Etiket: Açığı

  • Cari açığı Samsun’da üretilen cerrahi aletler kapatacak

    Cerrahi el aletleri imalatı konusunda, dünyada üçüncü yer olarak bilinen Samsun’da üretilecek cerrahi aletler ile sağlık alanındaki cari açığın kapatılması hedefleniyor.

    Türkiye’de ilk olarak Samsun’da açılacak “Cerrahi Aletler Meslek Lisesi”nin protokol imzaları atıldı.2017-2018 eğitim-öğretim sezonunda eğitim hayatına başlayacak olan “Cerrahi Aletler Meslek Lisesi”nin protokol imzaları Samsun Valiliği Toplantı Salonu’nda atıldı. İmza törenine Samsun Valisi İbrahim Şahin, İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Samsun İl Sağlık Müdürü Dr.Yusuf Güney, Samsun Medikal Sanayi Kümelenme Derneği (MEDİKÜM) Başkanı Dr. Ahmet Aydemir katıldı.

    “İthal ettiğimiz tıbbi aletlere resmi olarak yılda 2,5 milyar dolar gibi bir rakam harcıyoruz”

    Türkiye’nin tıbbi alet ithal ettiğini belirten MEDİKÜM Başkanı Dr. Ahmet Aydemir, “İthal ettiğimiz tıbbi aletlere resmi olarak yılda 2,5 milyar dolar gibi bir rakam harcıyoruz. Farklı kalemlerde gösterilerek ithal edilen ürünler var. Dolayısıyla gayri resmi olarak bu rakam 6-7 milyar dolar seviyelerine çıkıyor” dedi.

    “Cari açığın kapatılması ile ilgili küçük bir adımla büyük kazanımlar sağlayabiliriz”

    Tıbbi aletlere harcanan paranın ciddi boyutlarda olduğunu belirten Samsun Valisi İbrahim Şahin, “Cari açıkta birinci sırada enerji ikinci sırada ise sağlık sektörü geliyor. Cari açığın kapatılması ile ilgili küçük bir adımla büyük kazanımlar sağlayabiliriz. Onun için bu sektörü olabildiğince büyüterek çalışan sayısını artırmalıyız. Bu sektörde çalışabilecek insanlara ihtiyacımız var. Açacağımız bu lise marifetiyle çalışan sayısı inşallah artacak. Medikal sektörle ilgili uzun zamanlı çalışmalarımız var. Eski gar binasını aldık. Etrafını çevirdik orayı cerrahi aletler müzesi yapmayı planlıyoruz. Orada ki çalışmalarımızın proje aşaması bitti. İhaleye çıkacağız ve orayı medikal sektörün canlı müzesi olmasını arzuluyoruz. Orada küçük bir alanda sembolik olarak üretimde yapacağız. Üretilenler hediyelik eşya tarzı da olabilir. Milli Eğitim Bakanımızı ziyaret ettiğimizde Samsun’da yapılan çalışmanın sadece Türkiye’yle sınırlı olmadığını yurt dışına da çok ciddi biçimde ihraç edildiğini söyledik. Bakanımıza, Medikal Aletler ya da Cerrahi Aletler Meslek Lisesi açmayı önermiştim. O da, ’hemen açıyoruz. Siz yer bulun yıl sonunu beklemeyin. Müfredatı da siz belirleyin’ dedi. Hemen geldik arkadaşlarla bir araya geldik. En son protokol aşamasına geldik. MEDİKÜM ve Milli Eğitim Müdürlüğümüz bununla ilgili çalışmalar yapacak. 2017-2018 eğitim yılında ise Medikal Aletler Meslek Lisesi’ne öğrenci alacağız. Çocuklar 4 yıllık dilimde eğitimlerini tamamlarken bir yandan da sanayicilerimizin yanında üretime katılacaklar. Onlara banka hesabı açtıracağız. Çalıştıkları zaman dilimi ile ilgili hesaplarına para yatırılacak. Çocuklar okulu bitirdikten itibaren mütevazi de olsa belki kendilerine iş yeri kuracaklar” diye konuştu.

  • Emeklilik dönemi tasarruf açığı araştırması açıklandı

    Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa çapındaki ’Emeklilik Dönemi Tasarruf Açığı Araştırması’ sonuçlarını açıklandı. Rapora göre; Türkiye’nin her yıl, kişi başı 3 bin 200 euro, toplamda ise 125,2 milyar euro ek tasarruf yapması gerekiyor.

