanardı köyü kırsalında teröristler tarafından düzenlenen hain saldırıda 6 güvenlik korucusu şehit olmuş, 4 asker ile 3 güvenlik korucusu ise yaralanmıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile birlikte cenaze törenine katılan Ziya Sözen, şehit korucuların arkada bıraktığı acıdan dolayı büyük bir üzüntü yaşadığını ve vicdanen rahatsız olduğunu söyledi. Sözen, “Hepimizin bildiği üzere önceki gün Siirt’te PKK terör örgütünün saldırısı sonucu 6 güvenlik korucumuz, 6 dava arkadaşımız şehit olmuştu. Dile kolay tam 6 cenaze, tam 6 gencecik fidan hayatlarının baharında bağımsızlığımız için, özgürlüğümüz için, vatan için, bayrak için kendi hayatlarından ve sevdiklerinden vazgeçtiler. Sadece hayatlarından vazgeçmediler. Geriye gözü yaşlı eşler, anneler, babalar ve 38 boynu bükük yetim çocuk bıraktılar. Evet dile kolay. Tam 38 yetim. Bu sayılar kimileri için hiç bir anlam ifade etmeyebilir. Kimileri için sadece rakamdan ibaret olabilir. Ama bu acıyı yaşamış biri olarak 6 şehidimiz ve geride bıraktıkları benim yüreğimi yaktı, içimi dağladı, ciğerimi parçaladı. Cenaze töreni için gittiğimiz Ekmekçiler köyünde Kürtçe ağıtlar yeri göğü inletiyordu. Evet yanlış duymadınız Kürtçe ağıtlar yeri göğü inletiyordu. Bu acıya dayanmak gerçekten çok zor. Yan yana dizilmiş al bayraklara sarılı tam 6 cenaze. Allah bu acıyı kimseye yaşatmasın. Sadece babasını daha önce teröre kurban veren bir şehit çocuğu olarak değil, korucuları temsil eden bir konfederasyonun başkanı olarak dün vicdanım sızladı. Vicdan azabı çektim. Korucularımızın evlerini, yaşadığı ortamları, eşlerinin, çocuklarının üzerindeki kıyafetlerini, fakir hallerini görünce içim parçalandı, kendimi suçlu hissettim, vicdan azabı çektim. Cenaze töreninden sonra olayın olduğu yere gittik. Nöbet yerlerini, kumanyalarını gördükten sonra bu üzüntüm ve vicdan azabım katbekat arttı. Hayatı vatan sevgisi ile kurşun arasında geçen bu insanlarımız fakirlik çekmemeli, kimseye, kimselere muhtaç olmamalı. Vatan için ölmeye giden birinin acaba evde eşim, çocuklarım neler yiyiyor, ne giyiniyor, nasıl geçiniyor diye düşünmemeli. Hayatını vatana feda etmeye koşarak giden korucularımız asgari ücretle çalışmamalı. Aileleri bu sefaleti çekmemeli. Kimseye muhtaç olmamalı. Başları dik yürümeli. Bunu kimseleri suçlamak için söylemiyorum. Bu sorun sadece bugününün sorunu değil. Hatta şimdi en iyi haldeyiz. Bu fakirlik, bu çaresizlik yıllardan devam edip gelen bir sorun. Bunu söylerken vicdanımın sesini dinliyorum. Bunları bugün dile getirmeyeceksek ne zaman dile getirebiliriz? Ben konfederasyon başkanı olarak kendimi suçlu hissediyorum ve vicdan azabı çekiyorum. Geçmişte milletin verdiği fitrelerle geçinen, milletin ikinci el kıyafetlerini bayramlarda giyen bir şehit çocuğu olarak vicdan azabı çekiyorum. Vatan için canlar veren bu aileler, bu fakirliği çekmemeli, bu mağduriyeti yaşamamalı. Bunu görmemiz için daha kaç can vereceğiz? Devlet büyüklerimden rica ediyorum. Evet vatan savunmanın bir bedeli olamaz, olmamalı. Ama korucularımızın aileleri aç ve açıkta. Yokluk ve sefalet içinde. Artık dayanacak güçleri kalmadı. Hepsi borç batağında, hepsi banka kredileri ile boğuşuyor” dedi.

    Sözen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendi

    Ziya Sözen, açıklamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek şunları söyledi:

