Etiket: Açabiliyor

  • HPV: her iki cinste siğil yapıyor erkekte ve kadında birçok kansere yol açabiliyor

    Kadın Hastalıkları Doğum Ve Uzmanı Jinekolojik Onkoloji Prof.Dr. Polat Dursun, dünyada artan kadın kanserlerine dikkat çekti.

    Dünyada kadınlarda görülen kanserlerine bağlı ölümlerin yıllar içinde arttığının görüldüğünü dile getiren Prof.Dr. Polat Dursun, rahim ağzı kanserinin dışında, vulva, vajina, penis kanseri, anal kanserler ve baş boyun kanserlerine de yol açabilen ve cinsel yolla bulaşan Human papilloma virüsü (HPV) ile ilgili soruları yanıtladı.

    Human papilloma Virüs (HPV) nedir?

    HPV , “Human Papilloma Virüs “denen bir virüsün kısa adıdır. Cinsel yolla en sık bulaşan hastalıktır. 100’den fazla farklı tipi olduğu bilinmektedir. Başta genital bölge olmak üzere vücudun değişik yerlerinde siğil (kondilom), hücre çoğalması ve kansere neden olabildiği düşünülmektedir. Siğil ve düşük dereceli hücre çoğalması oluşturanlar “Düşük riskli HPV”, yüksek dereceli hücre çoğalması ve kanser oluşturanlar ise “Yüksek riskli HPV “ olarak isimlendirilmektedir. Dünyada enfeksiyöz bir ajanla oluşan tüm kanserlerin yüzde 5’inin HPV virüsü ile oluştuğu hesaplanmıştır.

    HPV genellikle alındıktan sonraki 2-3 ay içinde siğil oluşumuna yol açar ama bu süre çok farklılık gösterebilir. Siğiller en sık genital bölgede görülür ama vücudu her yerinde de görülebilir. ABD rakamlarına göre cinsel aktif kadınların %75’inin hayatlarının bir döneminde siğil geliştireceği veya bir HPV enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir. Sevindirici olarak, HPV vücuda alındıktan sonra %80-90’ı vücudun savunma hücreleri tarafından 1-2 yıl içinde elimine edilmektedir

    Çok nadiren doğum kanalından bebeğe bulaşarak yeni doğan bebeğin solunum yollarında da oluşabilir. Çok az bir kısmı vücutta gizli olarak kalmakta ve immün sistemin baskılanması durumlarında aktive olmakta ve siğil ile hücre çoğalmalarına yol açabilmektedir. Onkolojik tip HPV vücuda girdikten sonra kanser oluşma süreci 10-15 yıl gibi uzun bir süre almaktadır

    Bugün rahim ağzı kanserlerinin yüzde 99’unda HPV pozitif olduğu bilinmektedir. HPV ile rahim ağzı kanserleri arasındaki ilişkiyi bulan Alman bilim adamı Harald zur Hausen, 2008 yılında Nobel bilim ödülü ile ödüllendirilmiştir. Rahim ağzı kanserleri yanında vajina, dış genital ( vulva) anal kanserlerde de HPV tespit edilmiştir. Baş boyun kanserlerinde de HPV risk artışı yapmaktadır. Erkeklerde penis kanserlerinin gelişiminden de sorumlu olabilmektedir.

    HPV Nasıl bulaşır?

    HPV esas olarak cilt- cilde temas yolu ile bulaşır, virüsün ana bulaşma yolu cinsel ilişki ile olur. Enfekte bir kişinin penis, skrotum (erkek yumurtalık torbası), vajina veya dış genital bölgesi ile temas sonucu bulaşır. Oral yolla enfekte bir genital bölgeye temas edilmesi halinde de bulaşma olur. Prezervatif kullanmak bulaşmayı her zaman önlemez çünkü virüs prezervatifle kaplı olmayan bir genital alandan da bulaşabilir.

    HPV virüsünden Korunmak için ne yapılmalıdır?

    Çok eşlilik HPV bulaşması için en önemli bir risk faktörüdür. Çok eşlilikten kaçınmak korunmada önemli bir etkendir. Çok eşli olunmasa bile eşlerden birinin daha önce HPV ile karşılaşması da HPV bulaşmasına yol açabilir.

