Etiket: 2017

  • Aşıkoğlu: “2017, arazi yatırımcılarının yılı olacak”

    Aşıklar Grup AŞ Yönetim Kurulu Başkanı İrfan Aşıkoğlu, son 1 yıldır konut satışında düşüş yaşandığını belirterek, 2017 yılında en karlı yatırımın arazi alımı olacağına dikkat çekti.

    Aşıkoğlu, kısa vadede kâr etmek isteyen yatırımcılara özel tavsiyelerde bulundu. Aşıkoğlu, arazi alınırken dikkat edilmesi gereken hususlara işaret etti ve yatırımcıların yüzünü güldürecek tüyolar verdi.

    Yatırım yapılan bölgenin ve imar durumunun büyük önem arz ettiğini ifade eden Aşıkoğlu parselin değerini imar durumunun belirlediğini kaydederek, şöyle konuştu: “Arazi yatırımlarının en önemli noktası, lokasyondur. Kentlerin gelişim yönleri doğrultusunda olan arazilerin, imar programlarına dahil edilmesi yatırımınızdan büyük kazançlar elde etmenizi sağlar. İmar durumu, parselin değerini belirler. Yani arazileriniz arsa olur ve erişilebilecek nihai bedele erişilir. İmar geçmesi muhtemel bölgelerden yapılacak arazi yatırımları, ‘doğru bir akılla’ orta vadede yatırımcıların yüzünü güldürür. Planlı yerleşim alanlarına yakın olmak, göç alan bölgeye yakın olmak, ulaşım projelerinin gerçekleşeceği projelere yakın olmak bir diğer dikkat edilmesi gereken hususlardandır”.

    Aşıkoğlu, şu konulara dikkat çekti: “Prestijli projelerin hayata geçtiği veya geçeceği alanlara yakın bölgeler, bu işin sırrı. Özellikle büyük şirketlerin yatırım şekli sadece bu basit mantığa dayanıyor. Orta vadede arazilerinizi kat karşılığı olarak inşaat firmalarına verme ihtimaliniz çok yüksek. Daha önce komşularınızın size kazandırabileceğini hiç düşündünüz mü? Özellikle üst gelir grubunun tercih ettiği arazi bölgelerine ve yerleşim alanlarına yakın araziler, daha kısa vadede kazandırıyor”.

    Aşıkoğlu, yatırım yapılan arazinin inşaata elverişli olup olmadığını araziyi almadan önce test ettirmenin ve bilirkişilerle hareket ederek zemin etüdü yaptırmanın önemine dikkat çekti.

    Bugüne kadar uzun vadede yapılan arsa yatırımının istisnasız her şartta kazandırdığını ifade eden Aşıkoğlu, kriz dönemlerinde bile toprağın hiç kaybettirmediğini söyledi.

    Kısa ve orta vadede kazanmak isteyen yatırımcılar için 2017’nin en doğru zaman olduğuna işaret eden Aşıkoğlu, “Arazi yatırımı, ekonomiden bağımsız bir yatırım modeli değildir. 2017 yılının görünen ekonomik parametreleri, arazileri işaret ediyor. Ekonomimizin normale dönmesiyle bu yıl alınacak arazilerin değerlenmesi doğru orantılı olacak” dedi.

  • Yalınkılıç, 2017 parke modasını açıkladı

    Ahşap parkelerde 2017 yılı modasını açıklayan Hüni Parke Yönetim Kurulu Başkanı Berki Yalınkılıç, kırmızı, siyah ve akçaağaç gibi renkli parkelere ilginin azaldığını söyledi. Yalınkılıç, “Natürel Avrupa meşesi, Amerikan cevizi gibi ağaçların kullanıldığı parkelerin yanı sıra, üzerinde gri, beyaz gibi renklerin uygulandığı parkeler de 2017 tercihleri arasında gösteriliyor” dedi.

    Hüni Parke Yönetim Kurulu Başkanı Berki Yalınkılıç, 2017 parke modasını açıkladı. Natürel Avrupa meşesi, Amerikan cevizi gibi ağaçların kullanıldığı parkelerin yanı sıra, üzerinde gri, beyaz gibi renklerin uygulandığı parkelerin daha çok tercih edildiğini söyleyen Yalınkılıç, kırmızı, siyah ve akçaağaç gibi renkli parkelere ilginin azaldığını ifade etti.

