Etiket: 35.

  • DSP’nin 35. kuruluş yıl dönümü

    DSP’nin 35. kuruluş yıl dönümü

    Demokratik Sol Parti’nin (DSP), Bilecik’te kuruluşun 35’inci yıl dönümü nedeniyle il başkanlığı tarafından Atatürk Anıtı’na çelen sunuldu.

    DSP’nin 35’inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla DSP Bilecik İl Başkanı Sinan Demirel tarafından Cumhuriyet Meydanında bulunan Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu. Çelenk sunma töreni ardından bir açıklama yapan Demirel, “14 Kasım 1985’ de resmen partileşerek Türk siyasi hayatında yerini almış ve o günden bu yana ülkemiz ve milletimiz için çözüm üretmeye devam etmektedir. Hepiniz yakından biliyorsunuz ki siyaset, ekonomi politikalarının ifade tarzıdır. Ekonomi ise emek ve sermaye ikilisinin bir arada olması ve dayanışmasıyla anlam kazanabilir. Kısacası sermayenin olmadığı yerde emeğin, emeğin olmadığı yerde sermayenin tek başına bir karşılığı olamaz. Yaşam var olduğu müddetçe emek ve sermaye var olacaktır. Emek ve sermaye var olduğu müddetçe sağ ve sol kavramları var olmaya devam edecektir. Ülkemizin ve toplumsal değerlerimizin oluşturduğu insanca ve hakça bir düzen için çalıştığımız bu zorlu yolda Türkiye’nin yerli ’Sol’u olarak yılmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Halkımız DSP’yi tanıyor, iyi biliyor. Bugün partimizin 35’inci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Büyük devlet adamı Bülent Ecevit’in liderliğinde ülke yönetiminde üç kez yer almış olan Demokratik Sol Parti, Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolundaki en önemli güvencesidir. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak bu güzel Cumhuriyeti bizlere emanet eden Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi, partimizin kurucusu Bülent Ecevit ile ilk Genel Başkanımız Rahşan Ecevit’i saygıyla yâd ediyorum. Partimizde bugüne kadar emek vermiş tüm üyelerimize en içten minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Demokratik sol partinin 35’inci yaşını coşkuyla kutluyorum” dedi.

  • Sağlık Bakanı Koca: “35 kişi hayatını kaybetti, 243 kişinin tedavisi sürüyor”

    Sağlık Bakanı Koca: “35 kişi hayatını kaybetti, 243 kişinin tedavisi sürüyor”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İzmir’de meydana gelen depremde can kaybının 35’e yükseldiğini belirterek “Şuan hastanelerimizde gözlem, müşahede ve servislerde yatan 243 hastamız var. 823 kişini yaralandığı depremde yoğum bakımda 8 kişi bulunuyor” dedi.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İzmir’in Seferihisar, Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçelerinde 17 binanın yıkımına neden olan deprem sonrası Ege Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralıları ziyaret ederek, geçmiş olsun dileklerini iletti. Bakan Koca, Ege Üniversitesi Hastanesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak’tan depremzedelerin sağlık durumları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi aldı. Travma ve yoğum bakım ünitelerinde tedavileri süren depremzedelere geçmiş olsun dileklerini ileten Koca, depremzedelerle tek tek ilgilenerek, geçmiş olsun dileklerini iletti.

    Deprem sonrası yaralı ve ölü sayısıyla ilgili son gelişmeleri paylaşan Bakan Koca, sözlerine Allah’tan rahmet, yaralılara şifa ve yakınlarına sabır dileyerek başladı. Depremzedeleri hastanelerde ziyaret ederek yapılan uygulamaları yerinde görmek ve durumlarını yakından takip etmek için İzmir’e geldiğini belirten Bakan Koca, “Şuan hastanelerimizde gözlem, müşahede ve servislerde yatan 243 hastamız var. Maalesef an itibariyle 35 canımız depremde hayatını kaybetti. 823 kişi sağlık kuruluşlarımıza müracaat etti. Şuan yoğun bakımlarımızda 8 hastamızın olduğunu ve bunlardan 3’ünün durumunun ağır olduğunu söyleyebilirim. Diğer hastalarımız serviste takip ediliyor. Bu anlamda ciddi bir sorunumuz yok. Şuana kadar ameliyatı yapılan 15 hastamız oldu. Bu müdahale yapılan hastalarımız arasında da ciddi durumu olan yok” diye konuştu.

