Etiket: Açıdan

  • İsmail Acı’dan yerel basına çözüm sözü

    Adana Ticaret Odası (ATO) Meclis Başkanı İsmail Acı, yerel gazetelerin temsilcilerinin taleplerinin çözüleceğini söyledi.

    Adana’da yayın yapan yerel gazetelerin temsilcileri ATO Meclis Başkanı İsmail Acı’yı makamında ziyaret etti. Temsilciler, ATO ile ilgili yaşadıkları sıkıntıları da dile getirerek yardım talebinde bulundu.

    Yerel gazetelere abone olunması, ilan verilmesi, ATO meclis toplantılarına gazetecilerin katılıp izlemesine getirilen yasağın kaldırılması ve kendi meslek grupları olan 26. ve 38. grupların etkinliklerinde yerel gazetelerin yer almalarının sağlanması konularındaki şikayetleri dinleyen Acı, konuyla ilgileneceğini ve çözüm yolu bulacağını ifade etti.

    ATO meclislerinin basına kapalı olmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını belirten Acı, meclislerde saklı ve gizli hiçbir konunun yer almadığını ve basının da toplantıları izlemesinde bir beis olmadığını söyledi.

    ATO’nun kendisinin üyesi olan yerel gazetelere zorluk çıkaran değil, işlerini kolaylaştıran bir örgüt olduğunu vurgulayan Acı, Temmuz ayı meclis toplantısından önce bu sorunların çözüleceğine olan inancını dile getirdi.

  • Bakan Avcı: “2016 yılı pek çok açıdan turizm sektörü için sıkıntılı geçti”

    Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı turizmcilere seslendiği toplantıda, 2016 yılında Türkiye turizm sektörünün bir dar boğazdan geçtiğini kaydederek, “Ama bakın ihracatçılarda benzer sıkıntılar ile karşılaştı. Bu darboğazı çantalarını alıp bütün dünyayı fellik fellik dolaşarak en az zararla nasıl atlatırız diye kendileri bizzat koşturuyorlar. Ama iş asıl sahibinde bitiyor. O bakımdan sizlerin bu konulardaki katkılarına Türkiye’nin daha çok ihtiyacı var” dedi.

    Bakan Avcı, Afyonkarahisar’da gerçekleştirdiği temasları kapsamında turizm sektörü temsilcileri ile bir araya geldi. Termal bir otelde gerçekleştirilen toplantıda konuşan Bakan Avcı, Türkiye’nin dünya turizmindeki yerine vurgu yaparak, en geç 2020 yılına kadar Türkiye’nin dünyada ilk 3’e girebileceğini kaydetti. Türkiye turizminin tanıtıma daha fazla önem vermesi gerektiğini belirten Bakan Avcı, “Önümüzdeki yıllar inşallah bugünden çok daha iyi olacak. Nereden biliyorsunuz? Diyeceksiniz. Çünkü biz sadece deniz, kum, güneş diyerek dünyada 6. büyük destinasyon olduk. Avrupa’da 4. büyük destinasyonuz. Tüm diğer özellikleri de işin içerisine kattığınız zaman inşallah ilk 3’e girmemek için hiçbir nende yok. Yeter ki gayretlerimizi daha çok arttırmaya, kendimizi daha çok tanıtmaya özellikle dış pazarlarda daha çok tanıtmaya biraz daha adamış olalım. Turizm sektörü o açıdan biraz daha hareketlenmeye ihtiyaç duyan bir sektör. Biz devlet olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Dış İşleri Bakanlığı olarak sahip olduğumuz potansiyeli tanıtmak için elimizden geleni yapıyoruz. Ama bu bizden çok sektörün koşturmasına ihtiyaç duyan bir alan. Eğer el ele verirsek sektör bu işi daha yoğun bir şekilde katkıda bulunursa emin olun biz 2018’de, 2019’da bilemediniz 2020’de ilk üçü zorlarız, potansiyelimiz buna çok müsait” diye konuştu.