    Her ne kadar prezervatif bulaşmayı yüzde 100 önlemese de prezervatif kullanmak bulaşmayı belirgin olarak azaltır.

    HPV korunmasında bugün için asıl etkili olan HPV aşılamasıdır. Bugün HPV aşısı en çok kanser yaptığı bilinen etkenlere karşı antijen içecek şekilde geliştirilmiş ve ülkemizde dahil tüm dünyada kullanıma sunulmuştur. Aşılardan biri sadece kanser yapan tiplere (tip, 16 ve 18 ) karşı antijen içermekte iken diğer aşı hem kanser yapan tiplere (tip 16 ve 18 ) hem de en çok siğil yaptığı bilinen tiplere (tip 6 ve 11) karşıda antijen içermektedir.

    HPV aşıları HPV virüsü ile karşılaşmadan 9-11 yaş grubundan 28 yaş grubuna kadar 3 doz şeklinde yapılması önerilmektedir.

    HPV virüsü tespit edilen bir hasta nasıl bir yol izlemelidir?

    Mutlaka jinekolojik bir muayeneden geçmeli, siğil olup olmadığı kontrol edilmelidir. Siğil varsa bunu doktorun uygun göreceği bir yöntemle, yakma dondurma ve kimyasal olarak yok etme gibi tedavi etmelidir. İhmal edilmemesi gereken bir noktada eş veya partnerde siğil var olup olmadığı araştırılmalı varsa bununda uygun tedavisi yapılmalıdır.

    Normalde siğil yapan HPV tipleri kanser yapmasa da beraberinde birden çok HPV bulaşma ihtimali olabileceği için HPV tiplemesi yapılıp HPV’nin yüksek riskli mi düşük riskli mi olduğu belirlenmeli ve düzenli aralıklarla jinekolojik kontrol ve smear kontrolü yapılmalıdır. Smear testinde sorun varsa kolposkopi ile rahim ağzı incelenip gerekirse biopsi alınmalıdır. Biopside önemli bir sorun çıkarsa rahim ağzı leep veya konizasyon işlemi ile temizlenmelidir

    Erkekler sadece HPV taşıyıcısı mıdır?

    Erkekler sadece taşıyıcı değildir. HPV erkeklerde siğil yapabilir. Ayrıca nadiren de olsa penis ve skrotum kanserlerinin gelişmesi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Yüksek riskli HPV’ler, homoseksüel erkeklerde anal ve rektal kanser öncüsü lezyonlar ve kanserlerin gelişiminden de sorumlu tutulmaktadır.

    Tedavi sadece cerrahi midir? Başka tedavi seçenekleri var mıdır?

    HPV bir virüs olduğu için etkili bir ilaç tedavisi yoktur. HPV’nin yol açtığı lezyonların tedavisi yapılır. HPV genital bölgede ya hücre çoğalmasına, ya siğile bazen de kansere yol açar.

    Siğil tedavisinde cerrahi olarak eksizyon, koterizasyon veya dondurma yöntemleri uygulanabilir. Tıbbi olarak tedavisi de mümkündür bunlarda doktor veya hasta tarafından uygulanan krem veya solüsyon şeklinde uygulanan ilaçlardır.

    Cerrahi müdahale olmayanlara ne olabilir?

    Siğillerin bir kısmı tedavi edilmeden kendiliğinden geçebilir. Bir kısmı da müdahale edilmezse zamanla artabilir. Çok aşırı büyük siğiller gebe kadınlarda doğumun mekanik olarak engellenmesine yol açabilir. Bilinenin aksine siğillerden kanser gelişme riski çok düşüktür. Fakat aynı anda siğil yapan ve kanser yapan HPV tipleri hastada varsa siğil yanında kanser gelişim riski de artabilir.

    Cerrahi müdahale yanında siğillere bazı ilaçlar kullanılarak da müdahale edilebilir. Bu ilaçların bazıları doktor tarafından siğillerin üzerine sürülerek kullanılır bazıları ise hasta tarafından siğillerin üzerine sürülür.

    Cerrahi müdahale sonrası tekrar ederse ne yapılmalı?

