Etiket: Açıklamalar

  • Reşadiye’deki kayıp çocuklardan Kağan’ın babasından şok açıklamalar

    Tokat’ın Reşadiye ilçesinde 13 aydır kayıp olarak aranan iki çocuktan 5 yaşındaki Dursun Kağan’ın babası İbrahim Taşçı, bir televizyon kanalında yayınlanan programda evli bir kadınla ilişkisi olduğunu, çocukların kaçırılmış olabileceğinden şüphelendiğini söyledi.

    Reşadiye ilçesinde 29 Aralık 2015 tarihinde oyun oynamak için parka gittikten bir süre sonra kaybolan 8 yaşındaki Bayram Erol ve 5 yaşındaki Dursun Kağan Taşcı’nın aileleri bir televizyon kanalında yayınlanan İnci Ertuğrul’un “Kaybolan Çiçekler” programının konuğu oldu. Kayıp çocuklardan Dursun Kağan Taşçı’nın babası İbrahim Taşçı, programın sunucusu İnci Ertuğrul’un sorularını yanıtladı. Evli olan bir başka kadınla ilişkisi olduğu yönündeki iddiaları kabul eden Taşçı, bu konuyu olaydan kısa süre sonra emniyet yetkililerine söylediğini kaydetti. Baba Taşçı bazı şüphelerinin olduğunu belirterek, “Kaçırmış olabilirler. Benim muhatap olduğum kişinin çevresi olabilir. Bununla ilgili ifadelerimi verdim. 2 yıldır süren bir ilişkim vardı. İlişkimin olduğu kişinin eşi olayı çocuklar kaybolduktan sonra emniyette öğrendiler. Kaybolduktan sonra ilişkimi bitirdim. Ben bildiklerimi yetkililere anlattım” diye konuştu.

  • Başbakan Yardımcısı Şimşek’ten İHA’ya özel açıklamalar

    Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Davos’ta İHA’ya özel açıklamalarda bulundu. Şimşek, Cumhurbaşkanlığı sistemi, doların yükselişi gibi konulara açıklık getirdi.

    Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenlendiği Davos’ta İHA’ya özel röportaj yaptı. Anayasa tartışmalarında bahsedilen rejim sorunu ilgili soruya Şimşek, hiçbir şekilde bir rejim sorunu olmadığını vurgulayarak, “Türkiye demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu değişmeyecek. Bu anayasa değişikliğinde de gündemde olan bir konu değil. Konu bir rejim değişikliği değil. Konu çok basit. Konu, yönetimde istikrardır. Temsilde adalettir. Etkin hızlı karar verebilecek ve Türkiye’yi ileri taşıyacak bir yeni yönetim sistemidir. Şuanda millet, milletvekillerini seçiyor ve onun içinden bir hükümet seçiliyor. Yine milletimiz cumhurbaşkanı seçecek. Cumhurbaşkanı hükümetin başı olacak. En az yüzde 50 oyla seçilecek ve 5 yıl ülkeye hizmet edecek. Sonra millet teveccüh gösterirse bir daha seçilir, göstermezse başkası seçilir. Millet aynı zamanda meclisi tekrar seçecek. Mecliste yasama ve denetim görevini yapacak. Yasama görevi daha işlevsel daha güçlü olacak. Çünkü artık kanun tasarıları hükümetten gelmeyecek. Milletvekilleri kendileri teklifte bulunacaklar. Yargı da bağımsız ve tarafsız olacak. Yargıyı da aslında millet seçecek. Nasıl? Yargının seçtiği meclis, HSYK’nın 13 üyesinin 7’sini atayacak. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanıda 6 üyenin 4’ünü atayacak. Geriye kalan 2’sini de Adalet Bakanlığı ve Müsteşar atayacak. Dolayısıyla yargıda bağımsız ve milletin iradesine dayalı olacak. Şuanda Türkiye’de Büyükşehir Belediyesi, belediye başkanlığı olsun zaten başkanlık sistemidir. Millet birisini seçiyor, seçilen kişi 5 yıl boyunca o şehri yönetiyor. Sonra kendi ekibini kuruyor. Bütçesini oluşturuyor ve mecliste kabul ediliyor. Dolayısıyla bunun Türkiye’ye büyük faydası olacak. Yönetimde istikrarı ve temsilde adaleti sağlayacak. Yeni güçlü bir Türkiye için çok önemli bir reform” dedi.