    “İnşallah önümüzdeki dönemde sizlerle Arapları muhakkak buluşturalım”

    Konuşmasında Afyonkarahisar’a özellikle Arap turistlerin gelmesi için bir takım faaliyetler yürütülmesi gerektiğine işaret eden Bakan Avcı, kentin bu yöndeki potansiyelinin büyük olduğunu da söyledi. Arap turizm temsilcileri ile temasa geçilmesi gerektiğini belirten Bakan Avcı şunları söyledi:

    “Afyon’da pek çok imkan var biz daha önce biz onları Afyon’a getirmek için bir çalışma yapmıştık fakat araya başka şeyler girdi. İnşallah önümüzdeki dönemde sizlerle Arapları muhakkak buluşturalım. Gerekirse konu ile ilgili bir toplantı düzenleyelim. Hatta küçük bir fuar gibi çalışma düzenleyelim ve siz oralarda muhataplarınızla bir an önce temasa geçin.”

    “Batıda estirilen dezenformasyon kampanyaları neticesinde Türkiye 2016’da dar boğazdan geçti”

    Konuşmasında son olarak Türkiye turizminin 2016 yılını değerlendirerek devam eden Bakan Avcı, “2016 yılı pek çok açıdan turizm sektörü için sıkıntılı geçti. Önce Rusya ile yaşadığımız uçak krizi arkasında Türkiye’de bazı terör olayları sebebiyle batıda estirilen dezenformasyon kampanyaları neticesinde Türkiye 2016’da dar boğazdan geçti. Ama bakın ihracatçılarda benzer sıkıntılar ile karşılaştı, reel sektörler bazı sıkıntılar ile karşılaştılar. Ama ihracatçıların faaliyetlerini herhalde sizlerde takip ediyorsunuzdur bu darboğazı çantalarını alıp bütün dünyayı fellik fellik dolaşarak en az zararla nasıl atlatırız diye kendileri bizzat koşturuyorlar. Evet hükümetimizde, ekonomi bakanlığımızda onlara koordinasyon konusunda destek oluyor. Ama iş asıl sahibinde bitiyor. O bakımdan sizlerin bu konulardaki katkılarını daha çok Türkiye’nin ihtiyacı var” ifadelerine yer verdi.

    Toplantı saha sonra Bakan Avcı’nın turizm temsilcilerinin sorularını yanıtladığı ve basına kapalı olarak gerçekleştirilen 2. bölüm ile devam etti.

  • Hayvanlara yapılan işkencenin hukuki ve psikolojik açıdan nedenleri

    İstanbul Aydın Üniversitesinde (İAÜ) öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Pakize Ezgi Akbulut ve Yrd. Doç. Dr. Şahide Güliz Kolburan, Türkiye’de sık sık meydana gelen hayvanlara yapılan eziyetleri hukuki ve psikolojik açıdan ele aldı.

    Hayvanların korunmasına ilişkin olarak yürürlükteki mevzuatta sahipli ve sahipsiz hayvanlar bakımından bir ayrım olduğunu belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Pakize Ezgi Akbulut, “5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde eğer sokakta yaşayan sahipsiz bir hayvan kötü muamele, işkence ve yahut benzeri eylemlere maruz kalırsa, bu eylemi gerçekleştirene idari para cezası veriliyor. Bu idari para cezası, fail bu suçu birden fazla defa işlese dahi değişmiyor, sadece artabiliyor. Birkaç kere ceza almış oluyor. Türk Ceza Kanunu’nda sahipsiz hayvana işkence bir suç olarak yer almıyor; günümüzdeki mevzuata göre bir kabahat olarak öngörülüyor. Bu nedenle sahipsiz hayvana kötü muamele nedeniyle mahkemeye düşen bir dava, bir kovuşturma olamıyor ne yazık ki” diye konuştu.

    “Sahipli hayvanlar mal statüsünde görülüyor”

    Sahipli hayvanların ise durumunun farklı olduğunu söyleyen Akbulut konuşmasına şöyle devam etti:

    “Sahipli hayvanlar mal statüsünde görülüyor. Bu nedenle sahipli bir hayvana kötü muamele edenler Türk Ceza Kanunu’na göre bir kimsenin malına zarar verme suçundan dolayı ceza alabiliyor. Bunun da cezası 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ya da adli para cezası şeklinde değişiyor. Bununla birlikte bazı hukukçular, yasa değişene kadar sahipsiz hayvanlara karşı yapılan bazı kötü muamelelerin de, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş birtakım suçlar çerçevesinde değerlendirilerek failin ceza alabilmesi doğrultusunda çeşitli çalışmalar yapsalar da uygulamada bu konuda pek yol kat edilemiyor” dedi.

