12 Mart 1977 tarihiydi Erzurum’u sanata bir adım daha yaklaştıran. Tarihin, kültürün adresi olan bu güzel şehir, sahnelere merhaba diyerek dadaşların hayatına heyecan katmıştı. Çünkü; Devlet Tiyatroları’nın açılmaya uygun gördüğü nadir şehirler arasındaydı Erzurum. Açılması her ne kadar sevinç ve mutluluğa yol açsada sonuç hüsran oldu. Kısa sürede kapılara kilit vuruldu. Birkaç sene içerisinde varlığı bile unutulan bu sanat evi 1981 yılında tekrar açıldı. Bu sefer bir öncekinden tek farkı halkın beklenti içerisinde olmamasıydı.İzleyicisiz tiyatro, tiyatro olamazdı.Turneler yapılıyor ,oyuncular boş koltuklara oynayıp gidiyorlardı.Bu sebepten dolayı oyuncular Erzurum’a gelmek istemiyorlardı. Haksızlar mıydı peki ? Tabi ki haklılardı. Bulundukları şehirde bir sahne ayarlayıp kapısına Erzurum yazsalar, seyirci almayıp boş koltuklara oynasalar Erzurum’dan bir farkı olmayacaktı. O kadar yolu da boşuna gelmeyeceklerdi.Sorunda tam olarak buradaydı zaten.Devlet Tiyatrosu açılmıştı; ama düzgün bir çalışanı dahi yoktu.Turneler ile ”Erzurum’da Devlet Tiyatrosu var” nasıl denilebilirdi ki ? Tütmeyen ocak misaliydi o dönem ki tiyatromuz. Böylece perdeler kapatılarak Erzurum ikinci kez karanlıkta bırakıldı.
Aşağı yukarı on beş sene tiyatro adına hiçbir girişim olmadı. Ta ki 1997 senesine kadar.Gerek tiyatrocular gerekse az sayıda tiyatro sever bu atölyenin üçüncü kez açılması için tüm şartları zorladılar.Daha kapsamlı ve donanımlı bir adım atmak için çabaladılar.Bu seferki Erzurum Devlet Tiyatrosu turnelere bel bağlamayacak, kendi idari ve teknik personeli ile başarının yolunu tutup dadaşlara tiyatro sevdasını aşılayacak idi. Ergün Sav’ın ‘’Can Bebek ’’ adlı oyunuyla Güneş Erzurum’a doğmuş perdeler kapanmamak üzere sonuna kadar açılmıştı.Koltuklar tam olarak doldurulamasa da eskisi gibi boşta değildi.Oyunlar sergilendikçe halk da bu durumdan haz almaya başlıyordu.Her oyunda koltuklar birkaç kişi artıyor bu da çalışanları daha da hırslandırıyordu.Erzurum başarmıştı.Bu başarının hemen ardından ”Şehir Tiyatrosu” adı altında bir oluşum meydana geldi.Bu da Erzurum için muhteşem bir alternatif oldu.
1997′ den bu yana tam on altı sene geçti.O zamandan bu zamana bakıldığında tiyatro en güzel çağını yaşıyor.Belki bir sinema seviyesine ulaşamadı; ama insanların gözünde farkındalık oluşturmayı başarabildi.Halkımız tiyatro sayesinde keyifli vakit geçirir hale geldi, hem de kendilerini geliştirme adına önemli yol katettiler.Böylece bilinçsiz toplum kimliğinden uzaklaştırılıp bilinçli şahsiyetler kazandırılır hale gelindi.Bir diğer taraftan Atatürk Üniversitesi de açmış olduğu Sahne Sanatları Bölümü ile tiyatroyu hobi olmaktan çıkarıp meslek olma hayaline kavuşturmak için gençlere yol açtı.Böylece geleceğe yönelik tiyatro yazarı ve oyuncu birikimi için önemli bir kumbara haline geldi Atatürk Üniversitesi vasıtasıyla Erzurum.
Son dönemde ise Erzurum Devlet Tiyatrolarının kapısına gidildiğinde ‘’ Bilet Kalmadı ‘’ sözünü duymak moda olmuş durumda.Başta da bahsettiğim gibi seneler öncesi kapının önünden izleyici toplanırken şimdilerde yer bulamama korkusuyla internetten tüm biletler tüketiliyor.”
Geçenler de bir oyun izlemek için Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun yolunu tuttum.Kapının önüne vardığımda on beş’li yaşlarda bir genç gurubu gördüm.Kendi kendime ülke ve tiyatro nereye gidiyor sorusunu bikaç kez tekrarladım. Gözümde on sene sonraları canlandı bu gençlerin…Akabinde içimde güzel bir huzur oluştu.Yanlarına yaklaştığımda üşümüş yüzleri ve titreyen bedenleri görünce içimdeki huzur birden burukluğa dönüştü. Erzurum’un kış akşamları malum. En aşağı -20 derece soğuk ve sağı solu alkollü mekanlar.O saatte bu yaştaki çocuklar için ne kadar sağlıklıydı buralar, diye sorguladım kendimi.İçeri girme aşamasında çocuklardan birkaç tanesiyle aramızda sohbet geçti ve içimi burkan soruyu sordum ‘’ bu soğukta niye geldiniz ? ‘’ Karşılığında ise aldığım cevap : ‘’ Ağabey senede 5-6 oyun geliyor zaten onlarıda kaçırmak istemiyoruz ’’. Biraz duraksadım aldığım bu cevap karşısında. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.Şehir ne kadar soğuk olursa olsun gençlerimizin tiyatro sevdası her şeyin önüne geçmişti.Fakat sevgilerine verilen karşılığın yeterli olmadığından da yakınmayı ihmal etmiyorlardı.Çünkü gençlerimiz için senede 5-6 oyun çok ama çok azdı.
Dün’den bugune böyle hızlı bir değişim içerisine giren Erzurum halkı, küçüğünden büyüğüne, yaşantısından eğitimine inişli çıkışlı performansıyla tiyatroyu otuz beş seneye sığdırmayı başardı.Otuz beş senelik bu nikah ile Erzurum tiyatrodan, tiyatro da Erzurum’dan kopamayacak bir hal aldı.
Tiyatro bir sevda, Erzurum ise tiyatro’nun evidir…