    Türkiye 2001 yılında aslında fiilen iflas etti

    Türkiye ne zaman güçlü bir iktidara sahip olursa reform yapıldığını belirten Başbakan Yardımcısı Şimşek, icraatta başarı sağlandığını ve Türkiye’nin ciddi bir performans gösterdiğini kaydederek, “Mesela İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra rahmetli Menderes dönemi Türkiye’nin bir çıkış dönemidir. Çünkü tek başına millet yetki verdi, güçlü bir hükümet geldi reformları yaptı ve Türkiye uçuşa geçti. Daha sonra Türkiye maalesef 1960 darbesini gördü ve 70’li yılların sonunda iflas etti. 70’li yılların tamamında koalisyon hükümetleri vardı. 1980’de yine darbe oldu. Sonra rahmetli Turgut Özal geldi ve tek başına iktidar oldu.Türkiye tekrar uçuşa geçti. 90’lı yıllarda tekrar koalisyonlar geldi. Türkiye krizden krize koştu ve iflas etti. 2001 yılında fiilen aslında iflas etti. Sonra Cumhurbaşkanımızın başkanlığında AK Parti geldi, yine reform yaptı ve Türkiye sınıf atladı. Bütün bu kadar şoka rağmen, bütün olumsuz gelişmelere rağmen Türkiye çok güçlü bir performans ortaya koydu” diye konuştu.