    Cerrahi müdahaleden sonra siğiller tekrarlarsa yaygınlık ve yerleşim yerine göre bazen tekrar cerrahi bazen de ilaçlar ile tedavi edilebilir.

    Siğiller kendiliğinden geçer mi?

    Siğillerin büyük bir bir kısmı 1 yıl içinde kendiliğinden geçebilir. Ama HPV virüsü vücutta uykuda kalabilir ve kişinin immün sistemi baskılandığında tekrar aktive olup yeniden siğil oluşumuna yol açabilir.

    Aşı korunmada ne kadar etkili? Kimlere ve ne zaman aşı yapılmalı?

    HPV aşışı profilaktik yani korunma aşısı olarak kullanılmaktadır bu nedenle HPV virüsü ile karşılaşılmadan ve cinsel aktivite başlamadan yapılması önerilmektedir. Yaş grubu olarak 11- 28 yaş arası cinsel aktivitesi başlamamış kız çocuklarına 3 doz (0,2, ve 6. aylarda) olarak yapılması önerilmektedir. Bazı ülkelerde erkek çocuklarında aşılanması önerilmektedir fakat bu tartışmalı bir konudur.

    Piyasada mevcut aşıların birisinin içinde 2 (hpv 16 ve 18 ) ve diğerinin içinde 4 tip (hpv 16,18,6,11) HPV’ye karşı etkili antijeni vardır. Eğer kişi bu tiplerden birini geçiriyorsa aşı diğer tiplere karşı koruyabilir fakat bu HPV enfeksiyonu geçirmiş kişinin aşılanması konusu tartışmalı bir konudur.

    HPV ne tür kanserlere yol açar?

    HPV ve serviks kanseri arasındaki ilişki en güçlü ilişkidir. Bunun yanında HPV’nin vajina, dış dudak (vulva), ano-rektal kanserler ve baş boyun kanserlerinin de gelişmesinde etkili olduğu bilinmektedir. Erkeklerde penis ve skrotum kanserlerinden de sorunlu olabileceği ileri sürülmüştür.

    HPV baş ve boyun kanserine neden yol açar?

    HPV virüsü baş boyun kanserlerinin de gelişmesinden sorumlu olabileceği bildirilmektedir. HPV’nin baş boyun bölgesine oro-genital temasla yani oral seks ile bulaştığı düşünülmektedir. Ağız kanserlerinin yüzde 25’inin, boğaz kanserlerinin ise %35’inin HPV ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir.

    HPV Türkiye ve Dünya’da yayılımı ve tedavi seçeneğini karşılaştırabilir misiniz?

    HPV ve yol açtığı lezyonların tanı ve tedavisinde dünyada uygulanana tüm tanısal ve tedavi edici işlemler Türkiye’deki jinekologlar tarafından başarı ile uygulanmaktadır. Dünyada yapılıp ülkemizde yapılmayan hiçbir tanısal veya tedavi edici işlem yoktur. Hatta serviks kanserinin yol açtığı rahim ağzı kanserlerinin tedavisinde Türkiye’de uygulanan ileri cerrahi laparoskopik ve robotik yöntemler dünyadaki birçok ülkeden daha iyi ve başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

    HPV olan erkekler ne yapmalı?

    Öncelikle HPV’den korunmak için ilişi sırasında mutlaka prezervatif kullanılmalıdır. Eğer bir erkekte HPV pozitif ise veya siğil oluştu ise mutlaka bir ürolog veya dermatolog tarafından görülmeli tedavisi yapılmalı ve takip edilmelidir.

    HPV önlenmesi ve tedavisi ile ilgili son bilimsel çalışmalar nelerdir?

    4’lü HPV aşısını çıkartan firma şu anda 9 tipe karşı etkili olan yeni bir koruyucu HPV aşısı çıkartmıştır ve bununla ilgili Amerika’daki ilaç ve eczacılık onay kurumu benzeri bir kurum olan FDA ‘den ilacın koruyucu amaçlı kullanımı ile ilgili onay almış

    Tedavi edici yani hastalık oluştuktan sonraki oluşan lezyonları ortadan kaldırmak için geliştirilen HPV aşıları ile ilgili preklinik çalışmalar halen devam etmektedir.