    “Zeminlerde doğallık tercih ediliyor”

    Sadece salon ve odalarda değil; mutfak ve banyo gibi ıslak zeminlerde de ahşap parke kullanılmasının mekanları bambaşka bir hale getirdiğini belirten Yalınkılıç, “Mimarlar, tüm mekanlarda aynı ürünü kullanarak zeminlerde daha yalın bir atmosfer oluşturuyor. Özellikle lamine parkeler, ıslak zeminler için güzel bir alternatif olarak seçilmektedir. Emlak sektöründeki firmaların yaptıkları araştırmalar, lamine veya masif parke döşeli dairelerin, halı veya laminat döşemelilere oranla daha kolay satıldığını ortaya koyuyor. Ayrıca ahşap parkeler son zamanlarda artık evlerin her yerinde kullanılır oldu” dedi.

    Parkenin renk seçiminde eğilimlerin dönem dönem değiştiğini dile getiren Yalınkılıç, “Natürel Avrupa meşesi, Amerikan cevizi gibi ağaçların kullanıldığı parkelerin yanı sıra, üzerinde gri, beyaz gibi renklerin uygulandığı parkeler de 2017 tercihleri arasında gösteriliyor. Ayrıca fırçalı, testere efektli gibi eskitme ve yaşlandırmaların yapıldığı ürünler de yeni yılın değişmezi olacak. Parkelerin yüzeyleri doğallaştıkça, boyları uzuyor ve enleri genişliyor. Yani zeminlerde doğallık tercih ediliyor” diye konuştu.

    “Kişiye özel parke tasarımı yapılıyor”

    Yalınkılıç, yeni teknolojilerin devreye girmesi sayesinde kolay tamir edilebilen, sistre ve cila gerektirmeyen parkeler de revaçta olduğunun altını çizerek, “Parke sektörü son dönemlerde kişiye özel yaklaşımların modasını yaşamakta. Bunun 2017 yılında da devam edeceğini düşünüyoruz. Farklı olmak, kimseye benzememek, özellikle çağdaş ve kişiye özel mekanlar için aranan bir özellik haline geldi. Tasarımcılar oluşturdukları yeni desenleri ve tekdüze olmayan farklı renkleri kullanarak müşterilerine özel zeminler öneriyorlar. Değişik geometrik desenler, doğal motifler, iç içe geçen farklı renkler, ahşaba yepyeni bir misyon yüklüyor. Parke seçimi yaparken sadece ve sadece moda renkler, trend modeller dikkate alınırsa hüsranla karşılaşabilirsiniz. Ürün seçerken parkenin döşeneceği mekanın üzerinde yoğun trafik olup olmayacağı, ısıtma sisteminin şekli, diğer inşaat malzemeleri ile birleşme yöntemi gibi pek çok detayı dikkate almak gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Bakan Özhaseki: “Şırnak ve ilçelerindeki konutlar 2017 içerisinde tamamlanacak”

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Şırnak ve ilçelerindeki konutların 2017 içerisinde tamamlanacağını söyledi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve Şırnak Valisi Ali İhsan Su ile birlikte Cizre ilçesindeki ziyaretin ardından Silopi’ye gelerek incelemelerde bulundu. Bakan Özhaseki’yi Silopi Kaymakamı Savaş Konak karşıladı. Terör mağdurları için Başak Mahallesi’nde inşası süren konutları ziyaret eden Bakan Özhaseki, Kaymakam Savaş Konak’tan bilgi aldı. Daha sonra Özhaseki, beraberlerindekiler ile birlikte inşaat halindeki konutların içerisini gezdi. Çıkışta inşaat işçileri ile sohbet eden Bakan Özhaseki toplu fotoğraf çektirdikten sonra sivil toplum kuruluşları ile otelde biraya geldi.

    Şırnak Valisi Ali İhsan Su, yaptığı konuşmada, “Sağ olsunlar çok yoğun programları olmasına karşı ilimizin bakanı gibi sık olarak geliyor ve buradaki hizmetleri yakinen takip ediyor. Burada gerçekten operasyon sonrasında çok önemli hizmetlere imzalar atılıyor. Altyapı üst yapı konut hepsi hızlı bir şekilde devam ediyor. Bütün bu hizmetlerden yoğun desteğini veren sayın bakanımızı huzurlarınızda şükranlarımı arz ederim” dedi.

    TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise, “Cizre, Silopi tarihinden bu güne kadar gelecekte de bu coğrafya, Anadolu coğrafyasının güneye açılan kapısıdır. Her zaman da ticaret merkezi olmuştur, Cizre ve Silopi. Böyle olmaya devam edecektir. Biz de Türkiye Odalar ve Borsalar birliği olarak devletimizin bize verdiği görev çerçevesinde hepinizin bildiği gibi Habur Gümrük kapısı projesinde yeniden yapılandırarak kapasitesini arttırdık, modern bir gümrük kapısı haline getirdik” dedi.

    “Terör dünyanın en büyük suçudur”

    Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ise şunları söyledi:

    “Yılbaşında kendi halinde masumane bir şekilde eğlenen veyahut yılbaşını kutlayan bu bir hayat tercihidir, kendileri bilir hiç kimsenin karışmaya hakkı yoktur. İnsanları gelip tarayacak kadar vahşi insanlar çıkabiliyor. Terör dünyanın en büyük suçudur. İnsanlığın hiçbir döneminde terör hoş görülmemiştir. Hiçbir din terörü hoş görmemiştir. Masum insanlara elinde silahı olmayan insanlara savaşmayan insanlara kurşun sıkmak dünyanın en adi işidir. Kayseri’de içeride çalışan asker çocuklar, hepimizin yavrularıdır bunlar. İzne çıkacaklar sabah erkenden eksi -5’te 10’da çıkacaklar. Üstlerini giymişler, otobüse binmişler, şehre gidiyorlar. Yapacakları da şu alışveriş merkezine gidecekler. Bir çay kahve içecekler. Sevdikleri bir yemek varsa onu yiyecekler. Bu yavruların yanına bir cani geliyor. Bombayı patlatıyor. Bir sürü yavrumuz şehit oluyor. Kalanlara soruyorum. Yavrum sen nerelisin ‘Adıyamanlıyım efendim’ diyor. Sen nereden geldin evladım. ‘Van’dan geldim efendim’ diyor. Öbürüne soruyorum İzmir’den gelmiş. Allah korumuş onları. Şehit olan yavrular kim. Yine bizim çocuklarımız. Üzerlerinde silah var mı. Yok. Savaşa mı gidiyor, hayır. Sen ne iş yapardın diyorum ‘Sıhhiyeydim efendim’ diyor. Bu yavruları öldürmek ne demek. Hangi kitapta yazıyor. Hangi milletin vicdanına sığar. Bir işyeri merkezinde bomba patlatıp küçücük yavruları öldürmek hangi kitapta yazıyor. Hangi dinde yeri var bunun. Sırayla başladı. PKK terör örgütü, bir halk arayışı gibi başlayan olay sonra anladık ki dışarıdaki birçok devletin oyuncağı. Dışarıdakiler eğer size para veriyorsa dışarıdakiler size silah veriyorsa sizi dağda besliyorsa yarın kullanırlar. Bir gün gelir paçavra gibi atarlar. Şimdi yaptıkları gibi.”

    “Masum insanların üzerine kurşun yağdırdılar”

    “30-40 sene boyunca bu topraklarda FETÖ diye bir örgüt. Hepimize geldiler sırıttılar kibar bir yüzle ‘Biz dindar insanlarız. Dışarıda güzel okullar açıyoruz. Bu ülkeye dost yetiştiriyoruz. Çocuklarınızı verin okutalım. Size yardımcı olalım. Paranızı zekatını kurbanlarınızı verinde burada değerlendirelim’ diyenler bir gün geldi o kibar yüzleri gitti kurt adama dönüştüler” diyen Özhaseki, şunları kaydetti:

    “Masum insanların üzerine kurşun yağdırdılar. Milletin meclisini bombaladılar ve sonra bombalar attılar. Bu vahşiliği de yaptılar. Birine bakıyorsunuz ırkçı bir terör örgütü, öbürüne bakıyorsunuz güya dindar olduğunu söyleyen bir grup. Bir başka grup daha çıktı. DEAŞ diye. Yeminle söylüyorum proje örgüttür bu. Haklı hiçbir tabanı yoktur. İtikadi hiçbir tarafı yoktur. Dini hiçbir temeli yoktur. Dışarıdakiler bunları örgütlediler. Gönderdiler. Vahşet işletiyorlar. Sonra bütün batı dünyasına diyorlar ki işte Müslümanlar böyledir. Bunlar kafa keser kelle keser, bunlar vahşidir, canidir. Bir taraftan bunlara karşı örgütlerin hepsi savaş kararı alıyorlar. Hem de bir taraftan batı dünyasını İslam’dan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Güçlü olmamızı istemiyorlar. Bir olmamızı istemiyorlar. Paramparça olmamızı istiyorlar, güçsüz düşmemizi istiyorlar. Bu parçalanmışlık içerisinde de her birini ufak ufak kullanmak istiyorlar. Ama başaramayacaklar, bölemeyecekler. İnşallah bu bayrak inmeyecek bu ezan da susmayacak inşallah.”