    Türkiye’de seçim sonuçları ile hükumet kurulamamasını bekleyen terör örgütleri olduğunun belirten Şimşek, sölerine şöyle devam etti: “7 Haziran’da yine AK Parti birinci partiydi, fakat tek başına hükümeti kuramadı ve kimse koalisyona yanaşmadı. Koalisyon dahi kurulamadı. Sonra ne oldu? Bölücü terör örgütü bundan nemalandı ve Nusaybin, Cizre, Derik ve Diyarbakır Sur’da hain bir kalkışma içerisine girdi. Neredeyse bazı semtleri bazı kısımları işgale kalktı. Çünkü onun hesabı neydi. Zaten bir hükümet kurulamadı, zayıf bir geçiş hükümeti var. DEAŞ terör örgütü Türkiye’yi hedefine koydu. FETÖ zaten bir hazırlık sürecindeydi. Türkiye bunları asla yaşamamalı. Türkiye zor bir coğrafyada yaşıyor. Çok hızlı karar verebilen, güçlü, arkasında milletin en az yüzde 50’sinin desteği olan ve parlamentodaki o bölünmüş yapı etkisi olmadan tek başına ekibiyle birlikte 5 yıl Türkiye’yi idare edecek bir yapıdan bahsediyorum. Şimdi bu Türkiye’ye münhasır bir şey mi? Hayır. Türkiye’deki modern dünyadan farklı mı? Hayır. Bugün Amerika’da başkanlık sistemi var. Amerika 330 milyona yakın nüfusuyla 50-60 bin aralığında kişi başına milli geliriyle, dünyanın en müneffeh ülkesi. Bugün Fransa dünyanın yine müneffeh ülkelerinden bir tanesi. Birçok ülke sayabiliriz. Burada önemli olan yönetimde istikrardır. Şimdi Başkanlık sistemiyle yönetimde istikrar sağlanacak çünkü koalisyona imkan olmayacak. Ne kadar aday yarışırsa yarışsın sonuçta bir tanesi Cumhurbaşkanı olacak. Cumhurbaşkanının 5 yıllık bir yetkisi olacak. Ekibini kuracak. Rahat, esnek ve hızlı hareket edecek. Millete hesap verecek ve şeffaf olacak. Meclisin denetimine tabii olacak. Böyle bir durum rejim değişikliğini içermiyor. Gelelim temsilde adalet meselesine. Şuan da Türkiye koalisyon hükümetleri olmasın diye yüzde 10 baraj koydu. Bu yüzde 10 baraj çok yüksek. Düşünsenize yüzde 9,99 alırsınız ve tek milletvekili olmaz. Yüzde 10,1 alırsınız belki 40 milletvekiliniz olur. Bu sistem adil bir sistem mi? Hayır. Şimdi Başkanlık sisteminde o zaman bu baraj konusunda tekrar değerlendirilebilir. Örnek olarak söylüyorum. Böyle bir karar olduğu için değil. Neden çünkü yönetimde istikrar sorunu çözülmüş olur. Bütün yargı, yasama ve yürütmenin hepsinin kaynağı millettir. Hepsinin yetkisini millet veriyor, milli irade veriyor. Onun için bence hiçbir kaygıya gerek yok. Ekonomi yetkisi ne olacak? Yeni bir sıçrama dönemine girersin. Şuanda zaten Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Aslında Cumhurbaşkanının bir sürü yetkisi var. Ama hesap verme, sorumluluk taşıma anlamında mevcut anayasada bir şey yok. Halbuki yeni anayasada bütün bu sorunlar çözülüyor. Onun için siz yatırımcıya anlattığınız zaman kaygılar kayboluyor. Küresel basın ve maalesef içeride de bunu hep kişiler üzerinden bu tartışmalar yürütüyor. Yani şuanda Davos’taki algı şu. Zaten çok güçlü, şimdi daha da güç devşirecek. Yok öyle bir şey diyorum. Türkiye otoriterleşecek, Türkiye otokratik bir sisteme doğru gidiyor diye kaygılarını ifade ediyorlar. Örnek olarak söylüyorum. Tam aksine yetkileri azaltılıyor. Artık yeni anayasa ile birlikte hesap verme, denetim hatta yanlış yaparsa herhangi bir Cumhurbaşkanı daha iyi tanımlı mekanizmalarla yargılamanın önünü açıyorsun. Şuan da vatana ihanet hariç, hiçbir konuda sorumluluk yok. Dolayısıyla böyle miydi, bize yanlış anlatılmış diyorlar”.

    Türkiye’yi tekrar yüksek büyüme patikasına koyacağız

    Muhabirin referandumun ardından ekonominin ne durumda olacak sorununa Şimşek, “Şimdi bu son yıllar zor yıllar oldu. 2013’ün ortasından bu yana rahat yüzü görmedik. Önce bir Gezi provokasyonu, arkasından yargı yoluyla, polis eliyle bir darbe girişimi oldu. Arkasından 4 seçim, arkasından hain darbe girişimi, inşallah referandumdan sonra önümüz açılacak, oturacağız reform programlarını hızlandıracağız. Daha sonra hızlı bir şekilde Türkiye’yi tekrar yüksek büyüme patikasına koyacağız ve Türkiye’nin dünya algısını iyileştireceğiz” dedi.

    Yabancı açısından Türkiye’de kötü bir hava yok

    Başbakan Yardımcısı Şimşek, Davos’ta yaptığı görüşmeler ve Türkiye’den talepleri ile ilgili soruya, yatırımcıların bir yarısının Türkiye’ye yatırım konusunda yarısı nabız yokladığını, diğer yarısınında Türkiye’deler ve olup bitenleri anlamaya çalıştıklarını belirterek, yatırımcı açısında o kadar da kötümser bir hava olmadığını söyledi.