    Aviva’nın, Deloitte işbirliğiyle, Avrupa’nın seçilmiş 9 ülkesinde gerçekleştirdiği ’Emeklilik Dönemi Tasarruf Açığı’ araştırmasının sonuçları açıklandı. Sonuçlara göre; Türkiye için, düşük istihdam oranının emeklilik tasarrufu açığını olumsuz etkilediğini ortaya koyan araştırma; emekli nüfusun hak ettiği yaşam standartlarında yaşayabilmesi için herkese sorumluluk düştüğünü gözler önüne serdi. Bu amaçla, mevcut hayat standartlarını emekliliklerinde de korumak isteyen bireylerin yapması gereken ortalama tasarruf oranları belirlendi ve bu açığı kapatmaya yönelik çözüm önerileri sıralandı.

    Araştırma; Türkiye’de 2017 ile 2057 yılları arasında emekli olacak nüfusun, var olan hayat standartlarını emeklilik dönemlerinde de devam ettirebilmesi için, her yıl 125,2 milyar euro ek tasarruf yapması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu rakam da, her bireyin yıllık 3 bin 200 euro ya da ayda 266 euro ek tasarruf yapması anlamına geliyor. 2016 yılı ortalama yıllık kişi başı emeklilik tasarruf açığına bakıldığında, emeklilik yaşına yakın bir bireyin (60 yaş) yılda 8 bin euro ek tasarruf yapması gerekirken; 20 yaş grubundaki bir bireyin bin euro ek tasarruf yapmasının yeterli olacağı bildiriliyor. 2010 yılında yapılan aynı araştırmada ise, ülke olarak yapılması gereken yıllık ek tasarruf 91 milyar euro; kişi başına düşen tasarruf açığı ise 2 bin 400 euro çıkmıştı. Ayrıca, emeklilik yaşına yakın bir bireyin yılda yapması gereken ek tasarruf 3 bin 200 euro; 20 yaş grubundaki bir bireyin ise 500 euro olarak açıklanmıştı.

    Meral Eredenk Kurdaş: “Sorunun çözümü için tüm paydaşlar harekete geçmeli”

    Araştırma sonuçları ile ilgili bilgi veren AvivaSA Emeklilik ve Hayat CEO’su Meral Eredenk Kurdaş, bu araştırmayla, sorunu tespit ederek, atılacak adımları belirleyebilmeyi, farkındalık yaratabilmeyi ve ilgili paydaşları aksiyona davet etmeyi hedeflediklerini vurgulayarak; “Türkiye gibi birçok ülke, gelecekteki büyük tasarruf açığına şimdiden dikkat etmeli ve derhal önlemler almaya başlamalı. Ayrıca, Avrupa ve Türkiye giderek yaşlanıyor. Bu gerçek açığın daha da artacağı anlamına geliyor. Bu rapor, yüz milyonlarca insanın emeklilik maaşlarının, rahat bir emeklilik yaşamalarını sağlamaya yeterli olmayacağını gösteriyor. Rapor, her ülkeden her yaştan insanın emeklilikleri için daha fazla tasarruf etmeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Bu sorunun çözümü için, konunun tüm paydaşları üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeliler. Türkiye’de devlet bireysel emeklilik sistemine yüzde 25 oranında katkı sağlıyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bu desteğin devam etmesini çok önemsiyoruz” dedi.

    Araştırma, emeklilik dönemi tasarruf açıklarının kıta genelinde toplam 2 trilyon euroya dayandığını gösteriyor. Emeklilik tasarruf açığı veren ülkeler arasında ilk sırayı 461 milyar euro ile Almanya alırken, İngiltere, 365 milyar euroluk açıkla ikinci ve Fransa ise 241 milyar euro ile üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye 125,2 milyar euro ile beşinci sırada bulunuyor. 2010 yılında yapılan araştırmada emeklilik dönemi tasarruf açığı kıta genelinde toplam 1,9 trilyon euro çıkmıştı. Almanya’nın açığı 468, 8 milyar euro, İngiltere’nin açığı 379 milyar euro ve Fransa’nın açığı ise, 243,5 milyar euro çıkmıştı. 2010’dan beri İrlanda ve İspanya gibi bazı ülkelerde emeklilik dönemi tasarruf açığı yükseliyor.