    “3-4 ay sonra biten evlerimiz olacak”

    Şırnak merkez, İdil, Cizre ve Silopi’de alt yapıların hepsinin ihale edildiğini belirten Özhaseki, “250-300 milyon liraya mal oldu. Sadece su ve kanal işi. 11-12 bin civarında ev yapıyoruz. Bu evlerin hepsi de en geç 2017’nin sonuna kadar bitecek. Aslında 3-4 ay sonra biten evlerimiz olacak. En geç kaldığımız yer Şırnak merkezdi. Orayı da biliyorsunuz evlerin yeniden temizlenmesi, harfiyatın kaldırılması, planlama, proje, ihale derken biraz zaman aldı. Ama 2017’nin sonuna kadar tüm evleri yapacağız. Hak sahibi herkese evini vereceğiz. Kimin evi yıkılmışsa. Bugün gelip bir kardeşimiz ’ben evet sizin yaptığınız evlerden alacağım, yıkılan evim yüz metreydi yüz metrelik evimi verin kardeşim’ dediğinde tamam diyoruz imzalıyoruz karşılıklı. Evini ilk boşalttığı günden itibaren de evini teslim alacağı güne kadar tüm kira bedellerini ödüyoruz” diye konuştu.

  • 2017 SUT ve Genel Sağlık Sigortası Stratejileri Toplantısı

    Ankara Ticaret Odası (ATO) Genel Başkanı Gürsel Baran, “Darbe girişimi ve canlı bomba saldırıları ile emellerine ulaşamayan ihanet şebekeleri ve terör örgütleri, eylemlerini vahşetin zirvesine doğru taşıyor. Şunu herkes iyi bilsin ki, bu saldırıların hiçbiri bizi yolumuzdan çeviremeyecektir” dedi.

    ATO’da 2017 Sağlık Uygulama Tebliği(SUT) ve Genel Sağlık Sigortası Stratejileri masaya yatırıldı. ATO’da Sağlık Özel İhtisas Komisyonu organizasyonuyla Ankara’da bulunan özel sağlık sektörü temsilcileri ile Sosyal Güvenlik Kurumu yetkililerini bir araya getiren geniş kapsamlı bir toplantı gerçekleştirildi. 2017 yılına ilişkin genel sağlık sigortasıyla ilgili öngörüler değerlendirildiği toplantıya ATO Genel Başkanı Gürsel Baran, Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı, SGK Başkan Yardımcısı Op.Dr. Orhan Koç ve ATO Yönetim Kurulu Üyesi Sağlık Özel İhtisas Komisyonu Başkanı Dr. İhsan Şahin katıldı.

    Konuşmasına yeni yılın ilk saatlerinde masum ve silahsız insanları hedef alan terör saldırısını lanetleyerek başlayan ATO Başkanı Baran, “Dünyanın en zor coğrafyasında, ateş çemberinin tam ortasında yer alan ülkemiz ve milletimiz zor bir sınavdan geçiyor. Darbe girişimi ve canlı bomba saldırıları ile emellerine ulaşamayan ihanet şebekeleri ve terör örgütleri, eylemlerini vahşetin zirvesine doğru taşıyor. Hiçbir değer tanımayan, insanlıktan nasibini almamış caniler, ülkemizin toplumsal huzuruna, istiklal ve istikbaline kast ediyor. Ancak milletimiz, farklı yaşam tarzları üzerinden oluşturulmaya çalışılan fay hattının ve oynanan senaryonun farkındadır. Şunu herkes iyi bilsin ki, bu saldırıların hiçbiri bizi yolumuzdan çeviremeyecektir. Sağduyulu milletimiz, Allah’ın izniyle birlik ve beraberliğini muhafaza ederek tüm bu zorlukların üstesinden gelecektir” ifadelerini kullandı.

    “Ticaret Ankara Ticaret Odası’nda konuşulur”

    Toplantının amacına ve ATO’nun hedefine değinen Baran, “ATO yönetimine geldiğimiz ilk gün bu odanın varlık sebebi olan ticaretin geliştirilmesi ve büyütülmesi, istihdamın ve kalkınmanın genişletilmesi için bir karar aldık. ’Ticaret Ankara Ticaret Odası’nda Konuşulur’ diye bir slogan ortaya koyduk. Bu slogan ile özelde Ankara’nın genelde ise Türkiye’nin ticaretini, tüccarını, istihdamını, kalkınmasını ilgilendiren her konunun odamızda konuşulmasını, tartışılmasını, tarafların bir araya gelmesini hedefledik.