    Doların yükselmesi ile ilgili soruya Şimşek, “Orta uzun vadede bu türden sorunlara çözüm ekonominin direncini artıracak yapısal reformlardır. Cari açığı azaltacak yapısal reformlardır. Bu konuların hepsini çalıştık, yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Kısa vadede ya döviz arz edeceksiniz, bizim rezervlerimiz sınırlı, ya da lirayı değerli hale getireceksiniz. Bunların hepsi Merkez Bankasının alanına giriyor. Onun için ben prensip olarak genelde Merkez Bankası’nın ne yapacağıyla ilgili yorum yapmıyorum. Ama bu aşamada tabi ki esas itibariyle Merkez Bankasının devreye girmesi gerekiyor” şeklinde cevapladı.

    Şimşek, Dünya Bankası’nın Türkiye’ye bakışı ile ilgili de şunları söyledi: “Bu revizyonlar aşağı yukarı genelde kısa vadeli yakın dönemin olaylarını yansıtır. Geçen sene zor bir dönem geçirdik. Ekonomi bir aşağı trende girdi. Bu yılın ilk çeyreğinde de öyle görünüyor ki bu piyasadaki dalgalanmalar, referanduma ilişkin belirsizlikler nedeniyle devam edebilir. Ama inanıyorum ki yılın ikinci çeyreğinden itibaren bu revizyonlar yükselişe geçecek. Referandumun güçlü bir halk desteğiyle aradan çıkması ve ardından da hiç vakit kaybetmeden kalan bütün reformları toptan yapmamız lazım”.

  • Fındıkta eleştirilerin odağındaki Ferrero Türkiye Başkanı Marsili’den çarpıcı açıklamalar

    Türkiye’de son dönemde fındık fiyatlarındaki düşüşün sorumlusu olarak gösterilen İtalyanlar’ın ünlü çikolata firması Ferrero’nun Türkiye Başkanı Carlo Marsili, fındık fiyatlarındaki düşüşe kendilerinin değil hesabı yanlış yaparak üreticiyi beklentiye sokanların beyanlarının sebep olduğunu söyledi.

    Nutella Markası’nı Manisa’da kurduğu fabrikada üretirken yaklaşık 2 yıl önce Trabzon’daki Oltan Gıda’yı satın alan İtalyan Ferrero’nun Türkiye Başkanı Carlo Marsili, firma olarak fındıkta Türkiye’ye bağlı olduklarını ve Türk fındığı almak için çaba gösterdiklerini ancak piyasada tekel olma konumlarının olmadığını ifade etti.

    Carlo Marsili, yaptığı açıklama da, Ferrero olarak özellikle Türk piyasasından fındık aldıklarını hatırlatarak,”Ancak yıllardır piyasada sürekli iniş-çıkışlar var. Bu doğal olarak mevsim hareketlerine göre oluşan rekoltenin etkisiyle fiyatlar artıyor, düşüyor. Fakat Ferrero her zaman Türkiye’den alımını sürdürüyor. Her fiyattan alım yaptık, yapıyoruz. 20 TL olduğu zaman bile alım yaptık. Bu yıl fındık fiyatının daha düşük olmasının nedeni, piyasada dolaşan söylemlerdir” dedi.

    “Fındık fiyatlarındaki düşüşten ‘Fındığınızı satmayın, tutun’ diyenler sorumlu”

    Özellikle Doğu Karadeniz kesiminde, yani fındığın ana üretim bölgesinde üreticilere,”Fındığınızı satmayın, tutun” çağrısı yapıldığına hatırlatan Carlo Marsili şunları söyledi:

    “Fiyat daha sonra yükselecek denildi. Bu doğru değildi. Sebebi gayet basit. Depolarda geçen yıldan 150-200 bin ton civarında fındık kalmıştı. Dolayısıyla sadece bu yıl yapılan üretim üzerinden değerlendirme yapmak yanlıştır. Geçen yıldan elde kalanları da bunun üzerine koyarak hesap yapmak gerekiyordu. Dolayısıyla halen Türk fındık piyasasında yeterli miktarda fındık bulunuyor. Bu nedenle de fiyat hareketleri böyle ve bu seviyelerde seyrediyor. Bunun sebebi Ferrero değil, hesabı yanlış yapanların üreticiyi beklentiye sokan beyanlarıdır.”

