Etiket: 5

  • Şehit Askerin 1,5 Yaşındaki Oğlundan Yürek Dağlayan Feryat

    Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde, uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit olan Muhammed Said Çelik’in 1,5 yaşındaki oğlunun, cenaze töreninde sarf ettiği “Baba” kelimesi, yürekleri dağladı.

    Uzman Jandarma 1. Kademe Çavuş Muhammed Said Çelik, bu sabah Diyarbakır’ın Bismil ilçesindeki evinden çıkıp, birliğine gitmek üzere özel aracına bindiği sırada, terör örgütü mensuplarınca düzenlenen silahlı saldırı sonucu olay yerinde şehit oldu. Şehit asker için Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde tören düzenlendi. Törene, Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy, Emniyet Müdürü Adnan Taşdan, Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, askeri erkan, şehidin eşi ve 1,5 yaşındaki oğlu, aile yakınları ile çok sayıda vatandaş katıldı. Tören, şehidin naaşının ambulanstan alınarak, katafalka bırakılmasıyla başladı. 1 dakikalık saygı duruşunun ardından Çelik’in öz geçmişi okundu.

    Öz geçmişinin okunmasının ardından konuşan Jandarma Yüzbaşı Mehmet Halef Çelikkollu, son zamanlarda bölücü terör örgütünün ülkedeki huzur ve güven ortamını bozmaya yönelik olarak hendek kazarak, barikat kurduğunu belirterek, “Personelimize kahpece ve sinsice saldırdılar. Vatandaşımızı silah zoruyla canlı kalkan gibi kullanarak, yol kesip ve seyahat özgürlüğünü engelleyerek tehdit ederek eylemlerin altına girmişlerdir. Hedef gözetmeksizin saldırıları devam etmektedir. Bu alçak cinayetleri işleyenler ve bunlara alkış tutanlar bunu asla unutmasınlar. Türkiye Cumhuriyeti kanunları önünde yaptıkları bu caniliğin hesabını mutlaka vereceklerdir” dedi.

    EŞİ GÖZYAŞLARINA BOĞULDU, MİNİK OĞLU ‘BABA’SINI ÇAĞIRDI

    Konuşmaların ardından dini vecibeler yerine getirildi. Şehit asker Çelik’in eşi Fikriye ve 1,5 yaşındaki oğlu Yusuf birlikte el açarak, dua okudu. Minik Yusuf, sık sık annesinin göğsüne yerleştirilen babasının fotoğrafına dokunarak annesine baktı.

    Dini vecibelerin yerine getirilmesinin ardından Çelik’in cenazesi katafalktan alınarak ambulansa taşındı. Ambulansın hareket etmesiyle şehidin eşi gözyaşlarına boğulurken, minik oğlu Yusuf’un “Baba” çığlığı yürekleri dağladı. Minik Yusuf, çığlığı ile birlikte ambulansa koşmak isterken çevredekiler tarafından kucağa alındı. Minik Yusuf’un babasına seslenmesinin ardından tören alanında bulunan çok sayıda kişi gözyaşlarına boğuldu.

    Törenin ardından şehit Çelik’in cenazesi memleketi Hatay’a gönderildi.

  • “5. Uluslararası Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Konferansı” Girne Üniversitesi’nde Başladı

    5. Uluslararası Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Konferansı Girne Üniversitesi’nde başladı. Girne Üniversitesi ve Kıbrıs Eğitim Bilimleri Derneği işbirliği ile düzenlenen Eğitim Araştırmaları konferansında birçok ülkeden gelen akademisyenlerle eğitim ile ilgili konular tartşılacak.

    Girne Üniversitesi’nde 31 Mart – 2 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek olan “5. Uluslararası Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Konferansı” başladı. Açılışın ardından dört salonda eş zamanlı paralel oturumlar halinde eğitimle ilgili konular konuşuldu. Müzik dinletisi eşliğinde başlayan konferansa, protokolde Girne Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. İlkay Salihoğlu, Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanı ve Kıbrıs Eğitim Bilimleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu, Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan, British University of Nicosia Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Bıçak katılırken, uluslararası alandan Nijerya, İran, Avustralya, Türkiye ve diğer ülkelerden de katılımcılar yoğun ilgi gösterdi.