    Cezaların her iki durumda da suçu işleyen failin ya da faillerin bulunması takdirde uygulanabildiğini söyleyen Akbulut, “Kanunlarımız hayvan haklarını korumak anlamında yetersiz. Sivil toplum kuruluşları ile birlikte bu kanunların değişmesi için çok fazla çalışma yapılıyor. Öncelikle bizim hayvanları sahipli sahipsiz şeklinde ayırmayı bir kenara bırakarak bütün hayvanları hayvan olduğu için koruma altına almamız gerekiyor. Onlara yapılan her türlü kötü muamelenin suç olarak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmesi ve cezaların caydırıcı olacak şekilde belirlenmesi gerekiyor. Bununla paralel olarak da aile eğitiminin yanında her çocuğun okula başladıktan itibaren hayvan hakları konusunda bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

    “En önemli neden aile içi şiddet, istismar ve ihmal”

    İnsanların diğer canlılara tahammülsüzlüğünün en önemli nedenin aile içi şiddet olduğuna dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Şahide Güliz Kolburan, “Aile içi şiddete tanık olan ya da maruz kalanların şiddet uygulama olasılıkları, şiddet görmeyenlere göre 8 kat daha fazla olarak karşımıza çıkıyor. Aile içi şiddet tanığı olmak, problemlerin öfke ile çözülebileceği yolunda bir hatalı öğrenmeye sebep olabiliyor. Aynı zamanda ergenliğe doğru gidildikçe kabadayılık, kendini kanıtlama, kendi maruz kaldığı şiddeti yansıtma, dikkat çekme, güç gösterisi gibi etkenler de devreye giriyor. Bunlar istediğimiz ve sağlıklı kendini kabul ettirme nedenleri değil tabii ki. Bunların hatalı örgütlenmesi aile dinamiklerinde ve sosyal yapı desteklerinde yatıyor” diye konuştu.

    “Çocuklukta ya da ergenlikte hayvanlara zarar veren davranışlar; anti sosyal bozukluk, narsisizm, sadizm gibi, ilerde saldırgan suçlara zemin hazırlayan psikolojik rahatsızlıkların habercisi olabilir” diyen Kolburan, “Şiddet içeren suçlar işleyenlerle yapılan araştırmalarda çocukluğunda hayvanlara eziyet edenlerin daha sonra şiddet içeren suç davranışında bulunma olasılıkları yüksek olduğu görülmüştür. Seri katiller veya birden fazla cinayet işleyen zanlıların geçmişinde bu tip eylemler sık görülmektedir” ifadelerini kullandı.

    Anne ve babalara düşen görevler

    Anne ve babalara tavsiyelerde bulunan Kolburan, anne babaların bu konuda model olma davranışlarının önemli olduğunu ifade etti. Kolburan, “Çocuklar 2 yaşından itibaren davranışlarının başkaları üzerindeki duygusal yansımalarının farkına varabilirler. Buna hayvanlara karşı tutum ve davranışlar da dahildir. Anne babalara düşen en önemli görev burada başlamaktadır. Çocuklar 4-6 yaştan itibaren temel ahlaki kavramları anlamaya başlarlar. Kendilerinden güçsüz bir canlıyı incitmenin ahlaki boyutu, çocuğun gelişim düzeyine göre anlatılabilir. Modern yaşam insanı doğadan ve hayvanlardan gittikçe uzaklaştırıyor. Çocuklar 4-5 yaşlarından itibaren bir hayvan beslemenin kısmi sorumluluklarını alabilir. Bu, beslemenin ötesinde empati ve duygusal alışverişi de kapsayan bir süreç ve önemli bir kazanımdır” dedi.