    “Ferrero tekel değildir”

    Ferrero’nun piyasada tekel olma konumu bulunmadığına, farklı firmaların da piyasadan ürün aldığına dikkat çeken Marsili, piyasanın arz talep dengesi içinde ve kendi şartlarında oluştuğuna vurgu yaptı. Marsili, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Ferrero fiyatların yüksek olduğu yıllarda bile kendisine gerekli olan fındığın alımını yapar. Dolayısıyla fındıkta tekel konusunda böyle bir düşünceye sahip olmak doğru değildir. Ferrero Türk piyasasında faaliyet göstermek için zaten bir incelemeden geçti. Rekabet kurumu incelemesinden geçti. “Tekelleşme durumu var mı” diye incelendi. Kesinlikle böyle bir durumun söz konusu olmadığı belirlendi. Biz kesinlikle tekel değil, diğerleri gibi çalışan bir firmayız. Bizim fındık piyasası için gayretimiz, sözümüz var. Biz Türkiye piyasasından fındık almaya çalışıyoruz. Ancak fiyatlar çok yüksek olursa, bazı firmalar ürünlerini değiştiriyorlar, ya da fındık kullanmamaya karar veriyorlar. Veya Gürcistan, Azerbaycan, İtalya ya da Şili gibi fındık üreten ülkelerden alıyorlar. Biz tam tersi, Türkiye’ye bağlıyız ve Türk fındıklarını almak için çaba gösteriyoruz.”

    “İtalyan Tarımcılar Derneği’nin açıklaması bizi de şaşırttı”

    İtalyan Tarımcılar Derneği’nin geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, Türk fındığını “En tehlikeli ithal ürünler arasında ilk sırada” göstermesi ile ilgili olarak da konuşan Marsili “Bu açıklamaları Ferrero’yu da şaşkınlığa uğrattı. Biz böyle bir şey beklemiyorduk. Tepkimizi de koyduk. Türk piyasası bizim ilgili olduğumuz piyasadır. Değişik kalitelerde fındıklar bulunsa da Türk fındığının mükemmel ürünler olduğunu biliyoruz. Bunu da yıllardır ürünlerimizde Türk fındığı kullanarak bunu gösteriyoruz. Tekrar ediyorum. İtalyan derneğinin ne dediği bizi ilgilendirmiyor, Türk fındığı üzerine kurulu alım politikamızı sürdürüyoruz” diye konuştu.

    Yeni yatırımlar konusuna da değinen Carlo Marsili “Ferrero’nun yeni yatırımları şartlara bağlıdır. Yatırımlar, özellikle ülkenin istikrarı ile bağlantılıdır. Kuşkusuz bir ülkede yatırım yapmak için istikrar durumunun olması ve geleceğe yönelik güven veren bir ekonomik durumun olması gerekiyor. 3 yıl önce biz böyle bir yatırımı Manisa’da yaptık. Bunu geliştirmeyi gelecek gösterecektir. Şimdilik bir bekleme anındayız. Yine de yatırımı ileriye götürme konusunda kararlıyız” ifadelerini kullandı.

  • Derik’in yeni Kaymakamı Kafkas’tan önemli açıklamalar

    Gümüşhane’nin Torul ilçesi kaymakamı iken kendi isteği ile makamında şehit edilen Muhammet Fatih Safitürk’ün yerine Mardin’in Derik ilçesine Kaymakam olarak görevlendirilen Hakan Kafkas, bu kararı nasıl aldığını açıkladı.

    Kaymakamlık konutu avlusunda beraberinde kardeşi Gökhan Kafkas ve dayısı Ali İhsan Geylan ile gazetecilere açıklamalarda bulunan Kafkas, göreve başlamadan önce şehit Kaymakam Safitürk’ün mezarını ziyaret ederek ailesinden helallik alacağını hatırlattı.