    Bir ülkedeki açığı artıran nedenler arasında, düşük düzeyli emekli maaşları, emeklilik maaşındaki artışın çalışan maaşlarındaki artışın gerisinde kalması ya da düşük yıllık gelir sigortaları getiri oranları sayılabilir. 2010’dan bu yana Almanya, Fransa, İngiltere ve Polonya gibi ülkelerdeyse, emeklilik dönemi tasarruf açığı düşüyor. Bir ülkenin açığı kapatmasına yardımcı olan nedenler içinde, emeklilik maaşlarındaki artış, bireysel emeklilikte tasarruf yapanların sayısındaki artış ya da bireylerin emekliliklerini ertelemelerine yol açan artan emeklilik yaşı sayılabilir.

    Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yla kıyaslandığında açığı en fazla olan ülke Türkiye

    Emeklilik dönemi tasarruf açığı ülkelerin 2016 Gayri Safi Milli Hasıla’sı ile kıyaslandığında ise sıralama tamamen değişiyor. Bu durumda Türkiye, Gayri Safi Milli Hasıla’sının yüzde 19’una denk gelen açığı ile ilk sıraya çıkıyor. Türkiye’yi yüzde 17’lik oranla İspanya, yüzde 15 ile Almanya takip ediyor. Avrupa Birliği’nin toplam emeklilik dönemi tasarruf açığı ise, tüm bölgenin Gayri Safi Milli Hasıla’sının yüzde 13’üne denk geliyor.

    Düşük istihdam oranı, özellikle ülkemiz için, emeklilik tasarrufu açığını olumsuz etkileyen başlıca faktörler arasında yer alıyor. Araştırma, hem Avrupa Birliği’nde, hem de Türkiye’de 15-64 yaş arasındaki bireylerin çalışma oranlarını da irdeliyor. Sonuçlara göre, bu yaş gurubundaki AB nüfusunun yüzde 66’sı, Türkiye nüfusunun ise yüzde 50’si istihdam ediliyor. Bu oran erkekler bazında bakıldığında AB’de yüzde 71, Türkiye’de ise yüzde 70. Konu kadınlara gelince aradaki fark bir hayli açılıyor. AB’deki kadınların yüzde 60’ı, Türkiye’deki kadınların ise sadece yüzde 30’u istihdam ediliyor. 2057 yılına gelince, 15 yaş üstü Avrupa nüfusunun yüzde 60’ının, Türkiye nüfusunun ise yüzde 40’ının yaşlı olacağı gerçeği, durumu daha da kritik bir noktaya taşıyor. Çünkü bu veri, emekli nüfusunun her geçen yıl artması ve açığın, önlem alınmazsa artması anlamına geliyor.

    Araştırma, bireylerin gayrimenkul alımı ve benzeri yatırımlar gibi çabalarının açığı kapatmada yeterli olmadığını, tek başına hiçbir alternatifin, sorunu çözmeye gücünün yetmeyeceğini gösteriyor. Sadece politik önlemlerin bile açığı tek başına kapatamayacağını vurgulayan Kurdaş, sözlerine şöyle devam etti: “Emeklilik yaşını 5-10 yaş artırmak gibi radikal kararlar bile açığı sırasıyla yüzde 25 ya da 50 kadar düşürebiliyor. Emeklilik maaşını yüzde 10 artırmak tasarruf açığında sadece yüzde 25’lik bir düşüşe neden oluyor ki, bunun da günümüzün ekonomisinde uygulanabilmesi kolay görünmüyor. Alınabilecek önlemler içerisinde, bireysel emeklilik tasarrufunun artırılması en uygun çözüm olarak görünüyor”.