    “BU ÖNEMLİ KONFERANSIN EV SAHİBİ OLMAKTAN BÜYÜK ONUR DUYUYORUZ”

    5. Uluslararası Kıbrıs Eğitim Araştırmaları Konferansı açılış konuşmasını Girne Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. İlkay Salihoğlu gerçekleştirdi. Prof. Dr. İlkay Salihoğlu konuşmasına, konferansın gerçekleşmesinde katkısı olanlara ve katılımcılara teşekkürlerini sunarak başladı. “Bu konferansın gerçekleştirilmesinde katkısı olan kişi, kurum ve kuruluşlara teşekkürü bir borç bilirim. Bunun yanında Kurucu Rektörümüz Sayın Suat Günsel’e, Günsel ailesine ve konferansın yapılandırılmasında baştan sona katkı koyan Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu’ya teşekkürlerimi sunarım. Hem bürokrasimizin hem de eğitim kurumlarımızdan katılan değerli hocalarım yoğun bir eğitim programı çerçevesinde konferansımıza katılımınız bizler için onur vericidir. Bu sebeple çalışmalarımıza katkılarınızdan dolayı teşekkürlerimi bir borç bilirim” diyen Salihoğlu sözlerini şu şekilde sürdürdü: ‘’Bu önemli konferansa ev sahipliği yapmaktan ve Kıbrıs Eğitim Bilimleri Derneği ile işbirliği içinde düzenliyor olmaktan son derece mutluluk ve gurur duyuyoruz.”

    CANLI YAYIN İLE BAĞLANARAK KONUŞMALARINI YAPTILAR

    Girne Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. İlkay Salihoğlu’nun konuşmasının ardından, Türk Eğitim Araştırmaları Birliği’nden Prof. Dr. Yunus Eryaman ve Avrupa Eğitim Araştırmaları Birliği Başkanı Prof. Dr. Theo Wubbles, konuşmalarını bulundukları ülkelerden sağlanan görüntülü canlı yayın ile gerçekleştirdiler.

    GİRNE VE LEFKOŞA’NIN TARİHİ VE KÜLTÜREL YERLERİ DE GEZİLECEK

    Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanı ve Kıbrıs Eğitim Bilimleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu ise yaptığı konuşmada; “Her yıl Kıbrıs’ta farklı bir üniversitede gerçekleştirilen Eğitim Konferansı’na bu yıl ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Üç günlük konferans bağlamında 179 bildiri, 4 çağrılı konuşma, 8 seminer, 1 atölye çalışması hoş geldin kokteyli, gala yemeği ve üçüncü günde Girne ve Lefkoşa’nın tarihi ve kültürel yerlerine gezi yapılacak. Konferansa katılan katılımcılara, Girne Üniversitesi Kurucu Rektörü Cemre Günsel Haskasap, YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. İrfan Günsel ve YDÜ Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel’e konferans desteklerinden dolayı teşekkürlerini sunarım.”

    Etkinliğin ikinci oturumu başlarken, Yakın Doğu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu katılımcı ve konuşmacılardan British School of Nicosia Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Bıçak’a, Prof. Dr. Ferhan Odabaşı’na, Prof. Dr. Sharon Lierse, Prof. Dr. Maral Nurtazina, Prof. Dr. Ümit Girgin’e ve Prof. Dr. Özcan Asilkana günün anlam ve önemine binaen plaket takdim etti.

    “AKREDİTASYON SÜREÇLERİ ÜNİVERSİTELERİN ÖNEM VERMESİ GEREKEN BİR KONU”

    British School of Nicosia Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Bıçak, “What Does It Take to be a Quality Teaching” (Eğitimde Kalite Olmak için Ne Gerekir?) isimli sunumunda üniversitelerin akredite edilmelerine vurgu yaparak, “Üniversitelerin kaliteli eğitim verme konusunda, buna ilişkin örgütlerin üniversiteleri öne çıkarmaları, üniversitelerin web sayfalarının öne çıkartılması, web sayfası kalitesi konusunda çalışmalar yapılması ve üniversitelerin akreditasyonlarla bu gibi çalışmalara entegre olmaları gerekmektedir” dedi. Üniversitenin stratejik planı, misyonu, hedefleri, performans gösterileri, istihdamı, öğretim üyesi kalitesi, öğrenci kalitesi, eğitimde idari personel, mezun görüşleri, iktisatçılar, kaliteli yönetim, eğitim programlarının uluslararası alanda uygulanabilirliği ve geçerliliği gibi unsurları sıralayan Prof. Dr. Hasan Ali Bıçak, “Bir öğrenci üniversitenizden mezun olduğunda, lisans, yüksek lisans ya da doktora alanlarından çıktığında ne gibi özelliklere ve bilgilere sahip olduğunun bilinebilirliği bir standarttır. Ders programlarının uluslararası alanda geçerliliği, öğretim üyesi geliştirme programlarının olduğu kadar, nasıl bir öğrenci profili yetiştireceğim?” gibi sorulara verilecek cevapların da yine bir standart göstergesidir” dedi.