  • Fazla kilo ve yanlış ayakkabı topuk dikenine yol açabiliyor

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Recep Kurnaz, fazla kilolu ve uzun saatler ayakta duran kişilerde daha sık rastlanan topuk dikeninin nedenleri ile tedavi yollarını anlattı.

    Topukta bıçak batması tarzında ağrılara sebep olan topuk dikeni, kişinin hareketlerini kısıtlayan sağlık sorunlarından biri. Tıbbi adıyla ‘plantarfassitis’, halk arasında topuk dikeni olarak bilinen rahatsızlık, ayak tabanında ağrılara yol açarak günlük hayatı sekteye uğratıyor. En tipik özelliği ayak tabanında bıçak batıyormuş hissi uyandıran topuk dikeni, genellikle uzun süreli hareketsizliğin ardından ortaya çıkıyor. Ağrının daha çok sabah yataktan kalktıktan sonra ilk atılan birkaç adımla birlikte çok şiddetli hissedildiğinden bahseden Dr. Recep Kurnaz, “Ancak, uzun süre ayakta kalma veya oturduktan sonra ayağa kalkmayla da tetiklenebilir” diyor.

    İltihaplanmanın bir sonucu

    Ayağımızın altından geçen ve topuk kemiğimizi parmaklarımıza bağlayan ‘plantarfasya’ adında kalın bir doku bandı bulunuyor. İşte bu doku bandının iltihaplanması sonucu topuk dikeninin ortaya çıktığını söyleyen Dr. Recep Kurnaz, nasıl olduğunu şöyle açıklıyor:

    “Normal koşullar altında, plantar bant, şok emici bir kemer gibi davranır ve ayağınızı destekler. Bu banttaki gerginlik ve stres çok büyük olursa, küçük yırtıklar oluşabiliyor. Tekrarlayan yırtıklar sonucu da doku bandında iltihaplanma gelişiyor.”

    Ayakta yapılan işler tetikliyor

    Belirgin bir nedeni bulunmayan topuk dikeninin görülme riskini artıran faktörler yok değil. En sık 40-60 yaşları arasında görülen rahatsızlığın başlamasına; bazı egzersiz türleri, uzun mesafeli koşu, balistik atlama faaliyetleri, bale ve aerobik dans gibi topuk ve bağ dokusunda çok fazla stres oluşturan aktiviteler katkıda bulunabiliyor. Buna ek olarak, fazla kilolar ve ayak yapısına uygun olmayan sağlıksız ayakkabılar riskin artmasına sebep oluyor. Fabrika işçileri ve öğretmenler gibi ayakta yapılan mesleklerin de rahatsızlığı tetikleyebileceğini belirten Dr. Recep Kurnaz, “Bu ağrıyı en aza indirgemek için yürüme şeklini değiştirmek, ayak, diz, kalça veya sırt problemlerine yol açabilir” şeklinde konuşuyor.

    Birçok tedavi şekli mevcut

    Topuk dikeni teşhisi, hiçbir teste gerek kalmadan tıbbi öykü ve muayene ile konuyor. Muayene sırasında doktorun ayaktaki hassas bölgeleri kontrol ederek, ağrının kaynağını tespit ettiğini ifade eden Dr. Recep Kurnaz, “Röntgen gibi görüntüleme yöntemleri de topuk kemiğinden öne doğru çıkıntı yapan kemiği gösterebilir” diyor.

    Tedavinin ilk aşamalarını istirahat, ağrılı bölgeye buz kompresi ve germe güçlendirme egzersizleri oluşturuyor. Non-steroidal anti inflamatuar denen ilaçlar ağrıyı hafifletmek için tercih edilebiliyor. Duruma göre, gece atelleri veya özel tabanlıklar da kullanılabileceğini söyleyen Dr. Recep Kurnaz, çoklu enjeksiyonu önermiyor çünkü bu yöntem plantarfasya dokusunu zayıflatarak, yırtılmasına neden olabiliyor. Dr. Kurnaz, yakın zamanlarda doku kopma riski az olan trombosit bakımından zengin plazma (PRP) yönteminin kullanılmaya başlandığından ve bir diğer yöntemin ise şu olduğundan bahsediyor: “Genellikle daha basit tedavilere cevap vermeyen kronik ağrılar için‘şok dalgası’ tedavisiyle topuk bölgelerine ses dalgaları yönlendirilebilir.”Dr. Recep Kurnaz, çok az insanın da cerrahiye ihtiyaç duyabileceğini söyleyerek, “Sadece ağrı şiddetli olduğunda ve diğer bütün tedaviler başarısızsa cerrahi son seçenek olarak düşünülebilir” şeklinde konuşuyor.