    “Deprem afetiyle mücadele ederken salgına yenik düşmemeliyiz”

    “Daha önce örneğini görmediğimiz salgın durumunda bir depremle karşı karşıyayız” diyen Bakan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu dönemde salgınla mücadele ederken, vatandaşlarımızdan tedbirlere hassasiyetle uymalarını istiyoruz. Deprem afetiyle mücadele ederken salgına yenik düşmemeliyiz. Şu dönemde çadırlarda yemek yerken veya kurtarma ekipleri de dahil olmak üzere kalabalık ortamların oluştuğunu görüyoruz. Bu dönemde kamu kurumları ve STK’ların personel yoğunluğu sağlaması ama bu personelleri dinlendirerek bunu yapmalarını, salgınla mücadele ederken tedbirlere uyarak işleyişi sağlamaları gayreti içerisindeyiz. Bakanlığımız, AFAD ve UMKE ekipleri, alanda vatandaşlarımıza yoğun bir şekilde maske ile dezenfektan dağıtma gayreti içerisindeler”

    Depremin simgesi İnci’yi ziyaret edecek

    Depremin simgesi haline gelen isimleri ziyaret ettiğini kaydeden Bakan Koca, “Seher Hanım’ı gördüm. Birazdan özellikle Ede Hanım’ın göçük altında hayatta tutmak için damar yolu açtığı İnci kızımızı ziyaret edeceğim. Seher Hanım’ın üç yavrusundan birisi hayatını kaybetti. Diğer ikisiyle ilgili herhangi bir sorun yok ve yakinen durumlarını takip ediyoruz. Rabbim bu tür felaketleri memleketimize, vatanımıza ve milletimizi bir daha yaşatmasın diye temenni ediyorum. İzmir’e ve İzmirli kardeşlerimize geçmiş olsun. Türkiye’ye geçmiş olsun”

    Bakan Koca, diğer hastanelerdeki depremzedeleri ziyaret etmek için Ege Üniversitesi’nden ayrıldı.

  • Bakan Tüfenkci, Doğan Dede’nin vefatının 35. yılı anma törenine katıldı

    Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kırlangıç Mahallesi’nde gerçekleştirilen ’Hüseyin Doğan Dede’nin Hakk’a Yürüyüşünün 35. yılı anma töreni’ne katıldı.

    Bakan Tüfenkci burada yaptığı konuşmasına tüm annelerin gününü kutladı. Tüfenkci, annelerin dualarıyla barışın, huzurun ve kardeşliğin temellerinin atıldığı bir dönemi hep beraber yaşama temennisinde bulundu.

    Tüfenkci, Hüseyin Doğan Dede’nin bu topraklarda yetişmesinin, bu topraklarda bulunmasının Malatya için şans olduğunu belirterek, “Onun evlatlarının bu topraklarda yaşaması, onun neslinin bir kısmının bu topraklarda bulunması Malatyamız için esasında Türkiye için de bir şans. Çünkü onlar babalarından aldıkları dersle hep kardeşlikten yana oldular hep hayır söylediler hep milleti kaynaştıracak, ülkenin ve toprakların bütünlüğünü sağlayacak şekilde milletimize önderlik yaptılar” dedi.

    Malatya’nın, sevginin, barışın, huzurun kenti olmasında bu toprakların yetiştirdiği mürşid-i kamiller ve onların takipçilerinin büyük emeği ve katkısı olduğunu aktaran Tüfenkci, Malatya’nın Türkiye’ye örnek olması gerektiğini söyledi.

    “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz”

    Tüfenkci, Türkiye Cumhuriyetinin kurucularının Türkiye’yi oluştururken barışı ve huzuru sağlama adına demokrasiyi ve insan haklarını oluşturma noktasında attığı adımları daha da geliştirerek çağdaş uygarlık ve muasır medeniyetler seviyesine taşıma adına hep beraber çaba sarf edilmesi gerektiğini aktararak, “Esas olan gönüllerdeki dostlukları kurabilmek, gönüllere girebilmek. Gönüllere girerken de biz madem ki ’insanı yaşat ki devlet yaşatsın’ diyoruz, insana hizmeti de bir vazife olarak görüyoruz. Her bulunduğum alanda her bulunduğumuz makamda insanlarımız arasında bir ayrım yapmadan bütünü kucaklayarak hizmet etmeyi şiar edindik ve bu şiarımızı da sonuna kadar milletten aldığımız desteklerle sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

  • Başbakan Yardımcısı Akdağ: “35 yaralı var, 13’ü ağır yaralı”

    Başbakan Yardımcısı ve eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Somali’den tedavi edilmek üzere Ankara’ya getirilen yaralılar hakkında, “35 yaralı var, 13’ü ağır yaralı, içlerinde yanıklı vakalar var, başlarından ağır yaralananlar var. Yaralıların içinde 3 de çocuk var. Bu yaralıların bir kısmı Polatlı Devlet Hastanesi’ne, bir kısmı Numune Devlet Hastanesi’ne, bir kısmı da Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanemize götürülecek” dedi.