    KONFERANSLAR 2 NİSAN’A KADAR SÜRECEK

    Bıçak’ın ardından konuşan Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhan Odabaşı ise “To Resercher Teach: The Dilemma ForAcademicians” (Araştırma Yapmak mı Eğitim Vermek mi: Akademisyenlerin Arada Kalması) konulu sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Ferhan Odabaşı, akademik performans ve akademik teşviklerle ilgili bilgiler verdi. Odabaşı’nın sunumunun ardından öğle yemeği arası verildi. Yemekten sonra gerçekleşen konferansın üçüncü oturumunda, sunumlar ve branşlarına göre konuşmacılar söz aldılar. 2 Nisan Cumartesi gününe kadar sürecek olan konferansta toplam 179 bildiri sunulacak.

  • Doç. Dr. Alkan Soysal: “4,5 G İle Hızımız Artarken İnternet Paketimiz Çabuk Bitecek”

    4,5 G’ye geçmeye sadece 2 gün kaldı. Geçmek isteyenler, 4.5 G uyumlu SIM kartı kullanmaya başlamaları gerekiyor; zira 1 Nisan itibariyle Türkiye 4.5 G hızında interneti kullanmaya başlayacak.

    Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alkan Soysal, “İnternet hızından yararlanmak isteyenler geçebilir ama gün içerisinde interneti çok kullanmayanlar geçmek zorunda değil” diyerek 4,5 G’ye geçenlerin daha yüksek fatura ödeyeceklerini söyledi.

    “İNTERNETTE TAKILMADAN VİDEO İZLENEBİLECEK”

    “4,5 G teknolojisiyle de daha hızlı internete bağlanabileceğiz” diyen Doç. Dr. Alkan Soysal, “4,5 G Şuanda internete 3G ile bağlantı hızını 10-15 kat artıracak diyebiliriz. Net rakamlardan bahsetmek çok doğru değil, operatörlerin reklamlarında bahsedilen rakamlar ideal rakamlar oluyor genelde günlük hayatta 300 MB hıza ulaşacağımız söyleniyor ama bu gerçekleşemeyecek çünkü ideal koşullarda hizmet almıyoruz. Aynı anda birden fazla kişi hizmet alınca bu hız düşmektedir. İnsanlar telefonlardan çok video izliyorsa ve hızdan dolayı takılmalar oluyorsa 4,5 G’de takılma olmayacak. Son zamanda gençlerin Periscope’dan canlı yayın izlemek çok popüler, takılmadan yüksek kaliteli videoları izleyebilecekler. Bağlantı hızınız arttığı için video indirmeden de direk izleyebileceğiz. Kişiler böyle bir ihtiyaç hissediyorsa yoğun olarak telefonun üzerinde film, dizi ya da görüntülü konuşmaları yapıyorsa takılmalar ortadan kalkacaktır. Gün içinde internet üzerinden dosya indiriyorsa ve hıza ihtiyacı varsa insanların geçmesi kullanım deneyimini artıracaktır” ifadelerini kullandı.

    “4,5 G’YE GEÇİŞİN HIZLI OLACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM”

    Geçiş yapmak için telefon ve sim kartın uyumlu olması gerektiğini söyleyen Soysal, “Şu an kullandığımız telefon ve sim kart uyumlu değil. Bir sene, 6 ay içerisinde çıkan telefonların 4,5 G’yi destekleyeceğini düşünüyorum yine de geçmek isteyenler operatörlerin internet sitelerindeki listelere baksınlar. Ayrıca geçmek istiyorum diye operatörlere başvurup dilekçe imzalamaları gerekiyor. Geçişin hızlı olacağını düşünmüyorum. 2 G’den 3 G’ye geçiş daha hızlı olmuştu bence. Zamanla olacak bir süreç ve geçişin yavaş olması daha mantıklı. 3 G bir yere gitmiyor hala var, geçiş yapmak zorunlu değil. 3 G’den şikâyeti olmayanlar kalabilir” diye konuştu.

    4,5 G’DE AYLIK 2 GB İNTERNET YETMEYECEK

    4,5 G’ye geçmek aslında veri paketlerini daha da çabuk bitireceğini söyleyen Soysal, “İnternetin hızlı olması demek paketin o kadar çabuk bitmesi demektir. Aylık 2 GB internet paketiniz varsa, ayda 2 GB’lık video indirebilirisiniz anlamına gelir, sizin yüksek teknolojide hızınız arttığı zaman videoları indirmeye başlayınca 2 GB daha çabuk bitecek. Daha yüksek bir pakete geçmeniz gerekecek. Operatörler henüz paketleri açıklamadı diye biliyorum. 4,5 G’de 2 GB internet paketinin hiçbir anlamı yok. Geçen kişilerin paket sınırlarını yükseltmeleri gerekiyor, faturaları biraz artırabilir. Aylık internet kullanımınız 2 GB’ dan 10 GB’a çıkartırsanız aylık olarak 20 lira ödüyorsanız 60 lira ödersiniz” dedi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “5 Bin 359 Terörist Etkisiz Hale Getirildi”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehitlerin kanının yerde kalmadığını belirterek, “Hamdolsun, şehitlerimizin kanını yerde bırakmıyoruz. Aynı dönemde, yurt içi ve yurt dışında toplam ölü, yaralı, yakalama olarak 5 bin 359 terörist etkisiz hale getirildi” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Maslak’ta bulunan Harp Akademileri Komutanlığı’nı ziyaret etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Harp Akademileri Komutanlığı’nı ziyaretinde tören mangası karşıladı. Mangayı selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra şeref defterini imzaladı. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın da yer aldığı Atatürk Harp Oyunu ve Kültür Merkezi’nde kuvvet komutanları ve subaylara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan,gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