    Ülkemizin içinden geçtiği şu kritik süreçte, daha çok üretmek ve daha çok kalkınmak için sorunlarımızı ve sıkıntılarımızı konuşmayı, çözüm yolları bulmayı ve tüm engelleri aşmayı ilke edindik. İşte bu doğrultuda Odamıza kayıtlı tüm sektörleri muhatap kurumlar ile buluşturarak, konuşturarak daha üretken ve verimli bir hale getirmek istiyoruz. Bugünkü toplantımızın konusunu, Sağlık Uygulama Tebliği ve Genel Sağlık Sigortası stratejilerinin 2017 yılı öngörüleri oluşturuyor. Sağlık alanında hizmet veren çok sayıda üyemiz bulunduğu için bu konu bizim açımızdan çok önemli” şeklinde konuştu.

    “Sağlık cirolarının yüzde 90’ı özel sağlık hizmetleri sektörü tarafından yapılıyor”

    Sadece Ankara’da 40 bin kişiye istihdam alanı oluşturan sağlık işletmelerinin, son 10 yıl içinde personeline ortalama yüzde 200 zam yaptığı ifade ederek konuşmasına devam eden Baran, “Mal, cihaz ve hizmet alımlarında yüzde 100’den fazla artışlar ile karşı karşıya kaldı. Bütün bu maliyet artışlarına karşın gelir kalemlerindeki fiyatları sabit bırakıldı hatta bazı kalemlerde geriye gitti. Sektördeki işletmeler 10 yıl önce hangi fiyata film çekiyor ya da ameliyat yapıyor ise bugün aynı fiyata yapıyor. Bu konularla ilgili olarak, sağlık sektöründe hizmet veren üyelerimiz adına yardım ve hassasiyetinizi bekliyoruz. Sadece Ankara’da 2010 yılında var olan 250 tıp merkezi sayısı bugün 75 rakamına düştü. Kamu hastalarına hizmet veren özel hastanelerimizin ve tıp merkezlerimizin önemli bir kısmı bugün SSK ve vergi borçlarını bile ödemeyecek hale geldi. Bu alanda ülkemizin kazandığı Sağlık cirolarının yüzde 90’ı özel sağlık hizmetleri sektörü tarafından yapılıyor. İlimizdeki 36 özel hastaneden 24’ü sağlık turizmi yapıyor. Sağlık turizmi istatistiklerine göre, 2015 yılında özel hastanelerin toplam hasta sayısı 21 bin 412. Bunun 15 bin 55’i sağlık turizmi hastası. Aynı yıl kamu hastanelerinin toplam hasta sayısı 4 bin 652. Bu rakamın bin 883’ünü sağlık turizmi hastaları oluşturuyor. Rakamlardan da görüldüğü üzere sağlık sektörünün ayakta kalması, sadece bu alanda hizmet verenler için değil, ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşması için de gerekli. Bu nedenle sektörün bu sıkıntılarının anlaşılarak, taleplerimizin gerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, gerek Sosyal Güvenlik Kurumumuz gerekse Maliye Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığımız tarafından dikkate alınacağını umuyoruz” diye konuştu.

  • TZOB’dan 2016 yılı tarım değerlendirmesi ve 2017 yılı beklentileri

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ihracatın yüzde 3,6 gerilemeyle 15 milyar 156 milyon dolardan 14 milyar 607 milyon dolara, ithalatın ise yüzde 1,5 azalmayla 10 milyar 160 milyon dolardan 10 milyar 3 milyon dolara indiğini açıkladı.

    TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda 2016 yılını değerlendirerek, 2017 yılı beklentilerini açıkladı. TZOB Genel Merkezi’nde basın mensupları ile bir araya gelen Bayraktar, “2016 Eylül ayı sonu itibarıyla son bir yılda tarımın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı, 2015’deki gibi yüzde 7,5 düzeyinde gerçekleşti. 2015’te yüzde 9,1 büyüyen tarım sektörü, bu yılın Ocak-Eylül döneminde yüzde 6,2 reel küçülme yaşadı. Burada dikkat çekici olan küçülmenin kaynağıdır” şeklinde konuştu.