    Somali’de 14 Ekim Cumartesi günü 300’den fazla kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırıda yaralanan terör mağdurlarından 35’i, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile askeri uçakla akşam saatlerinde Türkiye’ye getirildi. Somali’den yaralıların nakli için 16 kişilik bir ekip görevlendirildi. Bir ekip de nakli mümkün olmayan hastaların tedavisi için Somali’de görevlendirildi. Yaralılar ve refekatçileri, Sağlık Bakanlığı ve AFAD’tan oluşan ekipler eşliğinde yedi buçuk saat süren uçak yolculuğu sonunda Ankara’ya getirildi. Uçağın piste inmesinin ardından Başbakan Yardımcısı ve eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Somali’nin Ankara Büyükelçisi Jama Abdullahi Muhammed ile beraberindeki heyet yaralıları karşıladı.

    Başbakan Yardımcısı Akdağ, tedavi için Ankara’ya getirilen terör mağduru yaralılara ilişkin açıklamalarda bulundu. Gerçekleştirilen terör eyleminin çok ağır bir saldırı olduğunu ifade eden Akdağ, terörün kanlı ve acımasız yüzünü bir kez daha dünyaya gösterdiğini söyledi. Akdağ, “Bir gün önce sabaha yakın Somali’de hain bir terör saldırısı oldu. Ağır bir patlama sonucunda yüzlerle ifade edilen vefat ve yaralı var. Çok ağır bir saldırı, terörün kanlı, acımasız yüzünü, bütün insanlığı tehdit eden bir insanlık suçu olarak nasıl kendisiyle mücadele edilmesi gereken bir bela olduğunu bir kez daha dünyaya gösterdi. İçimiz parçalandı, yüreğimiz kanadı, Somali’de kardeşlerimiz var ve o kardeşlerimizden vefat edenlerin yanı sıra ağır yaralılar var. Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Sağlık Bakanlığı ve AFAD’tan bir ekip hep beraber silahlı kuvvetlerimizin bir uçağı ile Somali’den bugün yaralıları Türkiye’ye getirdiler” dedi.

    Yaralıların durumu hakkında bilgi veren Akdağ, “35 yaralı var, yanlarında 34 de refakatçileri var. Şimdi arkadaşlardan uçağın içinde çok kısa bir bilgi aldık, 13’ü ağır yaralı, içlerinde yanıklı vakalar var, başlarından ağır yaralananlar var. Yaralıların içinde 3 de çocuk var. Toplamda 35 yaralı getirmiş olduk. Uçağı bir hastaneye, yoğun bakım alanına çevirerek yaralıları sağ salim buraya kadar getirdik. Bu yaralıların bir kısmı Polatlı Devlet Hastanesi’ne, bir kısmı Numune Devlet Hastanesi’ne, bir kısmı da Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanemize götürülecek. Özellikle yanıklı ve ağır travmalı olanlar Numune Hastanesi’ne ve Gülhane Hastanesi’ne götürülmüş olacak. Sağlık Bakanlığımızdan 33 personel Somali’de. İhtiyaç duyulursa benzeri bir operasyonu tekrarlayabiliriz” diye konuştu.

  • “35 yaşına kadar çocuk sahibi olmak en sağlıklısı”

    Yeni doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 3’ünde doğumda yapısal ya da işlevsel bir anomali (kusur, sakatlık) bulunuyor. Bu anomalilerin bir kısmında neden belirlenemezken, belirlenen en büyük nedenin evlenme yaşının yükselmesi olduğuna dikkat çeken İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Suat Süphan Erşahin, “Çocuk sayısı 35 yaşına kadar tamamlanmalı” uyarısında bulundu.