    Şehit Kaymakam Safitürk’ün sevdikleri bir abileri olduğunu ve zor bir yerde görev yaptığını kaydeden Kafkas, “Onun şehit edilmesi hepimizi derinden üzdü. Bütün Türkiye ağladı. Bende bir meslektaşı, bir kardeşi olarak onun verdiği üzüntüyü en derin hissedenlerden birisiyim. O memlekete gönül vermiş meslektaşlarımızdan birisiydi. En zor şartlarda da, en zor yerlerden birinde görev yapıyordu. Onun şehit olması bütün Türkiye’yi olduğu gibi beni de derinden üzdü, hepimizi kedere boğdu” dedi.

    Muhammet Fatih Safitürk’e Allah’tan rahmet dileyen Kafkas, “Hepimize başsağlığı diliyorum. O bizler için orada cansiperane görev yaptı. Maalesef çok talihsiz bir şekilde hayatını kaybetti. Biz millet olarak çok üzüldük. Meslektaş olarak ben de çok üzüldüm. İnşallah onun bıraktığı o görevi devralmak bize nasip oldu. Sizlerin duasıyla inşallah onun adını unutturmamamız için onun başlattığı projeleri yarıda bırakmamak için var olan gücümüzle çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    Kararı nasıl verdi?

    Şehit Kaymakam Safitürk’ün yaralandığı gün Torul Hükümet konağı bahçesine çınar ağacı diktiklerini ve olayı duyunca “İnşallah iyileşir” diye dua ettiklerini kaydeden Kafkas, “Ertesi gün şehit olduğu haberini aldığımızda aynı bölgede ıhlamur ağacı dikiyorduk .Çok fazla kimseyle konuşmadım. Makamda otururken Bakanlığımızın üst düzey yetkililerine orada bulunmak istediğimi bildirdim. Orada görev yapabileceğimi, görev için olduğumu ilettim. Ben o bölgeye daha önce hiç gitmedim. Bizim meslek bir bayrak yarışıdır. Her zaman gittiğimiz yerde bize teslim edilen bayrağı alırız ve bizde elimizden geldiğince o bayrağı taşımanın gayreti içerisinde oluruz. Bu sefer durum farklı. Abimizden boşalan yeri doldurmak mümkün mü bilmiyorum ama bizde en azından o bayrağı yere düşürmemek için öyle bir girişimde bulundum. Sağolsun Bakanlığımız bizi bu göreve layık gördü. Bir haftalık süre zarfında ben heyecanla bekledim açıklanmasını” diye konuştu.

    İlk etapta eşine de söylemedi

    Tüm bunları kendi içimde yaşadığını, hatta eşiyle dahi paylaşmadığını dile getiren Kafkas, “O bile bilmiyordu. Kendi içimde olgunlaştırdıktan sonra onunla paylaştım. Eşim bu süreçte bana o kadar destek verdi ki ‘Niye böyle bir talepte bulunma gereği hissettin’ demedi. Tam tersi ‘biz senin arkandayız, nereye gidersen biz oradayız’ gibi çok güzel sözler söyledi. Bu da beni daha da güçlendirdi. Annemin de yeni haberi oldu. İlk başta olaylardan etkilendiği için üzüldü ama sonrasında o da bir şey demedi. ‘Görevini yap gel’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “Vatandaşlarımızı terör örgütünün kucağına bırakmayacağız”

    Eşiyle birlikte Derik’e gideceklerini ve oradaki tek amaçlarının orada yaşayan vatandaşların refahı ve müreffehi için ellerinden gelen çabayı sarf etmek olduğunu vurgulayan Kafkas, “Kesinlikle oradaki kardeşlerimizi herhangi bir şekilde herhangi bir terör örgütünün kucağına bırakmamak için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Kaymakam abimizin başlattığı projeleri, bitiremediği projelerin devamı için bizde çaba sarf edeceğiz” dedi.