  • Beta bakterisi kalp ve böbrek yetmezliğine yol açabiliyor

    Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çiğdem El, beta bakterisi nedeniyle çocuklarda boğaz enfeksiyonlarının sık görüldüğünü ancak bu bakterinin kalp ve böbrek yetmezliğine yol açabildiğini söyledi.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çiğdem El, aileleri özellikle uyararak, ateş, boğaz ağrısı, kırgınlık, eklem ağrıları gibi durumlarda hiç beklemeden mutlaka bir uzman hekime ve sağlık kuruluşuna başvurmalarını önerdiklerini vurguladı.

    Beta bakterisinin sadece bademcik ve boğaz enfeksiyonlarına değil kalp yetmezliğine de yol açtığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Çiğdem El, hastalıkların en çok çocukluk yaş gruplarında görüldüğünü söyledi. Ailelere uyarılarda bulunan Çiğdem El, “Ateş, boğaz ağrısı, kırgınlık, eklem ağrıları gibi durumlarda hiç beklemeden mutlaka bir uzman hekime, sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneriyoruz. Özellikle komşulardan alınan ilaçlar yada bilinçsizce kendilerinin bir ilaca ulaşıp özellikle antibiyotik grubu ilaçları danışmadan, hekime danışmadan kullanmamalarını öneriyoruz. Siterik bir hastalık diyoruz çünkü sadece boğazı tutmuyor. Sade bademciklerle sınırlı kalmıyor. Bazı hastalarda, bazı hassas hastalarda, çocuklarımızda eklemleri etkileyerek artrit tablolarına daha ileri istenmeyen bir durum olarak kalbi de tutabilmekte hatta kalp yetmezliğine kadar gidebilmekte. Bu durumda bu gibi şikayetler olduğunda hekime başvurulmalı. Hekim, aile ve çocuk olaraktan ekip olarak hastalığı yönetmeli, belirtilen süre zarfında, belirtilen süre içerisinde ifade edilen ilaçlar kullanılarak hasta takibe alınmalıdır” şeklinde konuştu.

    Yrd. Doç. Dr. Çiğdem El, 3 ya da 5 haftalık periyotlarda tekrarlanan yüksek ateşte hastanın acilen bir sağlık kuruluşuna getirilmesi gerektiğinin altını çizerek, bir vakadan örnek vererek şu bilgileri aktardı:

    “Örneğin bir hastamız bize ayak bileklerinde ve kalçalarına kadar olan bölgede milimetrik kırmızı döküntüler ile başvurdu. Bu tablo hemogşunler puprası dediğimiz bir tablo. Daha çok gastroenterit sistem enfeksiyonları, ishal, kusmalardan 1 ile 5 hafta sonrasında ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonrasında gelişmekte. Bizim hastamızda da üst yolunum yolu enfeksiyonlarından sonra gelişen aslında beklediğimiz yaş grubunun dışına çıkmakla beraber 10’lu yaşlarda sonrasında gelen bir hastamız. Hemogşunler puprasında özellikle bizim için önemli olan böbreklerin tutulumu. Aynı zamanda mide bağırsak kısmında tutulumlar olmakta. Hastanın ematuri dediğimiz idrardan kan gelmesi, yine bağırsaktan kan gelmesi gibi tabloları takip ediyoruz. Böyle durumlarda özellikle düşmeyen ateş tekrarlayan üçer haftalık, beşer haftalık aralıklarla tekrarlayan bu tablolarla mutlaka hastalarımızın, ailelerin uzman hekime başvurmalarını öneriyoruz.”

    Çiğdem El, streptokok A grubu beta strepdokulara bağlı bakterinin yol açtığı durum nedeniyle MKÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne getirilen Osman Baki’nin beta bakterisinden dolayı zor günler geçirdiğini ve şu an sağlığına kavuştuğunu sözlerine ekledi.