    Bayraktar, tarımdaki küçülmenin temel nedenini ihracatta yaşanan tıkanmalar ve ihracattan kaynaklı iç piyasada görülen arz-talep dengesizliğinin üretici ürün fiyatlarını düşürmesi olduğunu savunarak, “Üretici fiyatları düşünce toplam tarımsal hasıla da reel olarak azaldı. Küçülme, tarımdaki üretim düşüşünden kaynaklanmadı. Tahıl hariç hem bitkisel üretimde hem hayvansal üretimdeki artış devam etti. Yaş çay dahil 113,7 milyon ton olan toplam bitkisel üretim miktarı, 2016 yılında yüzde 1,8 artarak 115,8 milyon tona çıktı. Üretim, 2016 yılında tahılda yüzde 8,7 azalırken, meyvelerde yüzde 6,8, sebzelerde yüzde 2,4, tahıl hariç diğer bitkisel ürünlerde yüzde 13,1 arttı. 2016 yılında 2015 yılına göre tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretim miktarı 65,1 milyon tondan 65,2 milyon tona yükseldi. Bu grup içinde yer alan tahıl üretimi ise 38,6 milyon tondan 35,3 milyon tona geriledi. Tahıl, meyve, sebze dışındaki diğer bitkisel ürünlerde üretim, 26,4 milyon tondan 29,9 milyon tona çıktı. Meyve üretimi 17,8 milyon tondan 19 milyon tona, sebze üretimi 29,6 milyon tondan 30,3 milyon tona yükseldi. Sebze üretimi ilk kez 30 milyon tonu geçti, hem sebzede hem de meyve üretiminde rekor kırıldı” diye konuştu.

    TÜİK’in verilerine göre ülkedeki büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayısının 2016 yılında 2015 yılına göre bir artış gösterdiğini kaydeden Bayraktar, 2015’de 14 milyon 128 bin olan büyükbaş hayvan sayısının 2016’da 14 milyon 324 bin başa çıktığını dile getirdi.

    “Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı bir türlü kapatılamamaktadır”

    “Hayvancılıkta da üretim artışı özellikle süt, kırmızı et ve yumurtada sürdü” diyen Bayraktar, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    “Sanayiye aktarılan süt miktarı 2016 yılı Ocak-Ekim döneminde 7,5 milyon tondan 7,8 milyon tona çıktı. Aynı dönemde yumurta üretimi 13,9 milyar adetten 14,9 milyar adede yükseldi. Yine 2016 Ocak-Ekim döneminde tavuk eti üretimi 1 milyon 598 bin tondan 1 milyon 567 bin tona indi. 2016 Ocak-Eylül döneminde kırmızı et üretimi ise 853 bin tondan 902 bin tona yükseldi. Görüldüğü gibi miktar olarak üretimde bir gerileme olmadı. Buna karşın üretici fiyatlarındaki düşüş nedeniyle tarımın milli gelire katkısında azalma ve tarımda bir küçülme yaşandı. Nitekim genel tüketici enflasyonunun 2016 Kasım ayı itibarıyla yıllık yüzde 7, Aralık ayı itibarıyla yıllık yüzde 8,53 olduğu bir ortamda tarımda üretici enflasyonu sıfırın altına indi. Tarımda üretici fiyatları, 2016 Kasım ayında yüzde 1,85, Kasım ayı itibarıyla yıllık bazda yüzde 0,82 geriledi. Bu durum doğrudan tarımdaki hasılaya da yansıdı. Üretici-market fiyat farkı 2016 yılı Aralık ayı sonunda 2015 yılı Aralık ayı sonuna göre üreticide 34 ürünün 16’sında fiyat artışı, 18’inde ise fiyat düşüşü, marketlerde 38 ürünün 24’ünde fiyatlarda artma, 14’ünde azalma oldu. Çiftçimizin ürettiği ürünlerin yarıdan fazlasının fiyatı son bir yılda azaldı. Üreticimizin bin bir emekle ürettiği ürünlerin genel tüketici enflasyonundan az artması, hatta bir önceki seneye göre gerilemesi, çiftçimizi olağanüstü zor durumda bırakmaktadır. Ayrıca üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı bir türlü kapatılamamaktadır.”