    “Öncelikle Safitürk’ün projelerini omuzlayacağız”

    Derik’te öncelikli olarak şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’ün başlattığı projeleri omuzlayacaklarını dile getiren Kafkas, “İnternetten araştırdım, şuan itibariyle şunu yapacağım, bunu yapacağım deme lüksümüz yok. Gidince inşallah bizde güzel projeler geliştireceğiz. En güzel şekilde projelerimizi bitmenin gayreti içerisinde olacağız. Onu da her zaman rahmetle anacağız” diye konuştu.

    Zeytin projesi nedir?

    Sosyal medya hesabında paylaştığı mesajında kullandığı “zeytin” ifadesine de açıklık getiren Kaymakam Kafkas, “Zeytin projesi şehit Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk’ün düşündüğü bir projeymiş. Orada zeytin yetiştirip dünyaya tanıtmayı düşünüyormuş. Ama ömrü baki olmadı. İnşallah bizlere nasip olur onun projelerini yaşatıp hayata geçirmek. Bu vesile ile inşallah oradaki insanlarımızın gönlünü kazanırız, istihdam sağlarız, Derikli vatandaşlarımızın yaşam standartlarını yükseltecek daha güzel projelere imza atarız. İnşallah muvaffak oluruz” şeklinde konuştu.

    “Kendisi imrendiğimiz abilerimizden birisiydi”

    Şehit Kaymakam Safitürk’le tanışma fırsatı bulamadığını, ismen tanıtıp başarılarını takip ettiği bir isim olduğunu ifade eden Kafkas, “Kendisi imrendiğimiz abilerimizden birisiydi. Allah mekanını cennet eylesin. Ondaki vatan aşkını gördükten sonra bizde kalamazdık burada. Ben zaten tayinci değilim. Torul’a yeni geldim. Burada da elimizden geldiğince güzel projelere imza atmıştık. Burada başlattığımız işleri bitiremeyeceğimize de üzülüyorum. Torul’u çok sevdik. Ama Muhammet Fatih abimizin emanetini sahipsiz bırakmamak gerekir diye düşünüyorum. Orası benim için daha ayrıcalıklıydı. İnşallah Torul’da ki vatandaşlarımız da beni bu anlamda anlayacaklardır” ifadelerini kullandı.

    Önce Safitürk’ün ailesi ve mezarını ziyaret edecek sonra görevine başlayacak

    Kaymakam Kafkas, şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk’ün mezarını da, ailesini de ziyaret edip helallik aldıktan sonra yeni görevine başlayacağını da sözlerine ekledi.

    “Türk bayrağının dalgalandığı her yer bizim vatanımızdır”

    Kaymakam Kafkas’ın Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde ikamet eden dayısı Ali İhsan Geylan ise haberi Perşembe günü duyduğunu ve hemen telefon açarak tebrik ettiğini belirterek, “Hem tebrik ettim hem de böyle bir yeğenim olduğu için, böyle bir karar verdiğinden dolayı onur duydum, gurur duydum. Türk bayrağının dalgalandığı her yer bizim vatanımızdır. Göreve her zaman hazırız. Ne zaman devlet için vatan için görev düşerse hepimiz el birliğiyle elimizden geleni yaparız” dedi.

    “Bizim için Gümüşhane Torul neyse Mardin Derik’te aynı şekilde”

    Kaymakam Kafkas’ın kardeşi Gökhan Kafkas ise “Haberi ben dün duydum. Önce şaşırdım. Çünkü abim tayinci değildi ve orada durumlar karışıktı. Bu kararı aldığından dolayı çok mutlu oldum. Bizim için Gümüşhane Torul neyse Mardin Derik’te aynı şekilde. Allah muvaffak eylesin” ifadelerini kullandı.