    Bademcik şikayetiyle başladı, vücuduna yayıldı

    Çektiği sıkıntılı süreçten kurtulmanın mutluluğunu yaşayan Osman Baki ise şu ifadeleri kullandı:

    “Hastalığım bademciklerim şişti, şiştikten sonra iltihaplanmış. İlaçlardan 3 tane iğne eksik kullandığım için, sonra hastaneye başvurdum. Hastaneye başvurunca geldim bademciklerin iltihaplanmış dediler, ilaç yazdılar. Ondan sonra ilaçları kullandım. Kullandıkça faydası olmadı, ayaklarım şişmeye başladı, yürüyemez oldum. Yürüyemez olunca sürekli doktora başvurdum. Antakya Devlet Hastanesine gittim, oradan buraya sevk ettiler. Buraya yatırdılar. Kalp yetmezliği varmış. Bağırsak iltihabı kalbe vurmuş. İlk geldiğim zaman ayağımda şişlik vardı, yürüyemiyordum. Boynum da oynamıyordu. Tedavi görmeye başladım. Tedavi görünce hastalığım düzelmeye başladı, şu an iyiyim.”

  • Yanlış klima kullanımı yüz felcine yol açabiliyor

    Mimik hareketlerini kontrol eden sinirin fonksiyonunu kaybetmesi sonucunda ortaya çıkan yüz felci; yüzde güçsüzlük, kaslarda hareket azlığına neden oluyor. Hastaların birçoğunda kesin nedeni bilinemese de, kulak iltihapları, tümörler, bazı virüsler ve sinir yaralanmaları da yüz felcine neden olabiliyor. Acıbadem Adana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Cem Ortaçbayram, klimalardan diyabete, yüz felcine yol açan birtakım faktörleri ve alınabilecek önlemleri anlattı.

    Yüzün bir tarafı etkileniyor

    Kadın ve erkeklerde aynı oranda görülen yüz felcinin en önemli belirtileri arasında, yüz kaslarının çalışmaması nedeniyle özellikle dudak çevresinde ve yüzün bir yarısında kayma oluşması, gözü kapamakta zorlanma, bununla birlikte konuşma güçlüğü çekilmesi ve yemek yiyip içmede zorluk yaşanması yer alıyor. Dr. Cem Ortaçbayram, yüz felci geçiren kişilerde yüzün etkilendiği tarafta göz kuruluğu ve göz yaşarmalarının görülebileceğini söyledi.

    Klima ile direkt temas yüz felcine yol açabilir

    Aşırı soğuk derecelerde çalışan klimaların yüze olan direkt etkileri sonucu o bölgedeki sinirlerin etkilenmesiyle yüz felci oluşabileceğini söyleyen Dr. Cem Ortaçbayram, “Sıcak havalardan bunalan kişilerde ev ve araçlarda hatalı klima kullanımı sonucu çeşitli kas spazmları gelişebilir. Bu nedenle klima ayarlanırken havanın kişinin üzerine doğrudan üflememesi önem taşıyor” dedi.

    Hamileliğin son 3 ayında görülebilir

    Bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar yaşayan kişiler de yüz felci geçirme riski taşıyor. Vücudun direncinin azalmasının yüz felcine yakalanma olasılığını artırdığını belirten Ortaçbayram, hastalıkların yüz felcine yol açması ile ilgili şu bilgileri aktarıyor:

    “Nadiren görülüyor olsa da çocukluk dönemlerinde rastlanılan yüz felcinde çabuk iyileşme olasılığı bulunuyor. Diyabet gibi bazı metabolik hastalıklar sonucunda da yüz felci geçirme olasılığı artıyor. Hamileliğin son üç aylık dönemi de hastalık açısından riskli dönemler arasında kabul ediliyor.”