    Kolburan son olarak, “Hayvanlar doğada en az insanlar kadar hak sahibi canlılardır. Hayvanlar haklarını hayatta kalmak üzerine yapılandırmışken, biz insanlar sahip olduğumuz üst düzey zihinsel fonksiyonlar sayesinde bunlara ek olarak varoluşsal ihtiyaçlara da sahibiz. Varoluşsal ihtiyaçlar sadece insana özgü olup; insanın hayvan özelliklerinin üzerine çıkma ve bir yaratık olarak kalmayıp yaratıcı bir varlık olma ihtiyacından kaynaklanır. İnsan varoluşu doğada bir öncelik değildir” şeklinde konuştu.

  • Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş: “Rusya ile bir çok açıdan birbirini tamamlayan ülkeleriz”

    Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, faiz oranları, Türkiye-Rusya ilişkileri, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında yaşananlar ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

    Denizbank’ın, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) iş birliğinde gerçekleştirdiği 2. DenizBank İlk Senaryo İlk Film yarışması ile ilgili toplantıda ekonomi gazetecilerinin sorularını yanıtlayan Denizbank Genel Müdürü Hakan Ateş, faiz oranları, Türkiye- Rusya ilişkileri, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında yaşananlar ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ateş, Uçak krizinin ardından yumuşayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya ziyareti sonrası Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında şunları söyledi: “Dünyadaki ülkelerin her biri ticaretlerinin yüzde 80 ve fazlasını sınır ülkeleriyle yapar. Fakat Türkiye’nin komşuları ile ticari ilişkileri uzun süreden bu yana yaşanan krizlerle inkıtaya uğradı. Biz Rusya ile Türkiye arasında ilişkilerin düzelmesine sürekli destek olduk. Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana Rusya ile ilişkilerimizin kötü olduğu zamanlarda iki ülke de kaybetti, ilişkilerimizin iyi olduğu dönemlerde her iki taraf kazandı. Dolayısıyla bunu ’kazan-kazan’a çevirmek siyasilerin görevidir. Bu anlamda yaşanan talihsiz olaylar sonrasında ilişkilerin olumlu yola girmiş olması sevindiricidir. 3-5 yıl içerisinde ülke başkanlarının dediği 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefine ulaşmamak için hiçbir neden yok. Turizmi bir yana koyarsak, ağır yatırımların finansmanında ve her anlamdaki ekonomik aktivitede son derece derin ilişkilerimiz var. Türkiye’nin ilk nükleer santrali bugün aşağı yukarı kurulu enerji gücünün yüzde 5’i kadar ilave kaynak sağlayacak. İyi koruma ve doğru yapıldığı zaman zannedildiği gibi çevreye zararlı da değil. Nükleer santral yapımındaki ortak çalışmaların devam etmesi de olumlu bir durum. Enerji bir Kurtuluş Savaş’dır. Sermaye, iş gücü/emek ve toprak, bunun üzerine enerjiyi de koymamız lazım. Enerjiyi çektiğiniz zaman fişiniz çekiliyor. Enerjinin çeşitlenmesi lazım. Niye Orta Doğu ile herkes bu kadar uğraşıyor. Niye el alem uçaklarını oraya götürüyor. Libya’yı niye Fransız, İngiliz uçakları bombaladı? Neden lideri linç edildi? Şimdi kabileler birbirini yiyor. Libya’ya çok gittim. Öncesinde hiç de böyle bir durum yoktu. Irak’ta, Suriye’de ne oldu, bunları gördüğünüz zaman arkada çok ciddi enerji savaşı ve paylaşımı olduğu görülüyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Putin arasındaki görüşme sonucu çıkan ilk bildirge bile çok kapsamlı ve adımların hızlı atılacağına bir işarettir. İki ülke arasındaki ticaretin ve ilişkilerin gelişmesinin ülke güvenliğinin yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel alanda da yararlı olacaktır. Rusya ile bir çok açıdan birbirini tamamlayan ülkeleriz” dedi.