    “ 5 BİN 359 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ”

    Operasyonların başladığı geçen yılın temmuz ayından bugüne kadar 215’i asker, 133’ü polis, 7’si korucu olmak üzere 355 şehit verildiğini belirten Erdoğan, “Cuma günü Yozgat Şefaatli’de bir şehidimizin cenaze törenine katıldık, ailesi ve yakınlarıyla acılarını paylaştık. Hamdolsun, şehitlerimizin kanını yerde bırakmıyoruz. Aynı dönemde, yurt içi ve yurt dışında toplam ölü, yaralı, yakalama olarak 5 bin 359 terörist etkisiz hale getirildi. Ama bu durum, şehitlerimizin acılarının yüreğimizi daima yakmaya devam edeceği gerçeğini değiştirmiyor. Biliyorsunuz, bizim milletimiz için ’asker millet’ derler. Tarih boyunca, hep askeri başarılarımızla, mücadeleci yönümüzle, kabımıza sığmayıp sürekli yeni arayışlar içinde olmamızla ön plana çıkmış bir milletiz. Devlet kurmak, devleti büyütmek, devleti yaşatmak konusundaki maharetimizi, Cumhurbaşkanlığı forsumuzu sembolik anlamlarıyla çevreleyen yıldızlarımız açıkça ortaya koymaktadır” dedi.

    “BALKANLAR’DA YAŞANAN HİÇBİR HADİSEYİ BİZİM GÖRMEZDEN GELME HAKKIMIZ YOK”

    “ Gönül bağımızın olduğu coğrafyaların hiçbirine kayıtsız kalma hakkına sahip değiliz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mesela Balkanlar’da yaşanan hiçbir hadiseyi bizim görmezden, duymazdan gelme, arkamızı dönme imkanımız yoktur. Aynı şekilde Orta Doğu’daki, Kuzey Afrika’daki, Kafkasya’daki gelişmelere uzak kalma lüksümüz bulunmuyor. Ata yurdumuz Orta Asya’daki, kalpleri bizimle çarpan Afrika’daki, Güney Asya’daki kardeşlerimizi mahzun bırakamayız. Öyleyse, tarihin üzerimize yüklediği bu sorumluluğun gereğini hep birlikte yerine getireceğiz” ifadesini kullandı.

    “TERÖR SALDIRILARI ÜLKELERİ ÇOK CİDDİ TEDBİRLER ALMAYA YÖNELTİYOR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dünyanın farklı yerlerinde meydana gelen terör saldırıları veya ortaya çıkan tehditlerin, ülkeleri çok ciddi tedbirler almaya yönelttiğini görüyoruz. Bu tedbirlerin tamamıyla ilgili temel eleştiri, özgürlük-güvenlik dengesinin, özgürlükler aleyhine bozulduğu yönündedir. Açık konuşmak gerekirse, tüm bu fotoğraf içerisinde, özgürlük-güvenlik dengesini en sağlıklı koruyabilen ülke, Türkiye’dir. Çünkü biz vatandaşlarımızın özgürlük alanını değil, teröristlerin hareket alanını kısıtlamak için çalışıyoruz. Aldığımız tedbirler hep bu amaca yöneliktir. Bununla birlikte, hala sıkıntı çektiğimiz hususlar da yok değil. Örneğin, terörü kutsama, teröristi yüceltme, terör eylemlerini meşru gösterme özgürlüğü benim içime bir türlü sinmiyor. Türkiye’de bölücü terör örgütüne ve diğer terör örgütlerine yapılan güzellemelerin bir benzerini, Batı’da, o ülkelerde faaliyet gösteren terör örgütleri için yapın, görün bakın başınıza ne geliyor? Bir ülkenin başkonsolosu kalkmış, casusluk suçundan yargılanan bir gazetecinin davasına destek olmaya gidiyor, yetmiyor bir de kendisiyle yanak yanağa fotoğraf çektirip yayınlıyor. Bununla da yetinmiyor, sosyal medyada ’Türkiye’nin nasıl bir ülke olmak istediğine karar vermesi gerektiği’ gibi, haddini aşan ifadeler kullanabiliyor. Bu kişi, hala ülkemizde görevini sürdürebiliyorsa, bizim alicenaplığımız, misafirperverliğimiz sayesindedir. Başka bir yerde, bu tür davranışlar sergileyen diplomatları bir gün bile barındırmazlar”.