  • Bakan Arslan’dan İzmir – Çandarlı otoyol ihalesiyle ilgili önemli açıklamalar

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, İzmir-Çandarlı otoyol ihalesiyle ilgili önemli açıklamalarda bulunarak, “9 Kasım 2016 tarihi itibariyle ilana çıkmış olacağız. 3 ay sonra teklifleri alıp değerlendirdikten sonra 2017 içerisinde işe başlayıp 3 yıl içerisinde bitirmeyi hedefliyoruz. 76 kilometrelik bir proje yapacağız. 3 şerit gidiş 3 şerit geliş olacak” dedi.

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, TGRT Haber’de İzmir – Çandarlı otoyol ihalesiyle ilgili açıklamalar yaptı. İhalenin 9 Şubat 2016 itibariyle ilana çıkacağını ifade eden Arslan, 15 Şubat 2017’de tekliflerin alınacağını söyledi. 3 yıl içerisinde projenin bitirilmesinin hedeflendiğini anlatan Arslan, otoyolun 76 kilometrelik bir proje olduğunu bildirdi. Arslan, “İzmir – Çandarlı otoyolu özelikle Nemrut, Menemen, Aliağa, Çandarlı arasındaki çok yoğun trafiğin yaşandığı yaklaşık günde 60 bin trafiğin olduğu adeta trafiğin keşmekeşinin olduğu bölgede yapacağız otoyolu yarın yani 9 Kasım 2016 tarihi itibariyle ilana çıkmış olacağız. 15 Şubat 2017 teklifleri alacağız. Teklifleri aldıktan sonra da değerlendirmesini yapıp teknik olarak yeterli bulduğumuz teklif sahiplerinin sürelerini açacağız. Yani yarından itibaren 3 ay sonra teklifleri alıp teklifleri değerlendirdikten sonra 2017 içerisinde işe başlayıp 3 yıl içerisinde bitirmeyi hedefliyoruz. İzmir’den Menemen’e kadar olan yaklaşık 16 kilometrelik kısmını biz otoyol startıyla yolu bitirmiştik zaten. Menemen’den sonra Nemrut Körfezi Aliağa’yı da içerisine alacak ve Çandarlı Limanı’na kadar gidecek 76 kilometrelik bir proje yapacağız” dedi.

    “3 şerit gidiş 3 şerit geliş olacak”

    Bakan Arslan, ek kısa süreyi hangi firma verirse ihalenin o firmaya verileceğinin de bilgisini vererek, “3 şerit gidiş 3 şerit geliş olacak. Böylece de ağır sanayinin olduğu Tüpraş’ın, Petkim’in diğer Nemrut’taki limanların olduğu bölgede ağır araç trafiğinden ağır çok ciddi bir trafik keşmekeşi var. Bunu rahatlamış olacağız. Hem sanayiye katkı sağlamış olacağız, sanayinden çıkan araçların trafiğini rahatlatmış olacağız. Hem de o bölgedeki Menemen’deki, Aliağa’daki, Çandarlı’daki insanların erişimi kolaylaştırmış olacağız. Sadece bu bölge değil, İzmir’i Çandarlı üzerinden Ayvalık’a, Bergama’ya daha Kuzey’e Çanakkale’ye götüren yolu da böylece alternatif bir yol oluşturarak trafiği rahatlamış olacağız” şeklinde konuştu.

    “35-40 bin aracın geçişi öngörülüyor”

    Arslan şöyle devam etti:

    “Yap-işlet-devret modeliyle yaptığımız bir proje olması hasebiyle o teklif verenlerin dosyalarını inceleyeceğiz. En kısa süreyi kim verirse ihaleyi ona vereceğiz. Onlar da 3 yıl içerisinde burayı bitirip bu verdikleri süre çerçevesinde işletecekler ve o sürenin sonunda da yolu bize devredecekler. 35-40 bin aracın geçişi öngörülüyor bu güzergahta; çünkü şu an çok yoğun bir trafik var. Hatta bazı insanlar trafiğe çıkmıyor çok tıkanma olduğu için. Bu yolla birlikte ekonominin de ticaretin de canlanacağını ağır sanayinin de büyüyeceğini bekliyoruz.”