    “Sberbank, Rusya ile yaşanan kriz döneminde ilave sermaye getirdi”

    Rusya’nın en büyük bankalarından Sberbank iştiraki olan Denizbank’ın uçak krizi ile başlayan kriz döneminde yaşananlarla ilgili Hakan Ateş, “Rusya Federasyonu’ndaki tasarruf mevduatının yarısının Sberbank’ta bulunuyor. Sberbank, karımızı bünyede tutmanın yanı sıra Denizbank’a ilave sermaye getirdi. Denizbank Türkiye’nin büyümesi ve kalkınması için yapılan tüm milli projelerde var ve Türkiye’nin milli bankası olarak olmaya da devam edecek. Kamu hizmeti yapan bir banka olarak Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin gelişmesi için kendilerini kilometre taşı olarak görüyoruz. Antalya’da Rus vatandaşların bankacılık işlemlerini kolaylaştırmak için yapılan altyapı hizmetlerimiz bundan sonra daha aktif kullanacak” dedi.

    “Bugün Denizbank olarak konut kredi faiz oranlarını düşürdük”

    Konut konut kredi faiz oranlarıyla ilgili olarak “Bugün Denizbank olarak faiz oranlarını düşürdük. Konut kredi faiz oranlarını 2 yıla kadar olan vadede yüzde 0,89’a, 5 yıla kadar yüzde 0,99’a indirdik. Oran 5 yıl üzeri vadelerde yüzde 1’in üzerine çıktı” dedi.

    “Bu kadar iyi makro ekonomik verileri olan başka bir ülke yok”

    Kredi faizlerinde 4-5 puanlık bir düşüş yaşandığını belirten Ateş, “Mevduat faizleri 15 Temmuz’a kadar iniş trendine girmişti. Bu olaylardan sonra yükseliş trendine girdi. Ama bunun sakinleşeceği beklentisini önceden vaziyet aldık. Bunu biraz da görev olarak gördük. Şu andaki fonlama maliyetleri göz önüne alındığında o faaliyetten para kazanalım anlamı taşımıyor. Moody’s’in notta değişiklik yapacağını düşünmüyorum. Bu kadar iyi makroekonomik verileri olan başka ülke yok. Dünyada herkes için sorun olan ikili-üçlü açık bizde yok. Bu risk primi azalacak ve fonlama maliyetlerimiz düşecektir. Konut kredilerinin ucuzlatılmasına biz de bir katkı vermek istedik. Kaynak maliyeti düştükçe kredi faiz oranları düşecektir bu bir süreçtir. İnşallah düşüreceğiz. Enflasyonun gerilemesi, politik riskin azalması, geniş kitlelerin mevduatının maliyetini daha düşük kabul etmesi finansmanın ucuzlamasına katkı sağlayacak” ifadelerini kullandı.

    “Kredi kartı asgari ödeme limitleri aşağı çekilmeli”

    Kredi kartı ve kredilerde taksitlerin artırılmasıyla ilgili Hakan Ateş, “Makro ihtiyati tedbirlerde bir gevşeme beklentisi var. Bunların birincisi munzam karşılığının düşürülmesi olabilir. Bu düzenleme bankacılık sektörünü rahatlatacak ve ucuz kaynak sunma imkanlarını artıracak. Kredi kartları ve tüketici kredilerinde taksit sayısının uzaması önemli ancak daha önemlisi kredi kartı asgari ödeme limitlerinin yüzde 40’tan aşağıya çekilmesidir. Kamudan maaş alanların kredilerinde batık var. Vadelerin uzatılması onlar ödeme kolaylığı sağlayacak. Ayrıca maaş katsayısı 4’le sınırlı. Gelirin dört katı ile limit sınırlamasının yukarı çıkarılması lazım. 7-8 kata kadar çıkartmak lazım. Karşılık oranlarının makul olması gerekli” dedi.