    Araştırma sonuçlarıyla ilgili kısa bir projeksiyon da sunan Kurdaş, bu araştırmayı 2010 yılında da yapmış olduklarını hatırlatarak, “6 sene önce bu araştırmayı yaparken sorunun düzeyini tespit etmeyi, atılacak adımları belirleyebilmeyi, farkındalık yaratabilmeyi ve ilgili paydaşları aksiyona davet etmeyi hedeflemiştik. 6 sene sonra ise, nereden nereye gelindiğini ortaya koyduk. Raporda da görüleceği gibi, bazı ülkelerde tasarruf açığında küçük düşüşler yaşanmasına rağmen; başta Türkiye ve İspanya olmak üzere, bazı ülkelerde açık artmakta ve tüm Avrupa, hala ciddi bir emeklilik tasarruf açığı ile karşı karşıya. Raporun yapılması gerekenler kısmında, ‘Hükümetler OECD tarafından da savunulan otomatik katılıma olanak sağlamayı ve daha yüksek birikim seviyelerini teşvik etmeyi sunmayı düşünmeliler.’ diyoruz” şeklinde konuştu.

    Kurdaş sözlerine şöyle devam etti; “Hükümetimizin yeni yılla birlikte uygulamaya koyacağı Otomatik Katılım ile bu konuda ilk adımın atılmış olduğunu düşünüyoruz. Otomatik Katılım sistemi; ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, İtalya gibi birçok ülkede uygulanıyor ve hiçbir ülkede, yüzde 25 gibi yüksek bir devlet katkı payı bulunmuyor; bunu da çok önemsiyoruz. Otomatik Katılımı, geniş kitlelerin kolay bir biçimde BES’e dâhil olmalarını ve ülkemizde tasarruf açığının azaltılmasını sağlayacak önemli bir uygulama olarak değerlendiriyoruz. İngiltere’nin otomatik katılımı kullanması sonucunda 6,5 milyon kişi daha emeklilik dönemi için birikim yapmaya başladı ve 2010’dan bu yana İngiltere’de açığın düşmesine katkı sağladı. Otomatik katılımın tam anlamıyla başarılı olması için işveren katkısının da çok önemli bir etken olduğunu düşünüyoruz. Yurt dışındaki başarılı örneklerde, işveren katkısının olması kritik başarı faktörü olmuştur. Ülkemiz için yeni süreçte, konunun tüm paydaşları üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeliler”.

    Tasarruf açığını kapatmada BES’in en kritik etkenlerden biri olduğunu sözlerine ekleyen Kurdaş; “Bireysel Emeklilik Sistemi’nde, Eylül ayı sonu itibariyle, 6 milyon 485 bin katılımcı ve yaklaşık 50,9 milyar TL katılımcı fon tutarı büyüklüğüne ulaşıldı. Otomatik Katılım’ın getireceği en büyük ivme, BES pazarının iki kattan fazla genişlemesi olacak. Ülkemizde, toplam yaklaşık 18 milyon ücretli çalışan var. Bunun 13 milyonu 45 yaş altında. Kamu tarafından yapılan tahminlerde yeni sistemde, 10 yıllık dönemde 90 milyar TL’lik toplam varlık büyüklüğüne ulaşılması bekleniyor. Temel amaç benzer ülkelere nazaran oldukça düşük olan toplam tasarruf oranını yükseltmek” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Yenilenebilir enerji üretimi cari açığı azaltacak

    Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV), gerçekleştirdiği saha araştırmasında, Türkiye’nin cari açıkla mücadele edebilmesi için yenilebilir enerji kaynaklarına daha etkin biçimde yönelmesi gerektiği belirtildi.

    TEPAV tarafından yapılan saha araştırmasında, Türkiye’nin cari açıkla mücadele edebilmesi için yenilebilir enerji kaynaklarına daha etkin biçimde yönelmesi gerektiği belirtildi. Türkiye’nin en önemli ithalat kalemlerinin başında enerji sektörünün geldiği vurgulanan rapor uyarınca, yenilenebilir enerji, sürdürülebilir enerji politikaları, cari açıkla mücadele ve Türkiye’ye önemli fırsatlar sunuyor. Yatırımcılar, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını da çözebilecek rüzgar ve güneş enerjisi sektörü için daha etkin ve uzun vadeli bir kamu politikası çerçevesine ihtiyaç duyuyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye’nin geleceği için önemli bir fırsat olduğunu kaydeden Abk ÇEŞME RES Proje Koordinatörü Erman Kaya, “Türkiye, rüzgar rejimi olarak çok verimli bir konumda. Rüzgar enerjisi, hem çevreci hem de sürdürülebilir sınırsız bir kaynak sağlıyor” dedi.