    “TERÖRÜN KAYNAĞI KURUTULMAYINCA, TERÖRİST BİTMEZ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, teröristlere ve onlara her türlü desteği sağlayan iç ve dış tüm güçlere rağmen, demokrasiden, hukuk devletinden, insan haklarından taviz vermeden yolumuzda yürümeyi sürdüreceğiz. Bunun için kimsenin telkinine, dayatmasına ihtiyacımız yok. Biz bunu, başkaları istediği için değil, milletimiz buna layık olduğu için yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    Türkiye’nin, uzun yıllar boyunca sadece teröristle mücadele ettiğini, ama terörün kaynağı kurutulmayınca, teröristin bitmediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bilindiği gibi güvenlik güçlerimizin görevi teröristle mücadeledir. Ama hükümetin, devleti yönetenlerin bir başka vazifesi daha vardır, o da terörle, terörizmle mücadeledir” diye konuştu.

    “NE YAPTIYSAK ÜLKEMİZİN BİRLİĞİNİ, BERABERLİĞİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN YAPTIK”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Demokratik Açılım” diyerek başlattıkları çalışmaları “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” adı altında daha ileri bir seviyeye taşıdıklarını, son olarak da çalışmaları, “Çözüm Süreci” başlığı altında, 30 yılı aşkın süredir devam eden silahlı eylemleri kalıcı olarak bitirmeyi hedef alan bir safhaya getirdiklerini söyledi.

    “TÜRKİYE, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÇOK AĞIR SALDIRISI ALTINDADIR”

    Türkiye ve bölgeyle ilgili farklı niyetler peşinde olan kesimlerin de boş durmadığını sözlerine ekleyen Erdoğan, “Bölücü örgüt üzerinden, bölgede etkinliği olan bir siyasi partiyi de güdümlerine alarak, terörün kaynaklarını kurutma konusunda kat ettiğimiz mesafeyi ortadan kaldırmaya yönelik karşı bir hamle başlatıldı. Önce, Çözüm Süreci diye adlandırdığımız dönem istismar edilerek, bölücü terör örgütünün şehirlerde yapılanması sağlandı. Ardından, provokatif bir takım gösterilerle, eylemlerle, saldırılarla bölge yeniden çatışma ortamına sürüklendi. Biz, bölge halkının meseleye nasıl umutla yaklaştığını gördüğümüz için sonuna kadar sabrettik. Bir yandan gerekli güvenlikle tedbirlerini alırken, diğer yandan da kendi hedeflerimiz doğrultusunda yolumuza devam ettik. Tabii bu süreçte, Paralel Devlet Yapılanması adını verdiğimiz şer örgütün ordumuz ile istihbarat ve polis teşkilatlarımız içinde yol açtığı ağır tahribatın sancılarını da yaşadık. Netice olarak, 1 Haziran seçimlerinin ülkemizde yol açtığı geçici belirsizlik ortamını fırsat bilen bölücü örgüt ve arkasındaki güçler, yeniden silahlı eylemleri başlattılar. Temmuz ayından bu yana Türkiye bölücü terör örgütünün, geçmişte yaşananlardan çok daha farklı ve çok daha ağır saldırısı altındadır” şeklinde konuştu.

    “TERÖRLE MÜCADELENİN EN KRİTİK UNSURU, VATANDAŞIN DEVLETİNE GÜVENMESİ”

    Suriye’deki krizin, bölgedeki olayları hem tetikleyen hem de lojistik olarak destekleyen bir unsur durumunda olduğunu dile getiren Erdoğan, “Güvenlik güçlerimiz, paralel yapının yol açtığı sıkıntıları da hızla telafi ederek, askeriyle, polisiyle, korucusuyla, istihbaratıyla bölgedeki mücadeleyi fedakarlıkla ve başarıyla yürütüyor. Öyle ki güvenlik güçlerimiz çoğu defa, çatışma bölgelerinde yaşayan sivillerimizin hayatlarını koruma uğruna kendi hayatlarını riske atıyorlar. Teröristler vatandaşlarımıza karşı ne kadar insafsız, vicdansız, ahlaksız davranıyorsa, tam tersine güvenlik güçlerimiz de o derece dikkatli, özenli, şefkatli yaklaşıyorlar. Bu durum, terörle mücadele konusunda son yıllarda elde ettiğimiz en önemli kazanımı beraberinde getirdi. Çünkü terörle mücadelenin en kritik unsuru, vatandaşın devletine güvenmesi, itimat etmesi, onun yanında yer almasıdır” diye konuştu.