    Özellikle son zamanlarda eğitim oranının artması ile birlikte evlenme yaşı da ilerledi. Uzmanlar geç doğum oranlarının günden güne daha da arttığına vurgu yaparken, Yrd. Doç. Dr. Suat Süphan Erşahin de buna bağlı olarak genetik anomalilerin en büyük nedeni olarak 35-40 yaşından sonra yapılan doğum oranlarının artması olduğuna dikkat çekti. Erşahin, “Genetik bozukluklarının nedenleri genellikle bilinmemekle birlikte, 35 yaş sonrası ama özellikle 40 yaş sonrası gebe kalmalar bunların en büyük faktörleridir. Biz ailelerden çocuk sayısını 35 yaşından önce tamamlamalarını istiyoruz. En son yaş 40 olarak bakmamız gerekiyor. Bunların yanı sıra kullanılan ağır ilaçlar, uyuşturucu maddeler, sigara, alkol gibi bağımlılık oluşturan maddelerin kullanımları, çeşitli hastalıklar, evde yaşayan bakımsız evcil hayvanların barınması ve bunlarla temaslar da yine genetik anomalilere sebep olabiliyor. Fakat hiçbir şey olmadığı halde yani bu faktörler olmadan da yine çocukların genetik anomali olma riski vardır” diye konuştu.

    “Erken yaşta yumurtalıkları dondurabiliriz”

    Geç evlenme durumlarında alternatif çözüm olarak yumurta dondurma işleminin de olduğunu söyleyen Erşahin, “Geç bir yaşta evliliği düşünenler erken yaşta dondurabilecekleri sağlıklı yumurtalıklarla ileriki yaşlarda gebe kalabilirler. Ayrıca gebe kalmadan önce yine alınabilecek önlemler de var. Örneğin gebelik düşünüldüğü takdirde anne ve baba adaylarının çocukların en azından nörolojik bir problem olmamasına karşı bir doktora gidip folik asit başlamasını tavsiye ediyoruz. Daha sonradan yine gebelik öncesi bazı testler yaptırıp belli bir hastalığın olup olmadığına dair bir tarama ya da genetik bir hastalığı varsa bir araştırma yapmalarını öneriyoruz. Tabi en büyük uyarımız akraba evliliklerinin olmaması yönünde. Bu önlemlere rağmen yine de çocukların genetik bir anomaliye sahip olabilme ihtimali var. Genetik anomali olmasına rağmen yine yaşamsal olarak devam edebilecek olan çocuklar için biz ebeveynlere gebelik için devam etmelerini öneriyoruz. Fakat yaşamla bağdaşmayan bir sorun varsa tavsiyelerimiz gebeliğin sonlandırması yönünde oluyor” şeklinde konuştu.

    “Daha önceden teşhis edilebiliyor”

    Önlemlerin yanı sıra gebelik sırasında da genetik bozukluklarının genellikle tespit edilebileceğini söyleyen Erşahin, “Sakat doğum oranları yüzde 15 oranındadır. Fakat bunların çoğu düşükle sonuçlandığı için fark edilmez ama ileriki zamanlarda yüzde 1 ile 3 oranında değişir. Önlemden daha çok teşhis edilme yöntemleri mevcut. Çeşitli genetik ve kan testleri, bebekten su ve parça alma, anne ve bebekten kan alma gibi yöntemlerle bunları teşhis edebiliyoruz. Ayrıca 20. ve 22. haftalarda yapılacak olan detaylı ultrason ile birlikte bebekte sakatlığı ve bazı anormallikleri daha erken dönemlerde görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Down sendromlu çocuklar için artık eskisi kadar korkulmuyor ve gebelik genellikle devam ettiriliyor”

    “Genetik anomalilerde tedavi edilebilir hastalıklar olduğu gibi yaşamla bağdaşmayan ve tedavi edilemeyen hastalıklar da var” diyerek sonraki süreçlere de değinen Erşahin, “Bazı genetik anomaliler yaşamla bağdaşabilir. Örneğin; down sendromu. Bu çocuklar yaşar fakat bu yaşam ailelere bazı sosyal ve ekonomik zararlar verebilmekle birlikte bakımı da zor bir hastalıktır. İleride yaşayabilecekleri sıkıntıları kabul eden aileler durumu kabullenerek gebeliğe devam eder. Ya da sorumluluğunu üstlenemeyeceğini düşünen aileler gebeliğini sonlandırabilir. Son zamanlarda down sendromlu çocukların aileler tarafından daha çok kabullenildiğini ve doğurmak istediklerini görüyoruz. Daha öncelerde bu bebeklere karşı aşırı bir korku vardı ve hemen gebeliğin sonlandırılması isteniyordu. Ama artık günümüzde down bebekler için gebelik sürecinde devam kararı alınıyor” dedi.