    “2016 yılında da tüketicimiz, üretici fiyatlarının çok üzerinde bir bedelle ürün alabilmiş, istediği miktarda ürün tüketememiştir”

    2016 yılı Aralık ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkını da paylaşan Bayraktar, “Kuru kayısıda yüzde 398, portakalda yüzde 357, elmada yüzde 304, kuru soğanda yüzde 262, sütte yüzde 243, marulda yüzde 242, kuru üzümde yüzde 240, kuru incirde yüzde 219, mandalinada yüzde 212 ve maydanozda yüzde 209 oldu. Aralık ayında kuru kayısı 5 kat, portakal 4,6 kat, elma 4 kat, kuru soğan 3,6 kat, süt, marul ve kuru üzüm 3,4 kat, kuru incir 3,2 kat, mandalina ve maydanoz ise 3,1 kat fazlaya tüketiciye satıldı. Bugün üreticide 6 lira olan kuru kayısı markette 29 lira 90 kuruş, 52 kuruş olan portakal 2 lira 35 kuruş, 67 kuruş olan elma 2 lira 70 kuruş, 33 kuruş olan kuru soğan, 1 lira 18 kuruş, 1 lira 4 kuruş olan süt, 3 lira 57 kuruş, 76 kuruş olan marul 2 lira 60 kuruş, 3 lira 70 kuruş olan kuru üzüm 12 lira 58 kuruş, 6 lira 50 kuruş olan kuru incir 20 lira 72 kuruş, 72 kuruş olan mandalina 2 lira 23 kuruş, 33 kuruş olan maydanoz 1 lira 2 kuruştur. Bunun uzun süre devam etmesi halinde çiftçimizin üretimden kopmasına neden olacağı açıktır. Çiftçi de istikrarlı bir gelir elde etmeli, tüketici de makul fiyatlarla ürün tüketebilmelidir. Görünen o ki 2016 yılında da tüketicimiz, üretici fiyatlarının çok üzerinde bir bedelle ürün alabilmiş, istediği miktarda ürün tüketememiştir. Mevcut durumdan hem çiftçimiz hem de tüketicimiz mağdur olmuş, aracılar kazanmıştır. Bu düzen değişmelidir. Bu çerçevede Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesinin yapacağı çalışmaları önemsiyoruz. Bu komite etkin olarak çalışırsa tarladan markete olan zincir kırılır, hem üreticinin hem de tüketicinin mağduriyeti önlenir” değerlendirmesinde bulundu.

    Tarımsal istihdamın 2015 yılında yüzde 20,6 ve 2016 yılının Eylül ayında ise yüzde 20,5 olarak gerçekleştiğini belirten Bayraktar, 2016 yılının Eylül ayında tarımın 5 milyon 657 bin kişiye istihdam sağladığını kaydetti.

    “2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ihracat yüzde 3,6 gerilemeyle 15 milyar 156 milyon dolardan 14 milyar 607 milyon dolara, ithalat ise yüzde 1,5 azalmayla 10 milyar 160 milyon dolardan 10 milyar 3 milyon dolara indi”

    Bayraktar, tarımın Rusya ambargosundan ve komşu ülkeler Irak ve Suriye’deki iç karışıklıklardan etkilendiğine dikkat çekerek, “Ocak-Kasım döneminde yaş sebze meyve ihracatında en önemli pazar olan Rusya’ya ihracat yüzde 66,5 azalarak 737,8 milyon dolardan 247 milyon dolara indi. Yaş sebze ve meyvede kayıp 490,8 milyon dolar olmuştur. Her ne kadar Rusya’nın mandalina, portakal, kayısı, şeftali ve erikte ambargoyu kaldırması bizleri memnun etse de üzüm, domates, elma, lahana, brokoli, salatalık, armut, çilek, soğan, karanfil, tavuk ve hindi etinde yasak devam etmektedir. Beklentimiz uygulanan ambargonun tüm ürünlerde kaldırılmasıdır. Kanatlı sektöründe en önemli pazar olan Irak’ta yaşananlar da bu alandaki ihracatı sıkıntıya soktu. Sonuçta 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ihracat yüzde 3,6 gerilemeyle 15 milyar 156 milyon dolardan 14 milyar 607 milyon dolara, ithalat ise yüzde 1,5 azalmayla 10 milyar 160 milyon dolardan 10 milyar 3 milyon dolara indi. Görüldüğü gibi tarım ve gıda geçen yılın Ocak-Kasım dönemine göre 392 milyon dolar azalsa da 4 milyar 604 milyon dolarlık dış ticaret fazlası vermeye, ekonomiye katkı yapmaya devam etti” açıklamasında bulundu.