    Felç boyunca gözler korunmalı

    Rahatsızlığın sıklıkla cerrahi ya da medikal tedavi olmadan da düzelme gösterdiğini anlatan Dr. Ortaçbayram, normale dönmeyi hızlandırmak için medikal tedavi ile birlikte yüz kaslarına masaj uygulanabileceğini söylüyor. Yüz felci görülmesi durumunda yapılabilecekleri açıklayan Dr. Cem Ortaçbayram, “Masajın yanı sıra klimalı ortamlarda ve soğuk günlerde baş-boyun bölgesini sıcak tutmak ve korumak gerekiyor. Rahatsızlık süresince tam olarak kapanmayan gözlerin, antibiyotik, suni gözyaşı ilaçları, göz bandı kullanarak enfeksiyonlardan ve travmalardan korunması önem taşıyor. Hastalığın 3. haftası ile birlikte bir iyileşme görülmediği takdirde EMG testi yapılarak sinirin fonksiyonu ölçülmesi ve olası bir cerrahi girişimin gündeme getirilmesi öneriliyor” diye konuştu.

    Yüz bölgesi haricindeki uyuşukluklara dikkat

    İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içinde normale dönülebilen yüz felci durumunda vakit kaybetmeden bir nöroloji ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerektiğini belirten Dr. Cem Ortaçbayram, yüz felci sadece yüz bölgesinde görülen bir hastalık olduğundan vücudun diğer bölgelerinde görülebilecek uyuşukluklarda olası başka rahatsızlıkların araştırılması gerektiğinin de altını çiziyor.

  • Stres, Ruhsal Bozukluğu Yol Açabiliyor

    Psikiyatrist Psikoterapist Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, baş edilemeyen stresin sonucunda, ruhsal durumun bozulabileceğini belirterek, “Panik bozukluk, depresyon, endişe bozukluğu, öfke kontrolünde bozukluklar gibi birçok psikiyatrik sorun yaşanabilir” dedi.

    Stresin güncel yaşamımızda sıkça kullandığımız bir sözcük olduğunu belirten Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Herhangi bir yeni durumla karşılaştığımızda beynimiz bunu stres olarak algılar ve vücudumuzda ve ruhsal yapımızda buna karşı bir cevap gelişir. Stres zararlı olduğu kadar aynı zamanda faydalıdır. Örneğin birisiyle belirli bir saatte buluşacaksak, bu bizde stres yaratır. Buna uygun olarak evden çıkarız ve randevumuza gideriz. Gitmeden önce ne kadar zamanda orada olacağımız hesaplamamız, hava durumuna göre giyinmemiz stres sonucu yaptığımız davranışlardır. Bu davranışlarımız sayesinde o kişiyle zamanında buluşuruz ve dışarıdaki hava koşullarından etkilenmeyiz. Hayatınızda, böyle tonlarca stres vardır, bu da bizim hayatta kalmamızı sağlar” dedi.

    Stres anında vücudumuzda çeşitli hormonlar salgılandığını, bu hormonlar sayesinde yeni durumla savaşacak hale geldiğimizi anlatan Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Stresle bir durumla karşılaştığımızda; ilk olarak beynimiz alarm verir. Bu alarm sayesinde durumla ilgili dikkatimizi toplarız ve vücudumuzu hazırlarız. Bu hazırlanma bizim yeni duruma karşı direncimizi artırır. Ve bu durumla savaşmamızı veya baş etmemizi sağlar. Eğer savaşamazsak ya da baş edemezsek tükenme meydana gelir. Yani strese yenik düşeriz. Strese ne düzeyde karşı koyabileceğimizi, onun ne seviyede olduğuyla ilgilidir. Eğer stres bizim kaldırabileceğimizden fazlaysa, sürekliyse, yeterince savaşacak gücümüz yoksa ya da birden fazlaysa; baş etmemiz de zor olacaktır. Stresi algılama kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Birisi için kolay baş edilen stres, diğeri için bir felaket olabilmektedir. Bazen aynı stresle daha önce kolay başa çıkabilirken, yeniden aynı stresle başa çıkamayabiliriz.” diye konuştu.

    Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, stresin bizi daha fazla etkilediği 10 durumu ise şöyle sıraladı;

    ERGENLİK DÖNEMİ

    “Ergenlik insan hayatında en kritik noktalardan biridir. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olan bu dönemde ergen birçok konuda hassaslaşır. Daha alıngan ve daha sinirli olabilir. Vücudunda ve zihnindeki oluşan değişikliklere uyum sağlaması zaman alacağından, strese karşı daha dayanıksızdır. Bunun karşılığı olarak; onun için küçük sorunlar bile, içinden çıkılması zor bir hal alabilir.