    “Ülkede girilmedik yer bırakılmamış, toplanan kaynak başka yerlere götürülmüş bu durdu inşallah”

    Terör örgütü FETÖ mensuplarının ülkede girmedik yer bırakmadıklarını belirten Ateş, “Bürokrasi, ordu, siyaset, yargı, eğitim, adalet… Bankacılıkta bakıyorsunuz en ballısından finansmanlar alınmış. Eximbank ve Kredi Garanti Fonu’nun eski dönemlerinde kredi alınmış. Şimdi oralara bakılıyor. Ekonomide o kadar kaynak israfı olmuş ki. Bir takım toplanan kaynağın bir kısmını başka bir yere götürdüğü söyleniyor. Bu para ekonomiden bir çıkıştır, kaçaktır. Bunlar anlatılıyor bize. Bu kaynak akışı durdu inşallah. Bu kaynak ülkemiz için harcanacak. Onun için BDDK Başkanımız ilk on büyük bankanın yöneticilerini topladı. Olaya doğru nasıl yaklaşmamız gerektiği üzerinde çalışıyoruz. Ekonomiye mümkün oldukça zarar vermeden, yaşı kurunun yanında yakmadan özen göstererek bir şeyler yapmaya çalışılıyor. Biz de bütün kaynaklarımızı seferber edip bunu yapmaya çalışıyoruz. Şu dönemde bankacılık sektörünün bu kadar kuvvetli olması, makro göstergelerin sağlam olması ve mali disiplinin süreceğinin hükümet tarafından beyan edilmesi son derece umutlandırıcı” ifadelerini kullandı.

    15 Temmuz gecesi

    15 Temmuz gecesi ATM’lerde yaşananlara dair açıklamalarda bulunan Ateş,”15 Temmuz cuma gecesi ’ATM’lerde yığılma var’ dediler. Bunun üzerine ATM’lere ne kadar para yükleyebiliyorsanız yükleyin ve daima açık tutun dedim. Biz pazar günü yüksek montanlarda döviz satışı yaptık. Dolar, 3,07’den 2,9280 liraya düştü. O gece bu satışın yüzde 40’ını biz yaptık. Sonrasında halkımız 11 milyar dolarlık dövizini satarak TL’ye geçti. Kim mevduatını çekmek isterse verin, kredi kullanmak isteyenlere de onaylanmak şartıyla verin dedim. Bunun yapılmadığını duyduğumda yakarım dedim” ifadelerini kullandı.

    “Türkiye’nin cebinde harcayacak çok kurşun var”

    Ateş, sözlerini şöyle tamamladı: “Ekonomi tarafında yapılan çalışmaların çok önemli kısmının bitti, az bir kısmının kaldı. Ekonomiyi ısındırmak gerekiyor, Türkiye’nin en az yüzde 3-4 büyümesi gerekiyor. “Türkiye’nin cebinde harcayacak çok kurşun var. Makro ihtiyati tedbirler o kadar sıkı ve küresel anlamda baktığımızda vakti de çok öne alındı. Bunlara şimdi esneklik tanınma zamanıdır. Yapılmaya başladı ve yapılmaya devam edecektir”.

  • Estetik Açıdan En Önemli Bölge Burun Ucu

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Cevdet Murat Akagün, estetik açıdan en önemli bölgenin burun ucu olduğunu belirtti.

    Burnun en dikkat çeken kısmının burun ucu olduğunu ifade eden Op.Dr. Cevdet Murat Akagün, “Bu bölge estetik açıdan da çok önemlidir. Burun kanatlarını yapan iki adet “n” harfi şeklindeki kıkırdağın en üst birleşme noktalarından oluşur. Çok değişik tipleri vardır ve ırklar arasında da karakteristik özellikler taşımaktadır. Yüksekliği, genişliği ve açıları oldukça önemlidir. Bu bölgenin cildi burundaki en kalın cilt yapısına sahiptir. Burun kökünde cilt en ince iken burun ucuna geldikçe kalınlaşır ve cilt içi sebase bezlerin sayı ve yoğunluğu artar. Sadece bu bölgenin cerrahi olarak düzeltilmesi de mümkündür ancak hastanın burnunun geri kalan kısmının elde edilecek sonuca uyum sağlayabilmesi içinde ameliyat öncesinde iyi bir planlama yapılması gerekmektedir. Her hasta burun ucu estetiği için uygun aday olmayabilir o nedenle hasta bu konuyu doktoruyla çok detaylı bir şekilde tartışmalıdır. Burnu kemerli olan bir hastanın burun ucu estetiği istemesi her zaman çok da doğru değildir. Genellikle doğru adaylar burnun diğer estetik ünitelerinin sorunsuz olduğu hastalardır” diye konuştu.