    Son dönemde çok şehit verildiğini ama şehitlerin döktükleri kanların tek bir damlasının bile boşa gitmediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Çünkü bu sayede bölgeyi ve halkı yeniden kazandık. Biz, bin yıldır bu toprakları şehitlerimizin kanlarıyla yoğurarak vatan haline dönüştürdük. Şayet bu coğrafyada yaşamaya devam edeceksek, bu bedelleri ödemeyi hep göze almak zorundayız. Ama aynı şekilde, terörle mücadelenin gereklerini de aklımızdan çıkarmayacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu ikisini birlikte yapacak tecrübeye, güce, dirayete sahiptir. Şundan emin olun, milletimiz, güvenlik güçlerimizin bölgede yürüttüğü mücadelenin anlamını ve büyüklüğünü çok iyi biliyor. Bölücü terör örgütünün ülkemizi ve milletimizi hedef alan saldırılarının gerisindeki asıl gayeyi halkımız gayet net şekilde görüyor. Meselenin terör örgütünün zırvaları olmadığının, meselenin Suriye olmadığının, meselenin Irak olmadığının, meselenin DEAŞ olmadığının, meselenin aslında bizim bu coğrafyadaki varlığımız olduğunun milletimiz çok iyi farkında” dedi.

    “BURADAKİ HER BİR SUBAYIMIZIN ÖZ KARDEŞİMDEN EN KÜÇÜK BİR FARKI YOKTUR”

    Ordunun birliğinin, beraberliğinin, emir-komuta zincirinin gücünün mutlaka en üst düzeyde tutulması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her fırsatta söylüyorum, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Sizlerin huzurunda buna bir de tek ordu, tek komutan vurgusunu da eklemek isterim. Anayasamızın 117’nci maddesi, ’Başkomutanlık TBMM’nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur’ diyor. Yine aynı maddenin devamında da, ’Genelkurmay Başkanı, silahlı kuvvetlerin komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanı namına yerine getirir’ ifadesi yer alıyor. Buna göre, burada bulunan tüm subaylarımız, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensupları, Başkomutan sıfatıyla benim yakın mesai arkadaşlarımdır. Hayatım boyunca, inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim; bu yüzden başım çok belaya girmiş olsa da, hep hasbi konuştum, hasbi davrandım. Şimdi de diyorum ki; buradaki her bir subayımızın benim için öz kardeşimden, öz evladımdan, yakın çalışma ekibimden en küçük bir farkı yoktur. Sizler gibi yiğit, cesur, eğitimli, bilgili, dirayetli ve sadakatli mesai arkadaşlarına sahip olduğum için, ne kadar iftihar etsem azdır. Rabbim her birinizi korusun; çalışmalarınızda sizlere güç, kuvvet versin” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada teröristle ve terörle mücadele eden diğer ülkelerin yöntemlerine, elde ettikleri sonuçlara bakıldığında, farklı bir manzarayla karşılaşıldığına belirterek, “Mesela, Amerika’da 11 Eylül saldırıları sonrasında CIA’ye tanınan ileri sorgu tekniklerinin, Guantanamo başta olmak üzere, pek çok yerde ortaya çıkan vahim sonuçları, artık herkesin malumudur. Bugün dünyanın maruz kaldığı küresel terör tehdidinde, bu yanlışların çok büyük payı olduğu yaygın şekilde konuşuluyor, ifade ediliyor. Yine Amerika’nın, Afganistan’da, Pakistan’da, Yemen’de yaygın olarak kullandığı insansız hava araçları operasyonlarında binlerce masum sivilin hayatını kaybettiği bir gerçektir” ifadesini kullandı.

    “38 BİN YABANCI UYRUKLU KİŞİYE, TERÖR ÖRGÜTLERİYLE BAĞLANTILARI YÜZÜNDEN ÜLKEMİZE GİRİŞ YASAĞI KOYDUK”