    “Trafo merkezleri kurulması gerekiyor”

    Türkiye’de rüzgar enerjisinin toplam enerji üretimi içinde yüzde 6,6 seviyesinde olduğu bilgisini veren Erman Kaya, “İzmir, Türkiye’de kurulu güç alanında en çok rüzgar enerjisiyle üretim yapan kent. Üretimde prosedürler sıkıntılı olduğu için yatırımları devreye almamız gecikiyor. Devlet kanalıyla bunu kolaylaştırmamız gerekiyor. Trafo kapasitemiz yeterli olmadığı için üretimi aktaramıyoruz. Ülke bazında düşündüğümüzde yatırımların önünün açılması için trafo merkezleri kurulması gerekiyor” diye konuştu.

    “Rüzgar ve güneş YEKA bölgeleri yatırımların önünü açacak”

    Yenilenebilir enerji üretiminin toplam üretimdeki payının artırılmasıyla dışa bağımlılığın da azalacağını vurgulayan Kaya, sözlerine şöyle devam etti: “Şu anda doğalgaza yüzde 46 civarında bağımlılığımız var. Bir diğer deyişle, Rusya’ya enerjide yüzde 65 bağımlıyız. Buradaki yerli kaynaklarımız öncelikle güneş ve rüzgar. Aydın ve Manisa bölgesi de jeotermal olarak zengin. Yatırımların önünü açmak gerek. Lisans alıp, ’belli bir süre bekleyip, iyi fiyata satarız’ düşüncesinde olanlar var. Şu anda devlet bunun önüne geçmek için yeni yönetmelikler uyguluyor. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) bölgeleri ön plana çıkıyor. Bu gelişmeler, gerçek yatırımcıların bir an evvel yatırımlarını hayata geçirmelerini sağlayacak. Devlet sahayı belirleyecek, ölçüm ve ihaleyi yapacak. Türkiye’de üretilmiş yerli türbin, kanat ve gövdeyle yerli ekonomiyi harekete geçirecek.”

  • (Özel Haber) Uçaklarda onlarca kişinin hayatını riske attığı savunulan güvenlik açığı

    Siber İstihbarat ve Güvenlik Uzmanı Ali Keskin, uçaklardaki güvenlik açıklarıyla ilgili uyarı yaparak, “Uçaklarda elektronik giriş sistemleri var. Bilgisayar korsanları elektronik girişlere bağlanarak uçaklardaki sistemlere yaptıkları casus yazılımlar ile bağlanıp sistemleri kontrol etmesi mümkün. Bu açıklar terör saldırılarının hedefi haline gelebilir” dedi.

    Siber Güvenlik Teknolojileri Derneği Basın Sözcüsü, Siber İstihbarat ve Güvenlik Uzmanı Ali Keskin, uçakların güvenlik açıklarıyla ilgili çok tartışılacak iddialar ortaya attı. Bilgisayar korsanlarının uçaklardaki sistemlere bir takım hileler kullanarak giriş yapabileceğini ifade eden Keskin, bu şekilde bir terör saldırısının yapılabileceğini iddia etti. Bir çok hava yolunda güvenlik açıkları tespit ettiklerinin bilgisini veren Ali Keskin, bu durumum bir an önüne geçilmesi için uyarılar yaptı.

    “Korsanlar uçağında rotasını değiştirebilir”

    Uçakların sistemlerinin nasıl hacklendiğinin bilgisini aktaran Ali Keskin, “Herkesin bildiği gibi uçaklarda elektronik giriş sistemleri var. Bilgisayar korsanları bu elektronik girişlere (usb) bağlanarak uçaklardaki sistemlere yaptıkları casus yazılımlar ile bağlanıp sistemleri kontrol etmesi mümkün. Örneğin, Amerika’da bir bilgisayar uzmanı geçtiğimiz yıl bir uçağın sistemine girerek uçağın rotasını değiştirmiştir. Bu güvenlik açığını FBI ile paylaşmıştır. FBI bu konu ile ilgili ABD’de bulunan hava yolu şirketlerine geniş önlemler alınmasında katkıda bulunmuştur. Bu güvenlik açıkları bir çok hava yolu şirketlerinin filosunda bulunmaktadır. Bu açıklar terör saldırılarının hedefi haline gelebilir.