    EVLİLİK

    Evliliğin ilk zamanlarında kadın da erkek de strese daha duyarlı olabilir. Hatta evlenmenin hemen öncesinde; ailelerin karşılaşması, birbirine uyumları, söz, nişan, nikâh törenlerinin her biri ayrı bir strese neden olabilir. Bunun dışında evlilikle birlikte yeni bir eve, karşısındaki kişinin alışkanlıklarına alışılması strese neden olabilir.

    YENİ İŞ

    Yeni bir iş, kişide heyecan yaratabileceği gibi aynı zamanda, strese de neden olur. İşteki yeni arkadaşlıklar, işyerinin işleyiş biçimi, patronun ya da müdürünün davranış biçimi strese neden olabilir.

    ŞEHİR DEĞİŞTİRME

    Okul, iş ya da ekonomik nedenlerle kişiler şehir değiştirmek zorunda kalabilirler. Bu gelişme olumlu bile olsa, yeni bir şehre alışmak başlangıçta strese neden olabilir. Ulaşım, basit ihtiyaçların karşılanmasında şehri iyi bilememe, yakınlarından uzaklaşma kişiyi stresle karşı karşıya bırakabilir.

    TERÖR

    Ülkemiz için bir tehlike yaratan terör olayları kişilerde stres yaratabilir. Savaştan kaçıp ülkemize sığınanları görmek, terör olaylarına medyadan ya da birebir şahit olmak, kişide stres yaratabilir. Bu nedenle kişi zorlanabilir, güvenlik konusunu fazla abartabilir, kalabalık mekanlardan uzak durabilir, işlerini aksatabilir, etrafta olan fısıltıları-uydurma haberleri daha fazla önemseyebilir.

    HAMİLELİK

    Hamilelik dönemi kadın için stres nedeni olabilir. Bir yandan vücudundaki değişiklikler, kilo alımı, hamilelik süresi, doğum şekli, çocuğa bakmakla ilgili kaygıları artabilir. Hatta bu durumlar bazen eşte de kaygı oluşabilir. Bunun yanı sıra eğer kadın, daha önce düşük yapmışsa, hamilelikle ilgili risk varsa, istemediği bir hamilelik oluşmuşsa strese maruz kalır.

    TRAFİK

    Özellikle büyük şehirlerde trafikte geçirilen sürenin fazlalığı, trafik kurallarına uymama, kısıtlı sürede gerçekleştirilmesi gereken işler, kaza riski kişilerde yoğun strese neden olabilmektedir.

    HASTALIKLAR

    Kişinin yakalandığı ve tedavisinin uzun sürdüğü hastalıklar, kanserler, uzun süre ilaç kullanımı gereken tansiyon ve şeker gibi hastalıklar, doğuştan hastalıklar, kişinin hareket etmesini zorlaştıran hastalıklar başlı başına bir stres kaynağı olabilir.

    ÇOCUK BAKIMI

    Günümüzde çalışan insanların en yoğun sorunlarından birisi çocuk bakımı ile ilgilidir. Eğer kadın çalışıyorsa; çocuğunu bırakacak güvenli bir ortam konusunda strese girebilir. En çok da yabancı bakıcı ile bu durumu çözmeye çalışan kişiler daha büyük stres altında olabiliyorlar. Bu nedenle eve kamera yerleştirme, aralıklı kontrol etme gibi zorluklar oluşabilmektedir.

    ÇOCUKLAR

    Çocukların sınav stresleri, eğitim masrafları, okullarıyla ilgili alınması gereken kararlar, özel ders ücretleri gibi birçok konu ailelerde strese neden olabilmektedir. Bunun dışında çocuklarının kardeşleriyle olan sorunları, arkadaş seçimi, boş zamanlarında yaptıklar, dışarıdaki tehlikeler de farklı streslere neden olabilmektedir. Baş edilemeyen stresin sonucunda, ruhsal durumumuz bozulabilir. Panik bozukluk, depresyon, endişe bozukluğu, öfke kontrolünde bozukluklar gibi birçok psikiyatrik sorun yaşanabilir.”