    Avrupa ülkelerinin, mülteci akını ve terör olayları konusunda yaşadıkları şaşkınlığı, ardından verdikleri tepkileri takip ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna karşılık, sürekli tenkide ve ithama uğrayan ülkemizde yapılanlara baktığımızda karşımıza şöyle bir fotoğraf çıkıyor. Biz bugüne kadar 38 bin yabancı uyruklu kişiye, terör örgütleriyle bağlantıları yüzünden ülkemize giriş yasağı koyduk. Bunlardan 3 bin 500’e yakınını, ülkemizde yakalayıp sınır dışı ettik. Tutuklayıp cezaevine koyduklarımızın sayısı bine yakındır. Sınır dışı ettiğimiz kişilerle ilgili, hem vatandaşı bulundukları ülkeye, hem de gönderildikleri devletlere gerekli bilgileri verdik, ikazları yaptık. Belçika’daki acı hadise gösterdi ki bu ikazlarımız hiçbir şekilde dikkate alınmamış, kendilerine bildirdiğimiz teröristlerle ilgili en küçük bir işlem dahi yapılmamış. Diğer yandan, kendi imkanlarımızla isimlerini tespit edip ilgili ülkelere bildirdiğimiz kişilerin sınır dışına çıkışlarına izin verilmemesi yönündeki talebimiz de dikkate alınmadı. Bunun yerine, kendi ülkesinden çıkışına sınırlama getirilmeyen kişilerin, Türkiye üzerinden Suriye’ye ve diğer ülkelere geçişinin engellenmesi beklendi. Açık konuşuyorum, şayet Paris ve Brüksel saldırıları olmasaydı, Avrupa ülkelerinin bu meseleye bakışı şu şekildeydi; ’Terör örgütleriyle bağlantılı isimler, yeter ki bizim topraklarımızda eylem yapmasın, onun yerine gitsin Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta veya başka yerlerde ne yapıyorlarsa yapsınlar.’ İşte böyle bir çifte standart söz konusuydu” diye konuştu.

    “TERÖR YILAN GİBİDİR, KUCAĞINIZDA BESLERSENİZ, BİR GÜN DÖNER SİZİ DE SOKAR”

    Yanlış yaptıkları konusunda Avrupa ülkelerini “Terör yılan gibidir, kucağınızda beslerseniz, bir gün döner sizi de sokar”, “Mayın tarlasında dans ediyorsunuz, her an bir mayına basabilirsiniz” diyerek uyardıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ne söylediysek, hangi ikazları yaptıysak, maalesef dinletemedik. Sonunda o yılanlar kendilerini de sokmaya, o mayınlar kendi ayakları altında da patlamaya başladı. Lafa gelince demokrasiyi, özgürlükleri, hakkı, hukuku dillerinden düşürmeyenlerin, kendi başları derde girince bunların hepsini de nasıl rafa kaldırabildiklerini işte görüyorsunuz” dedi.

    “YABANCI BASININ KADIN TERÖRİSTLERİ BİRER MANKEN, EDASIYLA PAZARLAMAK İÇİN YAPILAN HABERLER ARŞİVLERDE DURUYOR”

    “Masum öğrenciler, masum gençler, masum insanlar devlet tarafından taciz ediliyormuş, tehdit ediliyormuş, takip ediliyormuş” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avukat, gazeteci, siyasetçi, öğrenci, öğretim elemanı gibi kimlikler altında faaliyet gösteren terör yandaşlarını korumak için başlatılan bu kampanyalar, ciddi bir uluslararası destekle yürütülüyor. Sonra, aynı isimler, ya bir karakol baskınının, ya bir canlı bomba eyleminin, ya da bir başka saldırının arkasından karşımıza eli kanlı teröristler olarak çıkıyor. Ankara’daki bombalı eylemi gerçekleştiren terörist için o avukatların, o öğretim üyelerinin, o medya mensuplarının yürüttükleri kampanyayı unuttuk sanıyorlarsa, yanılıyorlar. Benzer bir şekilde, bölücü terör örgütünün Kuzey Irak’taki, Suriye’deki kamplarını imrenilecek birer yaşam alanı olarak göstermek, teröristleri cici çocuklar olarak pazarlamak için yerli ve yabancı medyanın nasıl seferber olduğunu çok iyi biliyoruz. Genel Yayın Yönetmeninin casusluk suçuyla yargılandığı bir gazetenin, Kandil’deki teröristleri birer ekolojik kahraman olarak göstermek için adeta kendini paraladığı haberleri, röportajları gayet iyi hatırlıyoruz. Yabancı basın organlarında kadın teröristleri birer manken, birer moda ikonu edasıyla pazarlamak için yapılan haberler, yayınlanan resimler arşivlerde duruyor” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bu gerçekleri biz de görüyoruz, bunun acısını içimizde hissediyoruz. Ama bizler sorumlulukları, duygularının önünde olması gereken insanlarız. Bunun için yüreğimiz kan ağlasa da, devletimizin ve milletimizin bekası yolunda yapmamız gerekenleri birer birer hayata geçireceğiz” dedi.

  • Eskişehir’in Su Sıcaklığı 4,5 Derece Artacak

    Eskişehir Kent Konseyi Çevre Sağlık Çalışma Grubu tarafından Taşbaşı Kültür Merkezi’nde “Gelecekte Eskişehir Suları” konulu panel gerçekleştirildi. Panelde konuşan Doç. Dr. Serdar Göncü, Porsuk Havzası sularının sıcaklığının 2100 yılına kadar 4,5 derece artacağına dikkat çekti.