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Cevdet Murat Akagün, burun ucu estetiği ameliyatı hakkında şu bilgileri verdi:

    “Septuma yani burnu ikiye ayıran ortadaki kıkırdak yapıya, burun sırtını ve yanlarını oluşturan kemik yapıya dokunmadan sadece burun ucunda ki kıkırdaklara yapılan düzeltme işlemidir. Bu sayede kalın, sarkık, uzun, yüksek, dar veya geniş burun uçları yeniden şekillendirilebilir. Burun kanatları daraltılabilir. Lokal anestezi altında yapılabilen bir işlemdir. Burnun dudak ile yaptığı açının değiştirilebildiği, burun ucunun kaldırılıp, inceltilebildiği, nefes alma problemine neden olmayan, yaklaşık bir saatlik bir ameliyattır. Gerekiyorsa ameliyat bitiminde tamponlar yerleştirilebilir ve alçı yapılabilir. Tamponsuz ve alçısız yapılması da mümkündür. Karar ameliyatınızı gerçekleştiren plastik cerraha bırakılmalıdır. Eğer tampon yerleştirilmiş ise 2.günde çekilir, alçınız var ise 5. günde çıkarılır veya değiştirilir ve yeni alçı yapılabilir. 10. günde de alçı tamamen çıkarılır ve masaja başlanır. Hedeflenen sonuca ulaşılması şişliklerin tamamen geçmesi genellikle 3 ayı bulmaktadır. Bu sürede özellikle cilt kalınlığı önemli bir rol oynar. Burun cildi kalın olan hastalarda veya daha önce burundan cerrahi bir müdahale geçirmiş hastalarda cildin eski kalınlığına geri dönme süresi 3 ay ile bir yıl arasında bir sürede alabilmektedir. Bu ameliyatta standart Rinoplasti (estetik burun ameliyatı) ameliyatına göre çok daha az morarma, şişlik olur ve bu işlemden sonra normal hayata dönüş oldukça kısadır ve genellikle ağrı olmaz. Burun ucu estetiği olmaya karar vermiş bir hastanın normal burun estetiği ameliyatı hakkında da bilgisi olması gerekmektedir. Burun yüzün merkezinde bulunan ifadeyi her yönden etkileyen karakteristik özel bir organdır. Genişliği, yüksekliği, derinliği ve çok önemli fonksiyonları vardır. Şekli kişisel farklılıklar göstermektedir. Estetik burun ameliyatlarında da elde edilecek sonuçların bir standart burun olmasından ziyade; her hasta için özel olarak tasarlanması, her hastanın yüz şekli ve oranlarına uygun doğal bir sonuç elde edilmesine uğraşılması gerekmektedir. Burnun kendi içindeki oranları ve yüz ile ilgili oranları, kendi içindeki açıları ve yüz ile yaptığı açılar detaylı olarak değerlendirilmeli ve planlama hasta ile birlikte hastanın beklentileri göz önüne alınarak ayrıntılı bir görüşme ile yapılmalıdır. Estetik burun ameliyatı olmak isteyen kişinin atması gereken en önemli adım bir plastik cerraha başvurmaktır. Ameliyattan önce hasta beklentilerini ve mevcut problemlerini kendisi ne kadar iyi tanımlayabilirse ve bunu ameliyatını yapacak doktoruna anlatabilirse ameliyat sonrasında elde edilecek sonuçta o kadar istediği gibi olacaktır.”

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Cevdet Murat Akagün, estetik burun ameliyatının planlanmasında daha önce kaza veya travma geçirip geçirilmediği, ameliyat olup olmadığı, doğuştan bazı problemlerinin olup olmadığının çok önemli olduğunu ifade ederek, “Solunum problemlerinin olması estetik ameliyat olmaya engel değildir. Her iki problemde aynı ameliyatla rahatlıkla tedavi edilebilir. Estetik burun ameliyatı olmak isteyen kişilerin arzuladıkları sonucun kusursuzluk değil düzeltme olduğunu akılda tutarak cerrahi sonrası daha iyi görünme ve daha iyi hissetme konusundaki beklentilerini doktorlarına net bir şekilde anlatmalıdır” dedi.