    “Bütün dünya mazlum ve mağdurlarının sesi olan, dünyadaki bütün mazlum ve mağdurlara sahiplik yapan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu feryadımızı duymasını ve bize kulak vermesini rica ediyorum. Göreve geldiği günden beri korucular için bir şeyler yapmak için çabalayan, çırpınan İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun korucularımızın bu mağduriyetlerine çare bulmasını rica ediyoruz. Biliyorum ve inanıyorum ki Bakanımızda en az bizim kadar üzülüyor ve en az bizim kadar vicdan azabı çekiyor. Bu satırları yazarken üzüldüm, sıkıldım çünkü bu konularla gündeme gelmekten, bu konuları gündeme getirmekten gerçekten üzülüyor ve utanıyorum. Bu satırlar bizi sevmeyen PKK’lıları ve yandaşlarını da sevindirmiştir. Onu da biliyor ve hissediyorum. Ama dün o ailelerin çaresizliğini, mağduriyetlerini gördükten sonra, şahit olduktan sonra bun dile getirmemenin vicdansızlık olduğunu düşündüm. Ben bu sorunları dile getirmek zorundayım. Çünkü bu insanlar bizi umut olarak, çare olarak görüyorlar. Ben bunları dile getirmezsem dava arkadaşlarıma ihanet etmiş olurum. İnşallah devlet büyüklerimiz sesimizi duyar, bu sorunları çözer ve bizde bir daha bu konularla gündeme gelmeyiz. Bu vesilelerle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu Ailelerimizin acısını yüreğimde paylaşıyorum. Şehitlerimize kurşun sıkan hain, alçak teröristleri lanetliyorum”.

  • (Özel Haber) Yaşanan acıları çamura yansıttılar

    İzmir’de gittikleri seramik kursunda yaşadıkları acıları çamura yansıtan kadınlar, çalışmalarına ‘çamurun gözyaşları’ adını verdi. Eserler arasında şehit haberleri ve 15 Temmuz darbe girişimi üzerine yapılan dev postal ve kendisinin de geçmişte tacize maruz kaldığını belirten kursiyerin çocuk istismarını anlatan çalışmaları dikkat çekiyor.

    Gaziemir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesindeki seramik kursunda, Türkiye gündemine ilişkin çalışmalar dikkat çekiyor. Ağrılıklı olarak kadın kursiyerlerin bulunduğu seramik kursunda dev bir asker postalı çalışması yapan Derya Yenerer, “Postal yere bastığında da kan damlıyor, çocuklarımız şehit olduğunda da kan damlıyor. Bu postalı yaparken gözyaşlarımı da akıttım” dedi.

    Geçmişte kendisinin de tacize maruz kaldığını söyleyen Gülgün Çimen, “Çocukların acılarını yüreğimde hissediyorum. Geçen sene mülteci çocukların sorunlarını anlatmak için Aylan bebeğin çalışmasını yaptım. Dışarıda ağlayıp sonra çalışmama geri dönüyordum. Bu sene de beni çok etkileyen çocuk tacizi ve çocuk gelinler konusunu çalışmalarıma yansıttım” diye konuştu.

    “Kan damlıyor”

    15 Temmuz darbe girişimi ve artan şehit haberleri nedeniyle çok üzgün olduğunu belirten Yenerer, yaptığı çalışmayı şu sözlerle anlattı:

    “Maalesef bu yıl çok sayıda şehidimiz oldu. İki erkek çocuğu annesi olarak çok üzülüyorum. Postal, benim için iki şeyi ifade ediyor; darbe ve şehit askerlerimiz. Darbe her zaman için ülkelere zarar vermiştir. Kan damlıyor. Postal yere bastığında da kan damlıyor, çocuklarımız şehit olduğunda da kan damlıyor. Bu yıl bu yüzden postal çalışması yaptım. Yaparken gözyaşlarımı da akıttım. Bir ay önce gelinimizin kardeşi şehit düştü. Arkadaşlarımızın evlatları şehit oldu. Daha önceden farklı şehirlerden şehit haberi alıyorduk, şimdi mahallemize, ailemize kadar şehit acıları ile kavrulmaya başladık. Bundan sonraki çalışmalarımız artık barışı simgelesin. Hüzün olmasın. Obje bizimle kalmasa da olur, önemli olan mesajını vermesi.”

    “Benim de acı tecrübelerim var”

    Seramik ile iki yıl önce tanışan iki çocuk annesi Gülgün Çimen de geçen yıl dünya gündemine oturan Aylan bebeği çamura yansıttı. Bu yıl da çocuk gelinler ve çocuk tacizi üzerine çalışmalar yapan Çimen, “Çocukların acılarını yüreğimde hissediyorum. O acıları çamurla dile getirmek istiyorum. Geçen sene mülteci çocukların sorunlarını anlatmak için Aylan bebeğin çalışmasını yaptım. Aylan bebeği çalışırken çok ağlamıştım. Dışarıda ağlayıp sonra çalışmama geri dönüyordum. Çalışırken ‘çamurun gözyaşları’ diye düşünüyordum. Birçok çalışmayı ağlayarak yaptım. Bu yüzden benim açımdan pek kolay olmadı” ifadelerini kullandı.

    Kadınların yüzde 90’ının tacize maruz kaldığını söyleyen Çimen, “Tacizi öyle ya da böyle hepimiz yaşıyoruz. Benim de yaşadığım acı tecrübelerim var. Bunları çamurla gün yüzüne çıkarmak bana da terapi gibi geliyor. Ben yaşadığım şeylerden sonra yoluma devam etmeye çalışıyorum. Acı şeyler unutulmuyor ama bu sorunları birazcık da olsa insanlara anlatabiliyorsam huzurlu uyuyabiliyorum” dedi.