    Bu önlem alınmazsa insanların hayatı tehlikede

    Alınması gereken önlemleri de sıralayan Keskin şöyle devam etti:

    “Önlem son derece basittir. Elektronik cihazları kesinlikle uçaklara alınmaması gerekiyor ama bu mümkün değil. Bu cihazların uçuş boyunca kapalı tutulduğundan emin olunmalı ve cihazların uçakla kesinlikle temas sağlayacak bir sistem erişimine müsaade edilmemelidir. Şirketler bunu mutlaka yapmalıdır. Aksi takdirde istenmeyen sonuçlar alınabilir. Bu konuda daha geniş bir takım önlemler alınabilir.”

  • Bursa’da 4 bin öğretmen açığı var

    Türk Eğitim-Sen’den 2016-2017 eğitim öğretim yılının erken ve eksikle açılmasına tepki geldi. Türk Eğitim Sen Bursa 2 Nolu şube başkanı Selçuk Türkoğlu, İl Milli Eğitim Müdürü Veli Sarıkaya’yı sadece kağıt üzerinde müdürlük yapmakla suçladı.

    FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında KHK ile Bursa’da bin 117 öğretmenin meslekten atıldığını ifade eden Türkoğlu, “Onların yerine yeterli atama yapılmamıştır. Tabi ki suç işleyen suçunu çekmeli ve temizlenmelidir. Biz kimsenin suçuna ortak değiliz. Ancak hiçbir savunmaya, ifadeye başvurulmadan yapılan bu işlemlerde ne yazık ki kurunun yanında yaşta yanmaktadır. Eğitim ve öğretim çalışanları tedirgin, eğitim ortamları güvensiz hale gelmiştir. Bursa’da yaklaşık 4 bine yakın öğretmen ihtiyacı vardır” diye konuştu.

    Türkoğlu, “Öğrencilerin 2016-2017 yılı için kitapları hazır değil, açığa alınmış ya da görevden ihraç edilen öğretmenlerin durumu muamma, ayrıca yerine atanan öğretmenler başlamamış, atanan öğretmenler mülakata alınmamış, bayram dönüşü olduğu için öğrencilerin kıyafetleri ve kırtasiye malzemeleri alınamamıştır. Cumhurbaşkanının iktidar ve muhalefet partilerinin yaptığı birlik, beraberlik, liyakat temalı pek çok açıklamalarına karşın Bursa’da esas olan yandaş ruhu, kendinden olmayanı ötekileştirme ve yok saymadır. Nitekim mülakatla öğretmen seçim komisyonlarına 30 üyeden 28’i yandaş sendikalardan seçilmiştir. Son 3 mülakatla müdür ataması neticesinde atanan 580’e yakın müdürün 550 tanesi yandaş sendika mensubudur” dedi.

    Bursa’da şehrin doğusunda Bangladeş standartlarında eğitim söz konusu olduğunu iddia eden Türkoğlu, “Batısında Brüksel standartlarında eğitim vardır. İkamete dayalı eğitim sistemi yüzünden çocuklarımız hak ettikleri eğitim şartlarından mahrum kalmaktadır. Bursa’nın en az 7 bin dersliğe, 4 bin öğretmene ihtiyacı vardır. Okul sayısı kadar kadrolu hizmetlimiz yok, özellikle göç alan bölgelerimizde okullara kokudan girilememektedir. Veliler çocuklarını servisle okullara yollamaya mecbur bırakılmıştır. Liselerden mezun olma oranı yüzde 50 civarındadır. 2016 TEOG yerleştirmelerinde Anadolu Liseleri taban puanı 415, İmam Hatip Liselerinde 268, Meslek Liselerinde ise 207’dir. Yani öğrencilerimiz Anadolu Liseleri tercih etmektedir ancak Bursa’da yeteri kadar Anadolu Lisesi olmaması çocuklarımızı istekleri dışında İmam Hatiplere ve Meslek Liselerine gitmeye mecbur bırakmaktadır. 41 bin çocuğumuz TEOG sınavına girmiş ancak bunlardan sadece 11 bini Anadolu liselerine girebilmiştir. Bu 30 bin çocuğumuzun yarısı Eskişehir, Balıkesir gibi illerimizde 350 puanla çok rahat Anadolu liselerine gidebilmektedir” diye konuştu.