    Kırmızı Salon’da gerçekleştirilen ve moderatörlüğünü Eskişehir Kent Konseyi Çevre Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Selma Güder’in yaptığı panele konuşmacı olarak Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Serdar Göncü, Eskişehir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Şenay Subaşı ve Yüksek Kimya Mühendisi İsmail Hakkı Demirtaş katıldı. Vali Yardımcısı Ömer Faruk Günay ve çok sayıda vatandaşın dinleyici olarak katıldığı etkinliğin, 22 Mart ’Dünya Su Günü’nü pekiştirmek adına yapıldığı belirtildi.

    Açılış konuşmasını gerçekleştiren Eskişehir Kent Konseyi Başkanı Nuray Akçasoy, kendilerinin şehir adına tüm ortak çalışmaları yürütmeye çalıştıklarını bildirdi. Bugün de insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından su konusunu ele aldıklarını aktaran Akçasoy, suyun öneminin ilk sırada yer alması gerektiğini ifade ederek, salondan herkesin umut dolu şeylerle çıkma temennisinde bulundu. Konuşmanın ardından Mavi Altın Dünya Su Savaşları filminden bir kesit izletilerek suyun önemine vurgu yapıldı.

    “İNSAN KULLANIMINA BAĞLI OLARAK HAVZADA ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    Suyun gelecekteki durumuyla ilgili bu panelin Eskişehir açısından oldukça önemli olduğunu düşündüğünü belirten Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Serdar Göncü, kendilerinin geçmiş yıllarda TÜBİTAK destekli bir araştırma projesi kapsamında Aşağı Porsuk Havzası’nda su kalitesi ve suyun mevcut miktarıyla ilgili olarak geçmişten günümüze ve daha sonrasında geleceğe bağlı olacak şekilde nasıl bir değişim gerçekleşeceğiyle alakalı bir çalışma gerçekleştirdikleri vurguladı. Devlet Su İşleri ile ortak çalışma verileri temin ettiklerini aktaran Göncü, “1997 yılından günümüze kadar bir çalışma gerçekleştirmeye çalıştık. Burada bazı önemli bulgular da fark ettik. İnsan kullanımına bağlı olacak şekilde havzanın ne kadar etkilenebildiği, geçmişte neler yaşandığı ve gelecekte neler yaşanacağı, o havzada insanların suyu ne kadar ve ne düzeyde kaliteli kullandığıyla alakalı olarak çok şeyi değiştirebileceğimizi gördük. Çözülmüş oksijen değerlerimiz su açısından son derece önemli parametrelerimizden bir tanesidir. 2010 yılından itibaren sular iyice arıtılmaya başlandığı için çözülmüş oksijen değeri tekrar eskiye döndüğü görülüyor. Yani burada görülebilecek en önemli şey, insan etkinlikleri iyi bir şekilde işletilirse Eskişehir burada bir şekilde var olmaya devam edecek. Eskişehir ilinin atık suları, kullanma suları iyi bir şekilde idare edilirse doğaya olan zararımızı en minimumda tutmuş olacağız” dedi.

    “2100 YILINA KADAR PORSUK HAVZASI’NDA YAKLAŞIK 4,5 DERECELİK SICAKLIK ARTIŞI OLACAK”

    Küresel ölçekte gerçekleştirilen bazı model ve iklim senaryolarının örneklemlerinin bölgeye uyarladıklarını ve çeşitli iklim senaryolarını kullanarak geleceğe dair fikirler yürütmeye çalıştıklarını anlatan Göncü, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Geleceğe baktığımız zaman Porsuk Havzası’nın en kötümser ve en iyimser senaryoları tahmin etmeye çalıştık. En kötü haritaya bakacak olursak eğer 2100 yılına kadar yaklaşık 4 – 4,5 derecelik bir sıcaklık artışı bizi bekliyor havzamızda meteorolojik koşullar açısından baktığımız zaman. En iyimser senaryoda ise 2 – 2,5 derecelik bir sıcaklık artışı öngörüyoruz. Bu bizim bölgesel iklimsel koşullara indirmediğimiz sonuçlarımız. Yağış farklarına baktığımız zaman ise, yağışlarda belirli miktarlarda azalmalar söz konusu. Ama çok yüksek düzeyde azalma beklemiyoruz Eskişehir bölgesi açısından. Hatta bazı senaryolarda artacağı yönünde bile öngürüler var. Ama burada iklim değişikliği dediğimiz sıcaklıkların artması, yağışların azalması değil, yıllık yağış miktarı var ama yıllık yağış hangi tarihlerde düşüyor? Bu yağışların miktarları dönemlere ayrılarak bazen taşkınlara yol açarken bazen ise hiç yağmamasına neden olabilmesiyle karşı karşıya kalacağız.”