    “Yem ve gübrede 2016 yılında KDV’nin sıfırlanması çiftçimiz açısından memnuniyet verici bir gelişme olmuştur”

    Mazot, gübre, tohum, ilaç, elektrik gibi girdilerin tarımın önemli maliyet unsurları olduğunun altını çizen Bayraktar, “Yem ve gübrede 2016 yılında KDV’nin sıfırlanması çiftçimiz açısından memnuniyet verici bir gelişme olmuştur. Henüz rakamlar kesinleşmese de 2015 yılında 9 milyar 971 milyon lira olan tarımsal destek bütçesi, 2016 yılında yüzde 16,8 artarak, 11 milyar 644 milyon liraya çıktı. Bu rakam, 2017 bütçesinde tarıma ayrılan kaynak, yüzde 10,25 artarak 12 milyar 838 milyon liraya yükseldi” dedi.

    Bayraktar, 2017 yılında mazot fiyatlarının yarısının devlet tarafından karşılanacak olmasının çiftçi lehine önemli bir gelişme olduğunu ve hükümetin bu kararının üretime olumlu yansıyacağını söyledi.

    “Üreticiyi tarlada tutmak istiyorsak bu sorunu çözmeliyiz”

    2017 yılı tarım beklentilerine ilişkin ise Bayraktar, şunları kaydetti:

    “Üreticiyi tarlada tutmak istiyorsak bu sorunu çözmeliyiz. Bunun başka yolu yoktur. Hükümetimizin başlatacağı havza bazlı üretim modeli de planlı üretimin ilk adımı olacaktır. Planlı bir üretim yapıldığında, üretici gelir, ürünler fiyat istikrarına kavuşacaktır. Gübre kullanımının sürdürülebilir olması için gübre fiyatlarının makul seviyelerde olması gerekmektedir. Fiyatlarındaki yüksek artış, gübre kullanımının azalmasına ve dolayısıyla verimin düşmesine neden olmaktadır. Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan pay ve fonlar ile yüzde 18 KDV, tarımda kullanılan elektrikte gübrede olduğu kaldırılmalıdır. Hayvancılık işletmelerimizin indirimli tarifeden elektrik almaları sağlanmalıdır. Elektrik borçlarının desteklerden kesilmesiyle ilgili uygulama kaldırılmalıdır. Özellikle sertifikalı tohumluğun zamanında ve uygun bir fiyatla çiftçimize ulaştırılması tarımsal üretimin artırılması açısından önemlidir. İthalat değerinde en çok paya sahip olan sebze tohumluğu başta olmak üzere tohumlukta dışa bağımlılık azaltılmalı, yeni çeşit geliştirmek için Ar-Ge çalışmalarına hız verilmelidir. Sebze tohumluk ve fidelerinde uygulanmakta olan KDV’nin de diğer tohumluklarda olduğu gibi yüzde 1’e indirilmelidir. Son yıllarda çiftçilerimiz sürekli afetlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Afetler nedeniyle yeterli geliri elde edemeyen çiftçilerimiz, kullanmış olduğu kredilerin geri ödemelerini de yapamamıştır. Üretim devamı için Türkiye genelinde 1 Ocak-31 Aralık 2016 tarihleri arasında meydana gelen tabii afetlerde ekilişleri, ürünleri, hayvan varlıkları, tesisleri ve seraları en az yüzde 30 oranında zarar gören Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan düşük faizli kredi kapsamındaki borçları, yüzde 3 faiz tahakkuk ettirilmek suretiyle 1 yıl ertelenmiştir. Borçların ertelenmesine ilişkin kararnameden üreticilerimizin önemli bir kısmı faydalanamamıştır. Erteleme Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan düşük faizli krediler için geçerli olmuştur. Ziraat Bankasından ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi alan ancak ürünlerini tarım sigortası yaptıramadığı için düşük faizli kredi kullanılamayan üreticilerimiz ile 2016 yılında diğer bankalardan kredi kullanan üreticilerimiz erteleme kararından yararlanamamıştır. Tarım sigortalarında sigorta yaptıran üretici sayısı artmakla birlikte henüz istenilen düzeye gelinememiştir. Ülkemizde Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı toplam alan dikkate alındığında sigortalanma oranı hala yüzde 13’dür. 2017 yılında, 81 ilin tamamında kuru tarım alanlarında ekili buğday ürünü kuraklık verim sigortası kapsamına alınacak olması önemli bir karardır. Bugüne kadar tarım sigortalarında kuraklık gibi ülkemiz ve çiftçimiz için çok önemli riskin kapsamda olmaması büyük bir sorundu. Bu eksiklik, Birliğimizin de girişimleriyle giderildi.”